※37※ hatırlamanı istediğim iki şey

10 1 0
                                    

Eliz elindeki süslü tepsi ile arka odaya girip kapıyı arkasından kapattığında iblis alfabesinin kıvrık harfleri ile birbiri içine geçmiş dört kıvılcımdan çember havada asılı duruyor ve akşam güneşi altında parlamaya başlamış denizin yakamozları gibi ışıldıyordu. O büyü çemberleri güç çekiyordu dört yandan: Odanın iki tarafına konuşlandırılmış yalancı ateşlerden, Eliz'in duvarlara çizdiği el izi büyüsünden, havadaki nem ile sıcaklıktan, buhurdanlıkta için için yanan taze otlardan ve elbette o büyüyü dokuyan iblisin hafifçe ışıldayan parmaklarından.

Tabii ki. Ne düşünmüştü ki Eliz? Erez'in rahat duracağını mı?

"Uluyel," diye söylendi ve tepsiyi içindeki kasede bulunan kıymetli suyu dökmeden ufak masanın üstüne koydu hemen. "Sana 'Dinlen,' dediler. 'Büyü yap,' değil."

"Bazı büyücülere göre ikisi de aynı anlama geliyor." Erez havadaki rünleri son kez kontrol etti. Sonra da Eliz'in getirdiği kaseyi alıp çembere götürdü. İç içe geçmiş dört kıvılcımdan halka içinden geçirdi kaseyi. Rünler suya aktı. O turuncumsu kızıl ışıltılar sanki durgun bir dereye damlatılmış mürekkep gibi suya sindi. "Şimdi," Kaseyi yatağın yanındaki şifonyere içindeki efsunlu suyu dökmeden yerleştirdi. "Tepsini al ve gel," Yatağın bir ucuna otururken nefesleri yeniden hızlanmıştı. Biraz önüne eliyle pat pat vurdu.

Tepsiyi yatağın üstüne bırakıp Erez'in işaret ettiği yere oturdu. "Neydi o büyü?"

"Sana Irmaksonu'nda yaptığım büyünün benzeri." Temiz bezlerden birini alıp yana döndü ve rünü içtikten sonra rengi narçiçeğine dönen sıvıya batırdı. "Bana yardımcı ol ve o tuhaf gömleği üstünden çıkart." Altın ışıltılar beze işledi. "Omzunun üstüne düşmüştün, değil mi?"

"Bir dakika," Eliz bir ışıldayan beze bir de sığ nefeslerine aldırmaksızın itinayla bezdeki fazla suyu sıkan iblise baktı şaşkınca. "Buraya senin yaralarına bakmak için gelmiştim. Alyaz omzuma baktı zaten."

Hayal kırıklığıyla kaşlarını kaldırdı Erez. "Nasıl olur? Beni yalnız yakalayıp intikamını kanımı içerek alacağını sanmıştım oysaki." Yeniden Eliz'e döndü. "Yelkanlılar öyle yapmıyor muydu? İblis kanı sizin için epey değerli diye duymuştum."

"Laf ebeliğine başladığına göre iyi olmalısın." Halbuki değildi. Nefes alabiliyordu çünkü buhurdanlıkta üçüncü bağ ot yanıp bitmek üzereydi. Büyüsüne hakimdi çünkü duvarlardaki rünleri Eliz defalarca kez mühürlemişti. Yaralarına rağmen canı fazla yanmıyor olmalıydı çünkü, eh, deliydi. "Şimdi o bezi bana ver." Elini açıp Erez'e uzattı. "Yoksa gerçekten kanın zehirlenecek."

"Kimse kaşı yarıldı diye sepsisten ölmez," Erez gözlerini kısıp parmaklarındaki fazla suyu Eliz'in suratına sıçrattı. "Arkanı dön ve omzunu sıyır, zeki kız."

Adi İblis. Sinirle suratını sildi. "Hali hazırda muntazam bir şekilde yapılmış pansumanı mı bozacaksın gerçekten?"

"Evet," dedi genç adam sabırla. Elindeki bezin ışıltılı damlaları yatağa damladı. "Faras'ın yanına gitmek istiyorsan hızlı iyileşmen gerek. O çiçeklerle hazırladığınız su ile kesiklerin hızlı kapanmayacaktır." Erez elini bir kez daha sanki su sıçratacakmış gibi kızın yüzüne uzattı. "Omzunu açıyor musun, bakalım?"

"Hayır-"

Su bir kez daha kızın yüzüne sıçradı. "Kasedeki tüm suyu kullanana kadar buna devam edebilirim."

Öfkeyle tısladı ve yüzünü silmeden bezi almak için hamle yaptı Eliz. "Yel'in kör belası seni!"

Elini yukarı kaldırıp bezi kızdan uzaklaştırdı. "En sevdiğim bedduan kesinlikle bu." Eliz'i diğer eliyle oturduğu yere geri ittirdi nazikçe. "Hadi Eliz," Sesi çatlayınca gırtlağını temizledi. Kızın diğer hamlesinden sarsakça kurtuldu. "İtiraz etmeseydin," Nefeslerine yeniden hırıltı karıştı ama yine de elini aşağı indirmedi. "Şimdiye çoktan bitmişti."

KEMİK VE GECEDENHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin