10

10.9K 707 321
                                    

Masal: Ayşegül?

Masal: mesajıma en son görüldü attın ve çıktın. Bir şey olmadı değil mi?

Dün onunla konuşurken birden bana görüldü atıp çevrim dışı olmuştu. O saatten beridir de girmemiş olduğu için haliyle endişelenmeye başlamıştım.

Telefonumu cebime indirip elimdeki paspasla dükkanı silmeye devam ettim. Saat henüz 9'du ve bir müşteri bile uğramamıştı. Son zamanlarda böyle olması artık beni endişelendiriyordu. Dükkan Allah'tan aile yadigarı olarak bize aitti de kirası yoktu, fakat okulumun ücreti bu durum yüzünden bizi maalesef ki zorlayabilirdi.

Müzik benim hayalimdi, her zaman olmak istediğim yerdi. Ailem de bu konuda her zaman arkamda durmuş ve ne olursa olsun hayallerimi gerçekleştirmek üzere beni Müzik bölümüne yollamak için ellerinden geleni yapmışlardı.

Sonunda paspaslamamı bitirdiğimde dükkandan içeri giren anneme doğru baktım. Hızla eşarbını başından indirdi ve bonesiyle kaldı. "Samet okula gitti mi?" Diye sordum.

Askılıktan kaptığı yazmasını başına geçirip bağlarken kafasını onaylarcasına salladı. Samet benim 10. sınıfa giden erkek kardeşimdi. Zaten kadromuz da bu kadardı.

"Gelen giden oldu mu?"

Evet demeyi çok isterdim ama diyemedim. "Hayır."

Sanki bu ona hiç sürpriz gelmezmiş gibi ellerini salladı ve arkaya yönelip mutfağın yolunu tuttu. Ben de derin bir nefes verdim ve kendimi masanın tekine attım.

Birkaç dakikalık sandalyedeki amaçsız oturmamdan sonra dün burada unuttuğum keman çantama çarptı gözlerim. Direkt ayağa kalkıp onu aldım ve geri yerime oturdum. En azından boş boş oturacağıma bir şeylerle uğraşabileceğimi düşünerek keman çantamın fermuarına uzandım.

Eskiden teyzem, halk eğitim merkezinin keman kursunda öğretmen olarak çalışır ve kemanla tanışma yolcuğumun da baş kahramanıydı. Bana keman çalmayı öğretmiş ve aynı zamanda da müziği sevdirtmişti. Kısaca müzik hayatımın oluşmasındaki en büyük etkendi kendisi.

Ardından kendisi yurt dışına çıkınca bir başıma kalmıştım fakat çalışmalarımı asla ama asla bırakmamıştım. Her ne kadar profesyonel olmasam da bir şekilde çalışıyordum. Üniversitenin de bana bu yolda çok yardımcı olacağını düşünüyordum.

Çıkardığım kemanımı sol omuz tarafıma yerleştirip çenemi de çenelik kısmına yerleştirerek doğru pozisyonu yarattım. Ezberime gelen ilk parçayı çalmaya başladığım vakit lokantaya giren kişiyle duraksayıp yayımı usulca aşağı indirdim.

Çenemi çenelikten kaldırır kaldırmaz karşımda düpedüz duran Toygar'la göz göze geldim. Kepini başından indirdi ve saçlarını dağıtıp kafasını hafiften yana doğru eğerken sordu, "resital mi var yoksa yemek mi var?"

Kemanımı direkt indirip çantasına yerleştirmeye çalışırken "tabii ki de yemek var," diye mırıldandım.

Fermuarını çekip tekrar kenara koyduğumda ise Toygar çoktan bir sandalyeyi çekip oturmuştu. Kolları kenetli bir şekilde bana bakıyor olduğunu fark etmemle birden afallayıp gülümsedim. "Senin burada ne işin var?"

Omuz silkti. "Yemek yemek istiyorum."

"Evin buraya yakın galiba?"

Sıkılmış bir tavır takınarak kafasını büfe tarafına doğru döndürdü. "Lokantacı teyze nerede?"

"Mutfakta." Dedim düz bir sesle. "Eksik yemekleri hazırlıyordur."

Ellerini saçlarının içerisinden geçirdi ve dudaklarını yaladı. "Nohut yemeği vardır umarım bugün de."

Nohut mu? Gerçekten mi?

"Her gün zaten aynı şeyler var," bu dediğim şey sonrası kaşlarını havaya kaldırdı sanki çok şaşırtıcı bir şey söylemişim gibi. "O zaman bir ezogelin, etli nohut yemeği ve pirinç istiyorum yine."

Derin bir nefes verip ayağa kalktım. "Ben bir mutfağa bakayım öyleyse hazırlar mı değiller mi diye."

Kafasını salladığında arkama bile bakmadan annemin yanına, mutfağa gittim. Annem çeşit çeşit yemekleri tencerelerde hazır ederken "müşterin var," dedim duygusuz bir sesle.

"Kimmiş?"

"Ayağına servis bekleyen türden."

"Ay o zibidi mi?" Diye sordu gülme karışımı bir sesle. Hemen yanına yönelip şüpheyle sordum, "nereden tanıyorsun sen bunu anne?"

Bana doğru tip tip bakarken elindeki tahta kaşığı tezgaha bırakıp ellerini beline yerleştirdi. "Asıl sen nereden tanıyorsun bakayım?"

"Bizim bölümden," dedim düz bir sesle. "Gıcık bir şey ya. Ukala ukala cevaplar veriyor, kendini bir şey sanıyor."

"Sana ne be?!" Agresif bir tavırla tencereyi kucakladı ve mutfaktan çıkmadan önce bunu söyledi, "biz sadece müşterinin parasına bakarız, kendisine değil." Evet, bu bizim lokantamızın sloganı olabilir.

Ben de tam arkasından çıkıyordum ki cebimdeki telefonumun türediğini hissettiğim an duraksayıp elime aldım.

05**: yok ayol bir şey olmadı ehhehe.

Masal: anladım.

Masal: ne bileyim sen yazmayınca ben de merak ettim işte.

05**: evin kızı olmak zor.

05**: yazmaya anca vakit bulabildim işte. 🤭

Masal: tamam, sorun değil.

Masal: dün biraz moralim bozuktu da, sen de yazmayınca sıkıldım biraz.

05**: peki Barış?

05**: şey yani onunla da konuşabilirdin, o da arkadaşın gibi ya.

Masal: konu, onunla konuşabileceğim türden değil.

Sonunda telefonumu cebime indirip mutfaktan çıkmamla bir bildirim geldiğini hissettim fakat bakmadım. Annemin büfeye yerleştirmiş olduğu tepsiyi kapıp Toygar'ın masasına doğru yönelmeye başladım.

Acayip sinir olmuştum. Yemeklerin büfeden alınması gerekirken boktan yere ben onun ayağına götürüyordum. Üstelik burası garsonlu bir restoran bile değildi. Self servis veriliyordu. Annemin de bu duruma sessiz kalması ayrı olaydı. Sanırım tek gelen müşteriyi de elinden kaçırmak istemiyordu.

Tepsiyi önüne doğru bıraktığımda ona yandan bir bakış attım ve gözlerimi devirdim. Yemeği önüne çektiğinde ise telefonumu çıkardım ve gelen mesaja doğru baka baka eski yerime oturdum.

05**: nasıl yani?

Masal: aslında konu zaten Barış'ın kendisi.

Toygar'ın telefonunun titrediğini hissetmemle istemsizce başımı kaldırıp ona doğru baktım. Peçetesiyle hızla dudaklarını sildi ve telefonunu aldığı gibi kulağına yerleştirdi. "Efendim Talat?"

Geri önüme döndüm ve telefonumun ekranını kapatıp geri önlüğümün cebine yerleştirirken lokantaya yeni giren bir müşteriyle ayağa kalktım.

-
***gidisat güzel güzel.

CANSIZ YILDIZLAR | TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin