...33...

6.9K 472 8
                                    

                                             

Arabasını durdurduğunda öfkeyle, acıyla ve hırsla nefes alıp veriyordu. Göğsünün tam ortasındaki sıcaklık hızla yayılmaya devam ettiğinden nefes alıp vermeleri de o denli sıktı. Onu eve getirmekle doğru yapıp yapmadığını düşünmüyordu artık. Ama az önce birbirlerine bağırıp içlerindeki zehri boşaltırken geçen üç yıl boyunca içinde biriktirdiklerinin şiddetinden ürkmüştü. Öfkenin ve acının yansımasını Asya'nın nemli gözlerinde gördüğünde midesine yumruk yemiş gibi olmuş, sarsılmış, ne yapmak üzere olduğunun farkına varmıştı. Acının bir insanı değiştirebileceğini ama öfkenin her şeyi yerle bir edebileceğini kendi yaşadıklarıyla öğrenmişti.
O gittikten sonra önce hiç bilmediği bir duygunun esiri olmuş, bu duyguyu anlamaya çalışmış, kalbinde ve bedeninde acıyan, canını acıtan o yeri bulmaya çalışmıştı. Acıya dokunmuştu, kendi acısının kaynağına dokunmuştu. Eli yanmıştı, ruhu yanmıştı. Kalbinin ve ruhunun bir avuç küle dönmesini engelleyememişti. Hayatı boyunca her duyguyu tattığını düşünmüştü. Hatta okul yıllarında yaşadığı o küçük ilişkilerin aşk olduğunu düşündüğü yıllar bile geçirmişti. Birlikte zaman geçirmekten hoşlandığı kadınlar girmişti hayatına. Şık, alımlı, akıllı, kadınsı ve onu mutlu eden kadınlar... Hayatına girmiş ve giderken kendilerinden hiç iz bırakmayan kadınlar olarak kalmışlardı. İsimsiz birer gölge gibi hatıralarından silinmişlerdi öylesine. Onlar için şu an hissettiği duygulardan bir tekini bile hissetmemişti. Bir kadın için kendini hiç bu noktaya getirmemişti.
Arabadan inip gözlerini uzaklara dikti. Yalçın'ın yıllar önce o dağ evine gelip önüne dosyayı koyduğu âna geri döndü. Asya'nın ilk kez gördüğü fotoğrafları canlandı anılarında. Sonra o gece yarısı hasta ve ateşler içinde onu yatağa yatırdığı zaman içinde ilk kez uyanan o şefkati hatırladı. O basit, sade, göstermelik nikâhtan sonra birlikte paylaştıkları evin içine dolan sıcaklığa alışmamanın imkânsızlığını anımsadı. Onun zümrüt yeşili gözlerini her gördüğünde göğüs kafesinin içinde anlam veremediği aydınlanmayı, neşeli sesiyle dağılan bütün kasvetini, onun cesaretinin aslında kendine uzana eli olduğunu, bütün masumiyeti ve güzelliği ile kendi karanlık duygularında yarattığı aydınlığı birlikte yaşadıkları her gün daha çok benimsemişti. Onu şimdi bile bilmediği bir zamanda sevmişti. Farkında olmadan, hiç düşünmeden, hiç zorlanmadan aslında hep sevmiş ve korumak istemişti. İşten eve döndüğü gecelerde onu kanepede uyurken seyretmeyi sevmişti. Elinde sıcak bir kahveyle odasının kapısında görmeyi sevmişti. Telefonda ona "Kuzey" diyen sesini, sesindeki mahcubiyeti, neşeyi sevmişti. Ona karşı koymak zorunda olduğu, her an kendiyle girdiği savaştan yorgun düşmüştü.O kazadan sonra onu kaybedebileceği korkusunu iliklerinde hissetmiş ve o zaman korku mantığını kaybetmesine neden olmuştu. Ve o, bütün korkularını gerçek kılmıştı.
Birlikte geçirdikleri ilk ve tek gece boyunca ona sadece dokunmamış; bütün ruhunu, bütün her şeyini vermişti.
Küçük, cesur karısının meleksi dokunuşlarıyla yenilenmiş; onca yıldır biriktirdiği kinden, öfkeden, acıdan arındığını hissetmişti. Ona sabah söylemek istediği onca şeyi o anların büyüsünü bozmamak için kalbinde saklı tutmuştu.
Çaresizce ellerine baktı. İki yumruk halinde duran ellerine. O gecenin tek tanığı olan elleri az önce, korumak ve sevmek istediği o tenin üzerinde dehşetli bir korku yaratan aynı ellerdi. Gözlerini sımsıkı yumarak arabaya yaslandı.
"Tanrı'm... Nasıl bir adama dönüşüyorum ben, ne yapıyorum böyle?" diye fısıldadı acıyla.
Onu buraya incitmek için değil birlikte bir hayatları olabileceğine ikna etmek için getirmişti. Şimdi ise içindeki acı dilindeki cümleleri bile zehirleyecek kadar kuvvetliydi. Onun gidişiyle neler yaşadığını, her gün nasıl tükendiğini bilmesini istiyordu. Ona "Sen giderken ben ardında her gün yokluğuna ölüyordum." demek istiyordu.
Ona, o sabah söylemek istediği bütün cümleleri susmuştu şimdi. O sabah her şey susmuştu hayatında.
Yeniden arabasına binip amaçsızca dolaştı yollarda. Nereye gittiğini bilmeden, düşünmeden. Onun evde beklediğini, gitmeyeceğini biliyordu bu kez. Gitse bile onu yeniden bulacağını artık biliyordu Asya.
Toparlanmalı ve bundan sonra neler olabileceğini planlamalıydı ya da her şeyi kendi akışına bırakıp beklemeyi göze almalıydı.
Çalan telefonun sesiyle irkildi. Gözlerini yoldan ayırmadan yan koltuğa fırlattığı telefonu buldu el yordamıyla. Arayanın Yalçın olduğunu görerek nefesini düzenlemeye çalıştı.
"Efendim?" diye mırıldandı kısık ve yorgun bir sesle.
"Evde misin? Sana uğrayacağım."
"Dışarıdayım. Ne oldu?"
"Yok bir şey. Uzun zamandır ortalıkta yoktun, senin için endişelendim. Döndüğüne göre şirkete de geleceğini umabilir miyim?"
"Birkaç güne kadar döner, toparlarım. Orada her şey yolundadır umarım."
"Sorun yok, her şey işliyor. Sesin yorgun geliyor, nerelerdeydin?"
Kuzey kısa bir süre susup yutkundu.
"Kaybettiğim bir şeyi arıyordum." diye mırıldandı.
"Bulabildin mi?"
"Evet... Evet, bulduğumu sanıyorum."
"Asya'yı gördün mü?"
"Şu anda evde. Onu ait olduğu yere getireceğimi söylemiştim sana."
Telefonun diğer ucundaki sessizlikle kendisi de susmayı tercih etti.
"O nasıl? Aranızdaki her neyse sorunu çözebilecek misiniz peki?"
"Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum Yalçın. Sen şu anda neredesin?"
"Şirkette ama dilersen hemen çıkarım bir yerlerde buluşup konuşalım. Ne dersin dostum?"
"Tamam. Her zamanki yerde buluşalım yarım saate kadar." diyerek telefonu kapattı genç adam. Direksiyonu aniden kırarak yolunu değiştirdi. Eve şimdi gitmek her ikisine de iyi gelmeyecekti.
O, bir zamanlar zümrüt gözlü bir bahar mevsiminin büyüsüne kapılmıştı. Taze kokusuna, pırıl pırıl neşesine, peşinden sürüklediği meltemsi rüzgârlara takılıp kalmıştı. O zümrüt gözlerde meçhul ülkelerde dolaşıyor gibi hissetmişti kendini ve o, en mutlu sabahında gitmişti ansızın ve dönüşsüz.
Geride karanlık ve soğuk kıştan ayazlar ve karanlık bir kasvet bırakarak. Bütün baharlar kışa dönmüştü gidişiyle. Mevsimsiz günler, buz gibi bir öfke ile yaşanmıştı aylarca. İçindeki bütün sıcaklık da onunla birlikte yok olup gitmişti. Şimdi kaybettiğinin sadece Asya olmadığını daha net görüyordu.

Sen Giderken... Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin