Ateş leptopu açıp şifreni yazdı. Ve nihayet olmuşdu. Şifre doğruydu. İkimizde çocuklar gibi seviniyorduk. Gülümseyerek bir-birimize bakıyorduk.
Ben:Şifre pofudukmuymuş?
Ateş:Evet, nasıl akıl edemedim. Pofuduk Senanın kedisinin adı. Mailleri kontrol edelim hadi.
Ben:Edelim.
Ateş buldum diye bağırdı.
Ben:Ne, kimmiş?
Ateş:Bilmiyorum garip bir adı var. Polise gitmem gerek. Ben çıkıyorum. Gelince konuşuruz olur mu?
Ben:Tabi git. Güzel haberlerle gel.
Ateş gitmişti bende kalkıp kendime çay koymuştum. Kendimi bildim bileli kahve hiç sevmemiştim. Çayıda hep açık içerdim. Açık içmemle arkadaşlarım hep Cemal Süreyanın sözlerini söyler dalga geçerlerdi benle.
"Açık çay içerdi hep, demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş, öyle derdi.."
Cemal Süreya
Ateş nasıl içiyordu acaba? Kahve mi seviyordu yoksa çay mı?
Çayımı alıp içerek kitab okumaya başladım. Kitabın kötü yerindeydim. Sevgililer kavuşamamıştı. Ağlamaya. başladım. Ben mi normal değildim yoksa kitab okurken, filme bakarken her kes her önüne gelen şeye ağlıyor muydu? Çocukluğumdan beri kitab okurken yalnız okumaya çalışırdım hep. Çünki kimsenin gözyaşlarımı görüp dalga geçmesini istemiyordum.
Kitabı bitirip masada koydum. Biraz uzanmaya karar verdim. Ateşe yazıp onu rahatsız etmek istemiyordum. Çıktıktan sonra bana yazacaktı zaten. Uzanıp çok sıkılmışdım. Acaba polisler birşey bula bileceklermiydi diye içimden geçirdim. Eminim bulacaklardı. Bu arada biz Ateşle numara meselesini tamamen unutmuştuk. Belki de yalnızca ben unutmuşdum. Acaba Senanın telefonundan Ateşe benim numaram neden atılmıştı. Benimle ne alakası vardı, Senanı kaçıranın. Ateşe bunu da polisin bilmesi getektiğini yazmalıydım.
Telefonu elime alıp mesaj yazıp Ateşe atdım.
Ben:Ateş, biz birşeyi tamamen unutmuşuz. Benim numaram sana Senanın telefonu ile atıldı. Bunu polisin bilmesi gerekiyor. Belki Senanı bulmaya yardımcı olur.
Dakikalar geçti hala Ateşden haber yoktu. Merak ediyordum. Ama polisde işi uzun çekmiş olmalıydı. Neyse artık yazıp rahatsız etmeyecektim. Beklemeye karar verdim.
