...22...

7.4K 523 9
                                    

                                                     

Zaman, zehirli bir hançer gibiydi beklerken.
Tam yüreğinin, beyninin orta yerinde kımıldanıp duran ama çıkmayan bir hançer. Hastaneye gelene kadar geçen sürede aklına gelen düşüncelerle dehşete düşmek bir yana vicdan azabı bütün benliğini kuru otlar gibi yakıp kavurmuştu. Umudun diğer adı da olsa bazen beklemek, şimdi tam anlamıyla umutsuzlukla eş anlamlıydı.
Kendine kızgındı. Ona daha iyi davranmayı beceremediği için. Bunu yapamadığı, yapmadığı için. Asya'ya kızgındı. İçinde hiç bilmediği kapıları araladığı ve kendini sorgulamasına neden olduğu için. Birkaç ay öncesine kadar okullu küçük kız olan karısının her geçen gün daha çok hayatına etki etmesini kabullenmeye başladığı için kendine kızgındı.
Pembe çalıp düşlerden, içindeki karanlıkları ve gri, puslu bütün alanları boyama ihtiyacı hissettiren karısına kızgındı. Evde kalmadığı için, kendi başına hareket ettiği için kızgındı. Onu bu kadar korkuttuğu ve savunmasız kaldığı için kızgındı. Onu bu kadar cevapsız, çaresiz ve mutsuz ettiği için kendine kızgındı. Bütün duyguları karmakarışık olmuş vaziyette bir hastane koridorunda ondan gelecek bir habere muhtaç olduğu için kızgındı. Doğru dürüst düşünemediğinin farkında olmadan öfkeli adımlarla koridorda dolaşırken öfkeden ve endişeden kaskatı kesilmişti neredeyse.
Saatler gibi geçen dakikalar boyunca öfkeden deliye dönmüştü, kapalı kapılardan nefret etmişti. Sürekli saatine bakıp durmuştu. Dakikalar ilerlemiyor gibi geliyordu. Merak ve endişeden ölmek üzereydi. Yalçın onu sakinleştirmek için ne söylerse söylesin etkisiz olacağından doktorla görüşüp onu görmesini sağlamaya çalışmıştı.
"Benimle gel." diyerek kolundan tuttu Kuzey'i.
Hızla ona doğru dönüp onunla birlikte yürüdü. Yalçın bir kapının önünde durduğunda derin bir nefes aldı ve ona bakmadan fısıldadı.
"Yalnız girmek istiyorum."
"Tamam. Ben buradayım, gerekli formaliteleri halledeyim. Kuzey... İyi olacak, endişelenme. Önemli bir şeyi yok."
"Onun burada, bir hastane odasında olmasından daha önemli bir şey var mı?"
Yavaşça kapıyı aralayıp içeri girdiğinde kendini göreceklerine hazırlamak için üst üste nefesler alıp verdi. Oradaydı. Bembeyaz bir yatağın içinde aynı beyazlıkla hareketsiz yatıyordu. Ona yaklaştıkça solgun ve sıyrıklarla dolu yüzünü gördü. Kalbi acıyla ezilirken öfkesi daha da şiddetlenerek büyüdü içinde. Yavaşça yatağın yanına oturup nefes alıp verişini izledi. Ne kadar da küçük ve çaresiz göründüğünü düşündü bir an. Uzanıp yanağında dolaştırdı titreyen parmaklarını.
"Asya..." diye fısıldadı. Bir hareket olmayınca uzanıp alnından öptü gözlerini sımsıkı yumarak. Acıdan kaskatı olduğunu hissediyor ama düşünemiyordu. Pişmanlık bütün benliğinde dolaşırken ona söylediklerini duymayacağını bilerek mırıldandı.
"Özür dilerim. Seni o kadar mutsuz ettiğim için, sana senin istediğin kadar çok gülümseyemediğim için özür dilerim canım. Benden uzak durmalıydın. Sana yaptıklarıma bir bak. Neden evde kalmadın Asya, neden?"
Doğrulup onun güzel yüzünde kocaman benekler halinde duran kırmızı izlere, morluklara baktı acıyla. Üzerindeki pansumanın kaymasıyla ortaya çıkan, boynundan aşağıya uzanan yarayı görünce midesine yumruk yemiş gibi oldu. İçeriye giren doktora dönüp güçlükle sordu.
"Durumu nasıl, neden gözlerini açmıyor?"
"Geldiğinde sürekli ağlıyor ve hareket ediyordu. Çarpmaya bağlı travma geçiriyordu. Herhangi bir ilaç vermedik, birazdan içeriye alıp gerekli müdahaleyi yapacağız izin verirseniz. Bakın uyanıyor."
Kuzey hızla Asya'ya doğru döndüğünde zümrüt yeşili gözlerin kendine baktığını gördü.
"Asya..." diye fısıldadı.
"Kuzey." diye fısıldadı Asya boğuk bir sesle.
Avucundaki elleri daha sıkı tuttun Kuzey.
"Buradayım. Her şey geçecek, iyileşeceksin."
"Özür dilerim Kuzey. Ben... Ben böyle olsun istememiştim. Alışveriş yapmaya çıktım, görmedim." diye hıçkırmaya başladı Asya. Kuzey uzanıp onu kendine çekti ve sarıldı. Saçlarını okşadı, acıyla boğuklaşan sesiyle fısıldadı.
"Özür dileme. Benden asla özür dileme Asya. Bunu yapan sen olma. Söz veriyorum her şeyi unutacaksın, söz veriyorum sana. Seni yalnız bırakmamalıydım, yanında kalmalıydım. Bütün bunlara ben neden oldum."
"Başına bir sürü dert açıyorum. Sana kızgındım evden çıkarken ama şimdi seni daha çok kızdırdım."
Kuzey gülmekle ağlamak arası bir ses çıkardı. Karısının yara bere içindeki yanaklarındaki gözyaşlarını sildi.
"Bunları sonra konuşuruz, düşünme. Sadece iyileş tamam mı? Sana kızmadım, kızdığım sen değilsin. Hadi şimdi onlarla git, burada seni bekliyorum."
Onu yanından alıp götürürlerken bir an olsun elini bırakmadı. Olanlardan ötürü duyduğu suçlulukla ne yapacağını bilemez bir halde koridorlarda dolaştı. Yalçın bir süre sonra yanına geldiğinde çaresizce ona baktı.
"İçeride mi?"
"Evet, önemli bir şeyi olmadığını söylediler. Yaralarıyla ilgileniyorlar şimdi. Sen ne öğrendin?"
"Arabanın plakasını almış şoför, polise verdim. Emniyetten arkadaşlar ilgileniyorlar. Sen nasılsın?"
"Beni boş ver. Bunun altından ne çıkacağını biliyoruz. Yurt dışında olması onu kurtarmayacak. Bu kez onu kimse elimden alamayacak Yalçın." diye soludu.
Çenesi kasılmış, öfkeden gözü dönmüştü.
"Tamam. Eğer azmettirici olduğunu ispatlayabilirsek..."
"İspatla. Ne gerekiyorsa yap ve ispatla o zaman."
Yalçın o andan itibaren karşısındaki adamı hiçbir şeyin durduramayacağını biliyordu. Bu öfke, önüne gelen her şeyi yakıp yok etmeden dinmeyecekti. Daha birkaç saat önce içerideki kızın güvenliğini konuşuyorlarken şimdi işler iyice çığırından çıkmıştı ve Nihan hayatının en büyük ikinci yanlışını yapmıştı. Ve bu adam bu kez ona istediğini vermemeye kararlıydı.
"Kahve getireyim sana. Bu geceyi sanırım burada geçireceğiz." diye mırıldandı yorgun bir şekilde.
"Ona bir şey olsaydı..."
"Ona bir şey olmadı Kuzey. Sen de duydun, iyileşecek. Kendini suçlamayı bırak artık, yapabileceğin bir şey yoktu."
Kuzey acıyla gergin ellerini sıktı.
"Onu yalnız bırakmamalıydım Yalçın. Daha dün ne kadar mutluydu."
Yalçın ne söylese onu bu duygudan kurtaramayacağını bildiği için sessizce uzaklaştı. Bir şeylerin değiştiği kesindi ancak değişen şeyleri kabullenmek karşısındaki adam için hem zor hem de düşündürücüydü. Kuzey, hayatının ve kişiliğinin bilmediği bir tarafıyla yüzleşiyordu ve bunu yaptıran içerideki yeşil gözlü küçük kızdı. Ancak artık Asya'ya küçük bir kız demek haksızlık olurdu. Her geçen gün biraz daha büyümüş, ruhundaki değişim yüzüne ve hareketlerine yansımış, büyümek ve olgunlaşmak ona çok yakışmıştı.
Dingin sular gibi hiç yükselmeyen sesi ve sükûnet verici varlığı ile Asya, Kuzey'in yaşamında önemli değişikliklere neden olmuştu. Öfkesini almış, yemyeşil gözleriyle ona aydınlık vermişti. Varlığı, bu öfkeli ve acıya yoğrulmuş adama huzur vermişti. Hayata daha aydınlık ve sıcak bakmasını sağlamıştı. Ve bütün bunları hiç farkında olmadan gerçekleştirmişti. Asya güzelleşmişti geçen bu altı ay içinde. Düzenli hayatı yüzüne renk getirmiş, gözlerindeki ışık göz kamaştırmıştı. Kuzey'in düşüncesinin aksine onu güzelleştiren aşk, çocuksu duygulardan daha öteydi ve bu ona bakan her insanın varacağı sonuçtu.
"Umarım bu aşka sahip olacak kadar akıllısındır eski dostum." diye mırıldandı biraz ilerideki saçı başı dağılmış adama bakarak.

Sen Giderken... Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin