10.Bölüm
"Adımı söyle!"AŞKIN
"Git başımdan!"
"Bana büyük bir haksızlık yaptığının farkında mısın? Üzerime atlayan oydu." dedi Emre tekrar karşıma geçerek.Dudağının kenarındaki patlamış yarası kurumuştu patlamış kaşı da farklı değildi. Gözünde oluşmuş morluk Ensar'ın gücünü gözümde kanıtlıyordu. O durumda böyle dövüyorsa...
"Aşkın? Ciddi olamazsın. Yüzümün halini görüyorsun." dedi tekrar. Tek omzumdan desteklenen yan çantamı daha sıkı kavradım ve onu sollamak üzere harekete geçtim. Önüme geçerek yolumu kesti.
"Bir şeyler söyle Aşkın." dedi. Gözlerimi devirmek istesem de kendimi durdurmayı başardım.
"Ne dememi bekliyorsun? Son yumruğun mükemmeldi, filan mı diyeyim? Haksızlıktan bahsediyorsun ama en büyük haksızlığı kendin yapıyorsun, farkında mısın? Senin yüzünden ameliyat geçirmek zorunda kaldı. Aramızda öyle bir şey geçmediği halde sen öyle bir şey uydurdun! Belli ki orada çalışıyordu ve sen arkadaşlarının önünde neler söyledin! Ve ayrıca tüm okul, benim bir s*rt*k olduğumu düşünüyor! Sayende! Teşekkür ederim!" dedim ve onu paslayıp geçtim. Arkamdan yetişti.
"Özür dilerim ama sana zarar vermiş olması sinirlerimi germişti. Bir an öyle olduğunu düşündüm. Ben sade-"
"Şimdi zararı veren kim acaba?" dedim lafını keserek.
"Seni korumaya çalışıyordum. Gerçekten kötü birşey yapmaya çalışmıyordum."dedi Emre.Ve devam etti." Hem maden sevgili değilsiniz, neden bu kadar önemli o?"
Sen kimsin beni koruyorsun! Hem sana ne! Sevgilim ya da değil!
Durdum ve yüzüne baktım.O da benimle durdu.
"Emre gerçekten. Şimdi konuşmayalım. Yoksa kalbini kıracağım. Ensar iyileştikten sonra bakalım seni affedebilecek miyim?" dedim. Başıyla onayladı. Mavi gözleri zayıflamışçasına bakıyordu. Kollarını etrafımda doladı ve arkadaşça bir sarılmayla veda etti.
"Kendimi şimdiden affedilmiş sayıyorum. Görüşürüz." dedi ve yanımdan ayrılıp geriye doğru ilerlemeye başladı.
Biraz daha yürüdüğümde gördüğüm kapıya yöneldim. Saat daha sekize yeni geliyordu ama yapacak bir şey yoktu. Gece bir sağa bir sola dönüp durmuş, uyuyamamıştım.
Bu saatte zil çalmayı uygun görmediğim için kapıya vurmayı tercih ettim. Ne fark ederse! Sonuçta her türlü uyandıracaktım.
Kapıyı Ensar'ın annesi açtığında gülümsedim.
"Günaydın. Müsait misiniz?" dedim. Gülümseyerek karşılık verdi. Siyah gözleri çökmüş gibi duruyordu.
"Geç kızım. Müsait olmak ne demek..." dedi içeriyi göstererek. İkinci kez geldiğim eve tekrar baktım.
Küçük sevimli bir evdi. Şuan ki evimizden kat kat küçüktü. Hatta eski evimizden bile küçüktü. çok zengin olmayan bir eşya düzeni vardı. Sanki evin tamamı yamanmış gibiydi. Hiç bir parça birbirine uymuyordu.
Salona geçtiğimde olmaması gereken bir vaziyette uyuyan Ensar'ı gördüm. 'Küçük bir evde yaşayan büyük bir kalp...' dedim içimden. Ya onu yatarken görmemden ya da düşündüğüm düşünceye olan utancımdan kızarmıştım.
Yüz üstü bir şekilde koltukta uzanmıştı. Sürekli karışık duran saçları daha da karışık bir hale gelmiş ve sert yüz hatlarına çocuksu bir tatlılık katmıştı. Bir kolu birazdan kayıp düşecekmiş gibi dışarıya doğru dönüktü.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nesil Serisi 1; Kıyıdaki İki Tekne Masalı
RomanceIssız bir yolda ilerlerken kenarda kuru çalıları fark edersin bazen... Öldüklerini görürsün. Yanından öylece geçmen büyük hata olur. Durur ve dokunursun yumuşak parmak uçlarınla. Belki dağılır küçük hareketinle çiçekler. Eğilir yanlarına açma...