...4...

8.9K 625 15
                                    


Yazmak,her zaman çok özeldi hayatım boyunca.Okumak deli bir hastalıksa,yazmak her zaman coşkulu,merak uyandırıcı oldu.Kalbime dokunan tek cümleden destan yazmışlığımda vardır,günlerce nasıl yazarım diye düşündüğümde.
İşte bu hikayeler böyle ortaya çıktı 13 yıl önce.
Bu gün 3 ve 4 bölümleri peş peşe okuyabilmeniz önemli çünkü hikayemiz aslında şimdi başlıyor...
Bu zaman içinde bizimle olacağınız için şimdiden teşekkürler herkese...
Ve Asya'nın Kuzey'e yolculuğu başlar...

...4...

Asya, Yalçın Doğanla yaptığı konuşmanın üzerinden geçen üç gün boyunca uykusuz gecelerle boğuşmak zorunda kaldı. Yorgunluğunun üzerine eklenen uykusuzluk, zayıf düşmüş bedenini sonunda yatağa serdiğinde konuşamayacak kadar halsizdi. Birkaç gündür işe gidemiyor, yurttan ve yatağından çıkamıyordu. İş yerinden aldığı mecburi iznin çalışma hayatını etkilemesinden, işini kaybederse okulunu bitiremeyecek olmasından duyduğu endişe yüzünden sık sık gözyaşlarına boğuluyordu.
Yurtta edindiği arkadaşları onunla ilgileniyorlardı ama içindeki ağır, acıtan yalnızlık duygusunu azaltmaya yetmiyordu bu. Bir süre sonra herkes kendi hayatı ile ilgilendiğinde yalnızlığı yine kendine kalıyordu. Kimsesizlik en çok böyle zamanlarda yaralayıcı, yakıcı duygularla hissettiriyordu kendini. Yalnızlık limanının ebedi yolcusu olmak, bilinmezlere çevrilen rotasında kaybolmuş hissetmek kalbini kederle dolduruyordu. Özlemleri azalacağı yerde geçen her gün biraz daha çoğalıyordu.
Yalçın Beyle yaptığı konuşmayı düşünmeden edememişti işe gitmediği günler boyunca. Tanıdığı, güvendiği ve konuşabildiği tek insan bu olan adamın teklifi karşısında korku ve şaşkınlıkla kalakalmış ve ne diyeceğini bilememişti birkaç gün önce. Düşün demişti Yalçın, sakin kafayla iyice düşün demişti.
Ona zarar gelmeyeceğini söylerken kendinden emin duruşu karşısında bir an etkilenmiş olsa da yine de sahte bir evlilik yaparak insanları ve kendini kandıramayacağına karar vermişti. O sevdiği bir erkekle evlenecek ve ömür boyu mutlu olacaktı. Bu, en büyük ve en güzel hayaliydi. Düşlerinin taçlanmış şekliydi evlilik.
Hiç tanımadığı bir adamın karısı olarak bir yıl geçirmek korkunç gelmiş, tüyleri diken diken olmuştu. Korkudan adamın daha fazla konuşmasına izin vermemiş, kaçarcasına uzaklaşmıştı restorandan.
Düşünmüştü. Saatlerce, uykusuz geceler boyunca bir an bile aklından çıkmamıştı o konuşma. Düşünmekten, yorgunluktan bitap düşmüştü. O günden sonra Yalçın Doğan'ı görmemişti. Adam eskisi gibi ne aramış ne de bara uğramıştı. Derin bir sessizlik ve bekleyiş hüküm sürmüştü günlerdir.
Bütün hayatını yetimhaneye ilk geldiği günden şimdiki zamana kadar gözden geçirmişti yattığı süre boyunca. Kimsenin umurunda olmamış, kimsenin önemsediği, değer verdiği bir hayat sürememişti. Hayata yalnız başlamış ve yoluna yalnız devam ediyordu. Koskoca dünyada, dünyanın bilinmez çarklarında sürüklenip giderken kayıpları hâlâ kazançlarının üzerindeyken daha ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu. Bu yüzden istemeden, belki de farkında olmadan düşünmüştü o teklifi. Kalbi ikiye bölünmüş, beyni ona türlü oyunlar oynar hale gelmişken kendini her zamankinden daha çaresiz hissetmişti.
Gözyaşlarına boğulduğu geceler boyunca dünyaya gelmiş olmasının büyük bir yanlışlıktan ibaret olduğunu düşünüyor, böylesi bir yalnızlığa lanet ediyordu. Hayatında bir tek güzel şey olsaydı belki direnecek gücü olacaktı ama kendi varlığından başka hiçbir şeyi yoktu. Yaşama tutunabilmek için bir sebep istemişti Tanrı'dan bütün dualarında. Ona güç vermesi için yalvarmıştı günler boyunca.
Bir süre gözlerini kapatıp derin derin nefes almaya çalıştı. Ayaklarını yataktan sarkıtıp yastığının altındaki telefonunu çıkardı. Güzel gözlerinden süzülen yaşlara aldırmadan, kalbinin şiddetle reddettiği ancak beyninin daha ilk günden kabul ettiği teklifi yapan adamın numarasını tuşladı.
"Kaybedecek neyim var ki?" diye fısıldadı hıçkırıkları arasında. Hayatı boyunca kaybetmemiş miydi zaten. Kaybolup gitmesi kimin umurunda olurdu. Kim hatırlar, kim arardı onu.
Yalçın Doğan'ın sesini duyduğunda boğazına kadar gelen hıçkırığını yuttu. Kendi sesi kulağına bir uğultu gibi geliyordu. Ne söylediğini, ne konuştuğunu neredeyse fark edemeyecek kadar yoğun bir şekilde sadece ağlıyordu. Bir süre sonra telefonu kapattığında duyduğu son cümle Yalçın'ın telaşlı bir şekilde oraya geldiğini söylemiş olduğuydu.
Yeniden yatağına girip gözlerini kapattı. Hayat, şu an olduğundan daha kötü olamazdı. Şu an hissettiğinden daha çok canı acıyamazdı. Derin bir uykuya daldığında kızarmış yanakları ve titreyen incecik bedeniyle olduğundan daha küçük göründüğü yatağında iyice kıvrıldı. Donuyordu, içindeki üşümeler bütün bedenini ele geçirmişti.

Sen Giderken... Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin