...43...

7.3K 458 8
                                    

                                                

Salonun penceresinden görmüştü ağladığını. Omuzlarının sarsılmasını, başını koluna dayayıp çaresizce bütün enerjisini tüketişini. O âna kadar gururla dik tuttuğu omuzlarının düşmesi içindeki bütün duvarları yıkmıştı. Gergin sinirlerinin boşaldığı ilk anda onun karşısında gösterdiği o çıkışlara gülmekle ona sarılmak arasında gidip gelmişti.
Çakmak çakmak gözlerindeki ateşin içinde kaybolmuştu. Biraz da bilerek üzerine gitmiş, öfkeyle canlanan, renk gelen yanaklarına bakmıştı uzun uzun ama onu dışarıda öylesine ağlarken gördüğünde içindeki her şey sanki boşalıp gitmişti. Onu tanıdığı günden bu yana kendisi yüzünden döktüğü gözyaşları, uzun bir ayrılıktan sonra yeniden bir araya geldiklerinde gösterdiği çaba yürek parçalayıcı bir hal almaya başlamıştı artık. Ona hiç yardımcı olmamıştı. Kör bir öfkenin bütün sinir sistemine ve duygularına hâkim olmasına izin vermişti. Hayatındaki en güzel şeye olabileceği en kötü şekilde davranmıştı. Güzel bir çiçeği örseler gibi, üzerine basıp yürüyüp gider gibi.
Asya, kendine ait olan bütün diyetleri ödeyebilmek için cesur bir amazon gibi direnmişti yaptığı her şey karşısında ama kendisi içindeki güvensizliğe ve karanlığa esir olmuş, kendi karanlık duygularının altında ezilmişti.
Küçük karısı ona cesaret vermek istediği her an onun tarafından reddedilmişti. Oysa uysal ve sadık bir kedi gibi yeniden yüzünü ona dönmüştü. Bıkmadan, yılmadan, vazgeçmeden.
Dayanamayıp bahçeye çıktığında artık ona karşı savunmasız olduğunu biliyordu. Onun daha fazla ağlamasına izin vermeyecek kadar beklemişti. Üç yıl onsuz geçen günlere isyan ederken düşünecek fazlasıyla zamanı olmuş, yaşadıkları her günü acıyla yeniden değerlendirmişti. Geri döneceğine dair bütün umutları tükendikçe umut öfkeye dönmüştü. O hâlâ küçük bir kız çocuğu gibiydi. Yitik, kırgın, çaresiz... Onu daha çaresiz kılarak yeterince cezalandırmıştı. Onunla birlikte kendi de cezasını çekmişti. Şimdi bütün bunları düşünmeden sadece aşkla kendine sarılan bu kolların arasında ruhunu dinlendirmekten başka hiçbir şey istemiyordu. Yanında bir melek gibi uyuyan bu kadın hayatının bir parçası olmaya daha o dosyalarda fotoğrafını ilk gördüğü an başlamıştı. İlk o an yumuşamıştı yüreği hayata karşı.
Yavaşça yan dönerek onu izlemeye başladı. Kendi kocaman elleri arasında kaybolan küçücük elini öptü usulca, gülümsedi.
Yavaşça doğrulup sessiz olmaya çalışarak giyindi ve odadan çıktı. Sabahki o ateşli tartışmaları sırasında içemediği kahvesini hazırladı. Karısıyla birlikte huzurlu bir hafta sonu geçirmek için planlar yapmaya başlamalıydı. Telefonun kulakları tırmalayıcı sesiyle daldığı düşüncelerinden sıyrılıp toparlandı.
"Kuzey, benim Serdar." diyen dostunun sesiyle gülümseyerek mırıldandı.
"Evet, kesinlikle sensin Serdar. Hayrola?"
"Biz geldik, hava alanındayız. Alabilir misin?"
Kuzey şaşkınlıkla elindeki fincanı sehpaya bırakıp saatine baktı.
"Ama iki gün sonra geleceğinizi sanıyordum."
"Fikrimizi değiştirdik, birkaç günü birlikte geçirip daha sonra işlerimizi halletmenin daha iyi bir fikir olduğuna karar verdi Işık."
Kuzey küçük, boğuk bir kahkaha attı.
"Işık... Işık karar verdi buna yani. Karının ne kadar mantıklı bir kadın olduğunu bilmesem buna hemen inanırdım."
"Tamam tamam. Evde yersin kafamın etini, bekliyoruz."
"Geliyorum." diyerek kapattı telefonu Kuzey.
Hızlı adımlarla yukarı çıkıp hâlâ uyumakta olan karısını izledi bir süre. Misafirlerinin erken geleceğini bilmesi ve birazcık toparlanması için kısıtlı zamanı olduğunu söylemek için saçlarını okşayarak adını seslendi.
"Asya, uyan canım. Misafirlerimiz var."
Genç kadın gözlerini açmadan mırıldandı uykulu bir sesle.
"Uyanığım zaten."
"Hiç öyle görünmüyorsun ama. Ne zamandır?"
"Sen yanımdan kalkıp aşağıya indiğinden bu yana uyanığım."
Asya gözlerini açtı, gülümsedi. İçi ısındı, ruhundaki bulutlar dağıldı ansızın. Uzanıp onun uykulu dudaklarından bir öpücük çaldı.
"Hava alanına gitmem gerek. Işık ve Serdar erken gelmeye karar vermişler onları alacağım.Daha fazla zamana ihtiyacın varsa toparlanmak için ağırdan alabilirim ya da Yalçın'ı yollayabilirim. Ne dersin?" diye mırıldandı.
Asya hafifçe doğrularak arkasındaki yastığa yaslandı.
"Hayır sen git.Hazırlanmam uzun sürmez. Yemek hazırlamam gerek değil mi?"
Kuzey gülümseyerek başını salladı.
"Konuşacak o kadar çok şeyimiz varken aklına ilk gelen yemek yapmak mı? Çok tatlısın."
"Yemeği kendimiz için değil Işıkla Serdar için düşünmüştüm ama konuşmaya burada ve ilerleyen saatlerde devam edeceğimizin garantisini alırım senden."
"Emin ol güzelim, konuşmaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Dün gece seni çok zorlamadım değil mi?"
"Kök söktürme konusunda uzmansın.Ve bu sabah. Bu sabah da pek kolay olduğun söylenemezdi. Eğer yanıma gelmeseydin ne yapacağımı bilmiyordum."
Üzüntüyle içini çekti genç adam, uzanıp yanağını okşadı.
"Beni affedebilecek misin ?"
Asya bir gözünü açarak ona baktı,Kuzey onun bu dağınık,uykulu Ve muzip hali karşısında gülümsedi.
"Bir şey söylemedin affedecek misin?"
"Gördüğün gibi düşünüyorum karar verebilmem için teşvik lazım Ve ayrıca diğer gözümüde açabilmem için ilgiye ihtiyacım var."
Kuzey içindeki mutluluğu saklayamayan bir kahkaha atarak uzanıp onu öptü.
"Oldu mu? Bu yardımcı olabilir mi?"
Asya yüzünde kocaman bir gülümsemeyle "idare edebilirim " diye mırıldandı.
"Şimdi çıkıyorum ama bu gece her şeyi konuşacağız."
"Söz mü?"
"Evet, söz."
Asya odadan çıkan kocasının ardından baktı yüzünde uykulu ve yorgun bir gülümsemeyle. Sanki omuzlarından bir yük kalkmış gibi hafiflemişti genç adam. Ona ilk kez bu sabah gülümseyerek bakmıştı ve o gülümsemenin içinde kayboluvermişti yüreği. Hızla yataktan fırlayıp banyoya attı kendini. Bir süre sonra aşağıya indiği sırada çalan telefona koştu.
"Alo?"
"Benim."
"Kuzey ne oldu?"
"Yemek için herhangi bir şey yapmamanı söylemeyi unuttum. Hep birlikte dışarı çıkarız ya da eve bir şeyler getirtiriz."
"Ama..."
"Yeterince yorgunsun, yemekle uğraşmanı istemiyorum. Hafta başı ilk işim Kader Hanım'ın dönmesini sağlamak olacak eve. Yemek yapmanı bekleyemeyeceğim artık her gün."
"Yemeklerimi sevmemiş miydin? Bundan hiç bahsetmedin." diye sordu Asya mahcup bir sesle.
"Yaptığın her şeyi seviyorum ama seni kendim için istiyorum. O zamanı benim için harcamanı istiyorum. Bunları da konuşacaklarımız listesine eklersin. Trafik berbat, biraz gecikebiliriz."
"Peki, görüşürüz." diyerek kapattı telefonu Asya.
Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle saçlarını toplamaya devam etti. Mutfakta bir şeyler atıştırdıktan sonra yukarıya çıkarak misafirleri için odayı hazırlamaya başladı. Bu arada yanında getirdiği eşyalarını yeniden Kuzey'in odasına taşıdı.
"Umarım bu kez daha kalıcı oluruz." diye mırıldandı.

Sen Giderken... Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin