51. BÖLÜM (20 BİN ÖZEL)

2.1K 80 0
                                    

Beğenileri ve yorumları eksik etmezseniz sevinirim. İyi okumalar. 🌹

Yağmur'dan

Dün Ecrin'in ve Azra'nın verdiği uyku hapı sayesinde neredeyse on iki saat uyuyunca uyku tutmamıştı. Bende can sıkıntısından Tuğçe Kandemir'in Sonbahar şarkısını dinliyordum, tam uykuya dalacakken Savaş geldi ve içimdeki bir gündür süren korku sona erdi. Elimi huzurla Savaş'ın yeni tıraş olmuş yumuşacık yanaklarında gezdirip, baş parmağımla yanağını okşamaya başladım ve uyuşturucu etkisi veren kahve kokusunu derinlemesine içime çektim. Bu kokuyu bir gün bile ciğerlerime çekmemek ölüm gibi geliyordu. Savaş, "Bu şarkı bana mıydı?" Diye sorduğunda kapalı olan gözlerimi açıp gözlerine baktım, onun da gözleri kapalıydı. "Hayır," Dedim ve gözlerimi kapatıp fısıldadım, "İkimiz içindi."

Savaş keyifli bir sesle karşılık verdi, "O zaman daha sık ikimiz için şarkı söylemelisin, çünkü bu sesi özleyeceğim." Dediğinde kendi kendimce şımarsamda belli etmedim, "Bu çirkin sesle şarkı söylemek mi? Haha, güldürme beni."diye alaycı bir tavırla söylediğimde Savaş karşılık verdi. "Sesin çok çirkin denecek kadar kötü değil Yağmur, abartma. Sadece şarkı söylerken biraz daha kalınlaşıyor. Bu problemide doğru şarkılar söyleyerek halledebilirsin. Herkesin sesi güzeldir. Sadece şarkı seçimleri seslerine gitmediği için sesi kötü olarak algılanır." dediğinde şaşırmadan edemedim. "Müzik hakkında biraz da olsa bilgin var sanırım." Diye sorduğumda biraz duraksadı, "Evet biraz değil, baya var. Çünkü Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvar öğrencisiyim." Dediğinde biraz daha şaşırdım.
"Öğrencisiyim derken? Hâlâ okuyor musun?" Diye sorduğumda anında cevap geldi, "Hayır, okurken babamın ölümü denk geldiği için dondurmak zorunda kaldım. Dondurunca da bir daha da okula ayıracak zamanım olmadı çünkü," dedi ve cümlesini bitirmeden sustu. "Çünkü?" Diye sorup cümlenin devamını beklediğimde Savaş, konuyu bir anda kestirip attı. Onun hakkında hâlâ öğrenmediğim, daha doğrusu öğrenemediğim birçok şey vardı. Adeta kapalı, çokça bölmesi olan bir kutu gibiydi. Kendini her zaman açmıyor, canı istediğinde ise her zaman farklı bir bölme ile karşı karşı kalıyordum.

"Her neyse şimdi sen onu boşver.
Yarın erken kalk. Alışverişe gideceğiz, çünkü yarın otelde doğum günü partin olacak."dediğinde duygu karışımı yaşadım.
Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. İnsan bir sürpriz falan yapardı değil mi?
Yemin ederim dağ ayısı bu ya!

Yanağındaki elimi çekip gözlerimi açtım ve bir anda sırtına vurdum, "Allah seni kahretmesin Savaş, insan bir sürpriz yapardı. Ne bu böyle? Her şeyi patır patır ortaya döktün. Şimdi her şeyin büyüsü bozuldu." Diye sızlandığımda Savaş gözlarini açıp gözlerime baktı. Gecenin karanlığıyla harmanlanan kahverengiyle karşılaşmak nabzımı yavaşlatmıştı. "Yağmur sen benim ne zaman sana sürpriz yaptığımı gördün?" Diye sorduğunda hiç düşünmedim, çünkü Savaş bana hiç sürpriz yapmamıştı.

Bozulduğumu belli etmemeye çalışarak gözlerimi kapattım ve tekrar elimi Savaş'ın yanağına koydum. Şu anda bir gündür aklımdaki Yağız'la alakalı bütün soruları men etmiş, büyüleyen kahve kokusunu derinlemesine içime çekerek kendimi uykuya vermiştim. Artık Savaş ne derse onu duymamazlıktan gelip uyumaya çalışacaktım.

Ama şu ana kadar hiç gereksiz yere konuşmayan Savaş'ın konuşası tuttu ve olan uykumuda alt üst etti. "Yağmur, uyumadığını biliyorum bana bak." İki üç kere aynı cümleyi tekrarlayınca huysuzca sesimi çıkartıp gözlerimi açtım, "Ne var Savaş? Gördüğün gibi uyumaya çalışıyorum." Dediğimde Savaş, "Yarın doğum günü partisi bittikten sonra, Savaş'ın Yağmur'u olur musun?" Diye sorduğunda başta ne demek istediğini anlamadım ama kafam sonradan dank etti. Şaşkınlığımı gizleyememiş kekeleyen sesimle konuştum. Böyle bir şeyi gerçektende beklemiyordum, "Ben, ben bilmiyorum Savaş. Evet de diyemem, ama hayır da."
dediğimde Savaş göğsümden kalkıp beni de belimdeki eliyle kendine doğru çekti ve dizlerimin üstüne kalkmamı sağladı.

"Hemen karar verme Meleğim. Biraz düşün, biliyorsun senin isteğin olmadan hiçbir şey yapmam." Diye kulağıma fısıldadığında başımı çıplak omzuna koyup konuştum, "Daha öpüşmeyi bile beceremeyen, annesi ve babası yüzünden yıkılmış sadece Dağ ayısı ve onun küçük, tatlı yavrusu için bütün zorluklara dayanmaya çalışan, kalbi ve hayalleri yıkık bir kız sana ne verebilir ki Savaş?" Sesim fısıltı ile acıyla harmanlanmış bir şekilde çıktığında, Savaş ellerini yavaşça belimden çekip yüzümü omzundan kaldırdı ve yüzümü avuçlarının içine aldı.

"Daha öpüşmeyi bile beceremeyen, annesi ve babası yüzünden yıkılmış sadece Dağ ayısı ve onun küçük, tatlı yavrusu için bütün zorluklara dayanmaya çalışan, kalbi ve hayalleri yıkık olan bu Melek, dağ ayısına ve onun küçük, tatlı yavrusuna çok şey verdi. Dağ ayısı için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olan bu Melek, dağ ayısınında kalbindeki yaraları, geçmişten kalan izleri yavaşça sardı mesela. Hemde hiç farkında olmadan. Dağ ayısı Meleğini her haliyle, her şekliyle seviyor. Ama Meleği bunu hâlâ anlamıyor. Kendini dağ ayısına bırakıp yaralarını sarmasına izin vermiyor. Çünkü hâlâ ondan korkuyor. Ona zarar vereceğini düşünüyor, ama Melek yanılıyor. Dağ ayısının, ona zarar vermeyeceğimi bilmesi gerekiyor." Diye fısıltı ile yüzüme ılık nefesini yüzüme bahşettiğinde kalbim her geçen saniye hızını arttırmaya başlamış, midemdeki kelebekler tekrardan Savaş sayesinde hayat bulmuştu.

Kendimi ifade etmek adına zorlada olsa dudaklarımı aralayıp konuştum."Belki de o Melek, dağ ayısından korkmak yerine utanıyordur." Dediğimde Savaş dudağımdan küçük bir öpücük alıp cümlesine başladı.
"Melek, dağ ayısından utanmamalı." Dedi ve aramızdaki boşluk sıfıra inecek kadar azalttı. Gözlerimi kapatıp, midemde uçuşan kelebekleri dikkate almayarak dinlemeye çalıştım ama olmuyordu, midemdeki kelebekler artık kasılmalara dönüşmüştü.
" 'Sen benimsin, Savaş Arıkan' diyen Melek, gerçektende onun olmasını istiyorsa utanmadan söylemeli. Dağ ayısı, Meleğini hep istiyordu ama Melek'inin korktuğunu biliyordu. Artık korkulacak ve utanılacak bir şey yok, gel ve tam anlamıyla birbirimizin olalım. Melek'in de dediğin gibi, Birbirimizin yaralarını kanatmak yerine, neden birbirimizin merhem olmuyoruz?"

Ellerimi Savaş'ın siyah saçlarına daldırdım ve oynamaya başladım, " Karanlık hayatını kapalı bir kutu gibi saklayan, o kutunun her bölmesinde ise farklı bir sırrı olan dağ ayısının, ne bir sırrını açıkladığını ne gördü bu Melek, ne de duydu. Meleğin, dağ ayısının yaralarını sarması için önce o kutunun ikinci sahibi olduğumun hissettirmesi gerekiyor." dediğimde Savaş birden dudaklarını dudaklarımla kapatıp yavaşça öpmeye başladı. Anında karşılık verdiğimde dudaklarımızı ayırmadan yavaşça beni yatağa bıraktı.

Ne istediğini çok iyi biliyordum ama iki saniye önceki söylediklerim hâlâ geçerliydi. Savaş, yavaşça alt dudağıma bir öpücük bıraktıktan sonra ılık nefesi yüzüme tekrar çarptı.
"Bu ayı sana söz veriyor. O kutunun kapağı çok yakında açılacak ve gece kadar soğuk ve siyah olan hayatımın, can acıtıcı sırları bir bir açığa çıkacak, fakat biri hariç. O sırrımı asla söylemem. Söyleyemem."

=>=>=> DEVAM EDECEK =>=>=>

GİTMENE İZİN VEREMEM |1+2|Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin