Her şey hazırdı. Bahçedeki ahşap masanın üzerine hazırladığı servisi izledi gülümseyerek. Bütün gün boyunca koşturmaktan, onun sevdiği şeyleri hatırlamaya çalışıp büyük bir neşeyle yemek yapmaktan bitkin düşmüştü neredeyse. Tepesinde topladığı ve terden ıslanmış yüzüne yapışan saçlarını gözlerinin önünden çekip masanın etrafında dolaştı sakin ve huzurlu adımlarla. İçindeki coşkuyu, heyecanı bastırmak istercesine derin bir nefes alıp eve doğru yürüdü. Şimdi bir duş alacak, üzerine sade ve abartıdan uzak bir şeyler geçirecek ve onun eve gelmesini bekleyecekti. Sıcak, samimi ve dostça bir yemek olmasını sağlayacaktı.
'Miş'li geçmiş zamana ait cümleler kurmadan, küçük adımlarla ama huzurla onu yeniden kazanacaktı. Çünkü onun ruhu huzura ermediği sürece bu gelgitleri yaşamaları kaçınılmaz olacaktı. Kördüğüm edilmiş bütün duyguları çözmeye çalışacaktı. Sevdiği adama artık bu hikâyede bir suçlu aramanın faydasız olduğunu, her şeyi birlikte yeniden başa sarabileceklerini gösterecekti. Tek bir amacı vardı şimdi: Onu kazanmak. Çünkü onu kazandığında yeniden dünyaya gelmiş gibi olacaktı. Bu kez rol yapmadan, hayattan ve başkalarından rol çalmadan, Kuzey ve Asya olarak sanki ilk kez karşılaşıyorlar gibi çıkacaktı yola.
Merdivenleri çıktığında alışkanlıkla önce kendi odasına girdiğinde bir an durup öylece boş boş baktı odaya. Gülümsedi ve sessizce odadan çıkıp ait olduğu yere doğru ilerledi. İçinde başka bir heyecan vardı şimdi. Ait olduğu bir yer olmasının verdiği bilinçle yaşadığı coşkuyu sevmişti. Kendini çoğalmış, gerçek ve önemli hissediyordu. Artık kimseleri vardı. Sevdiği ve ait olmaktan ömrünün sonuna kadar gurur duyacağı bir adamın karısıydı. Ve o adamdan farkında olmadan aldığı şeylerin yerine daha güzel anılar yaratmaya hazırdı.
Banyoya girdi düşünceleri arasında. Derin bir nefes alarak Kuzey'i anımsatan o sabun ve tıraş losyonlarının kokusunu içine çekti. Onun gözlerindeki acıyı düşündükçe boğazına kadar tırmanan hıçkırıklarını yuttu.
"Bu gece ağlamayacağım." diye fısıldadı. "Bu gece ağlamayacağım..."
Bütün o acıyı yok edip yerine neşeli, canlı pırıltılar koyana dek uğraşacağına söz verdi kendi kendine. Bütün bir ömrüne mal olsa da bunu başaracağına söz verdi. Banyodan çıkıp giyinirken gözleri yatağa takıldı. Geçmişi silemezdi, biliyordu ama bu odada, bu yatakta ve bu evde yeni bir gelecek için gerekli adımları atacak kadar cesurdu. Bir zamanlar ürkek, korkak, çaresiz kızdan eser kalmamıştı.
Hayatta kalabilmek için nefes almaya ihtiyacı vardı şimdi. Aldığı her nefes kalbinde aşkını taşıdığı adama aitti. Onun nefesiyle can bulan hayatından şimdi ona hayat verecekti. Büyümüştü. Aşkla, acıyla, yoklukla ve özlemle harmanlanarak büyümüştü. Küçük kalbine kocaman bir aşk sığdırabilecek kadar büyümüştü hem de.
"Külkedisi masalı bu." diye fısıldadı.
Kahraman prensi gece gibi gözleriyle gecenin karanlıklarından gelip kurtarmıştı onu. Bütün ritüeller tamamlanmıştı. Saat on ikiyi çaldığında hiçbir şey artık bir bal kabağına dönmeyecekti. Neşeli ve çocuksu bir şekilde kahkaha attı. Artık her şey gerçekti.
Giyinmesini bitirip sakin adımlarla hiç acele etmeden merdivenlerden inerken kapının açıldığını duyduğunda yüzündeki gülümseme genişledi. Korkmayacak, her şey hep böyleymiş gibi davranmaya devam edecekti. Merdivenlerin altında yorgun bir şekilde içeri giren adama baktı sevgiyle. Kuzgun siyahı pırıl pırıl saçlarına, hâlâ çatık olan kaşlarına ve kısılmış bir şekilde şüpheyle ona bakan gözlerine. Yüzündeki bütün yorgun izleri silmek istedi dokunuşlarıyla ama acele etmeyecekti. Birkaç adımda merdivenleri inerek onun karşısına geçip mırıldandı.
"Hoş geldin..."
Kuzey sorarcasına bir kaşını kaldırarak tedirgin bir sesle cevap verdi.
"Hoş buldum..."
"Sabah seni kıl payı kaçırdım."
"Acelem vardı."
"Önemli değil, daha erken kalkmaya çalışırım bundan sonra."
"Kendini zorlama, gerek yok."
Kuzey merdivenleri çıkarken o da peşinden yürümeye ve konuşmaya devam etti. Odaya birlikte girdiler.
"Aç olmalısın. Sen aşağı inene kadar yemek hazır olur." diye mırıldandı.
"Aç değilim. Sen ye, beni bekleme."
Asya yaşadığı hayal kırıklığından hemen kendini kurtararak gülümsemeye çalıştı.
"Bekleyeceğim. Bütün gün yemek yaptıktan sonra yalnız yememeye kararlıyım."
"Sen bilirsin. Duştan sonra inerim. Evet?"
"Evet ne?"
"Ben duş alana kadar inip inmeyeceğimi kontrol etmek için odanın ortasında mı bekleyeceksin?" diye konuştu Kuzey ona bakmadan üzerini çıkarırken.
Asya büyülenmiş gibi onun hareketlerini izliyordu. Ne yaptığının farkına vararak boğazını temizledi ve toparlanmaya çalıştı.
"Ah hayır, yani ben... Seni aşağıda bekleyebilirim. Kontrol etmek gibi bir niyetim yok. Ben... Hemen çıkıyorum." diyerek kapıya yöneldi.
Aceleyle çıkarken Kuzey onun arkasından baktı bir süre. Hiçbir şey olmamış gibi davranmayı nasıl başarabildiğini merak ettiğini düşündü yeniden. Kadınları anlamıyordu, karısını da anlayabileceğini sanmıyordu. Sıkıntıyla duşa girdi. Onun kısa zaman önce burada olduğunu banyodaki ıslaklıktan ve kenarda duran şampuan kapağının açık oluşundan anladı. Gözlerini kapatıp alnını soğuk fayanslara dayadı.
"Tanrı'm... Buna daha fazla dayanamayacağım." diye inledi.
Asya'nın onun geçtiği her yere izini bırakması, her geçen gün daha da zorluyordu onu. Dolabındaki elbiseleri, çekmecelerdeki çamaşırları... Banyodaki diş fırçasının aniden bir çift halini alması... Onun şampuanları, açık kalmış kapakları... Onun özlediği, daima sevdiği o tertemiz, çocuksu, pudramsı kokusu... Yatağın üzerinde duran geceliği ve kendi losyonlarının yanına dizilen parfümleri... Birkaç günde yayılmacı bir hal izler gibi her yere yerleşmişti Asya. En kötüsü yataktı. Sanki hayatı boyunca orada uyumuş gibi yanına kıvrılıp yatıyordu. Dün geceki sarhoşluğu bile onu caydırmaya yetmemişti. Uyandığında sanki düğüm olmuş gibi sarılıp uyuduklarını görmüştü. Bir eli göğsünde, dudakları aralık, bir bacağı kendi bacağı üzerinde. Delirmemek için dişlerini sıkmaktan çenesi ağrımaya başlamıştı. Bu sabah da bu yüzden arkasına bakmadan evden çıkıp gitmişti sabahın köründe. Kendini bir kez daha kontrol edememekten korkmuştu. Dayanamayıp ona sarılmaktan, uzanıp onu öpmekten ve daha fazlası için ona neredeyse yalvarmaktan korkmuştu. Bunu bir kez daha yapmayacaktı. O gün olanlardan sonra bir kez daha kendini böyle kaybetmeyecekti.
Odaya dönüp soluk renkli rahat bir kot pantolon çıkardı dolaptan. Üzerine uzun kollu beyaz bir gömlek giyip düğmelerini iliklerken odadaki eşyaların fazlalaşmasını inceledi düşünceli gözlerle.
"Ne yapmaya çalışıyorsun küçük melek?" diye mırıldandı. Gömleğinin uçlarını pantolonuna tıkıştırıp ıslak saçlarını öylesine kurulayarak aşağıya inmek için odadan çıktı. Salona geldiğinde ışıkların tamamının açık olmadığını görerek mutfağa yöneldi. Mutfakta da kimseyi göremeyince gözlerini kısarak yeniden salona döndü.
"Asya..." diye seslendi farkında olmadan yüksek sesle.
Sesindeki sertliğin kendisi de farkına vararak etrafa baktı. Öfkeyle mırıldandı.
"Saklambaç oynamak için vakit oldukça geç ve bundan hoşlanmıyorum Asya."
Arkasında duyduğu küçük hareketle dönüp salonun girişine baktı.
"Buradayım. Yemek hazır, seni bekliyordum."
Kuzey ona doğru ilerlerken genç kadının gözlerinin solgun yüzünde iri yakutlar gibi parladığını görerek nefesini tuttu bir an.
"Ne yapmaya çalışıyorsun sen, nedir bu?"
"Yemek. Yapmaya çalıştığım tek şey kocamla sakin bir akşam yemeği yemek, belki biraz sohbet, buna biraz da arkadaşlık eklenebilir."
Asya birkaç adımla ona yaklaştı ve ellerini tuttu çekinerek. Gözlerini yeniden ona kaldırıp gülümsedi.
"Lütfen Kuzey. Biraz gevşemelisin, kendini biraz rahatlat. Her şey birden yoluna girmez belki ama bir başlangıç yapabiliriz. İyi bir başlangıç. Neden olmasın..."
Kuzey avuçlarındaki küçük elin sıcaklığı ile neredeyse kendinden geçmiş şekilde onun yüzüne baktı.
"Beni yoruyorsun Asya, çok yoruyorsun." diye fısıldadı.
"Kendini bana bırak. Bırak bu akşam en iyi arkadaşımla ve kocamla yiyeceğim yemeğin tadını çıkarayım. Ne dersin, bunu yapabilir miyiz?"
"Pekâlâ, deneyelim. Yemek nerede? Mutfakta ve burada olmadığı kesin."
"Bahçede, bizim yerimizde."
"Bizim derken?"
"Benimle gel..." diyerek elinden tutup çekti onu Asya.
Ve Kuzey bahçedeki kamelyada hazırlanmış masayı gördüğünde istemsiz bir şekilde gülümsedi. Asya o gülümsemeyi gördüğünde gözlerine yaşlar hücum etti. Bütün beklediği işte buydu, bütün istediği küçük de olsa bu tebessümdü. Onun dudaklarının neşeli kıvrımlarının hâlâ orada olduğunu biliyordu. Onu gülümsetebilmişti. Kalbinde bir kuşun kanat çırpışlarını hissetti. Ona göstermeden hızlı bir şekilde gözlerini sildi.
"Bu gece ağlamayacaksın." diye hatırlattı kendine.
Sakin bir şekilde titreyen ellerini saklayarak Kuzey'in karşısına geçip oturdu. Genç adamın durgun yüzüne ve üzerine dikilmiş dalgın gözlerine baktı sevgiyle.
"Açık havanın ikimize de iyi geleceğini düşündüm. Hem ayrıca burada sohbet etmeyi severdik eskiden." diye mırıldanarak servis yapmak için onun tabağına uzandığında, genç adam aniden bileğinden tutup ona doğru yaklaştı masanın üzerinden. Asya irkilerek baktı kocasına. Bileğindeki sert temasın ani etkisiyle bir an için korkmuştu.
"Bırak, ben alırım. Sen yeterince çalışmışsın, servisi ben yaparım." diye mırıldandı usulca genç adam.
Asya o anda içinde kanat çırpan bütün kuşların uçup gittiğini hissetti. Büyük bir rahatlamayla gülümsemeye çalıştı. Bileğini tutan elin onu bırakmamasını diledi bir an. Karnında sanki kelebekler çırpınıyordu. Gözlerini kocasının yakışıklı ve mağrur yüzünden ayıramıyordu.
"Teşekkür ederim..." diye fısıldadı.
"Neden? Her şeyi sen yapmışsın zaten."
"Burada olduğun için."
Servisi yapmaya devam eden Kuzey mırıldandı.
"Hatırlarsan burası benim de evim."
Bir süre sonra sessizce yemeklerine başladılar. Akşamın serin sessizliği her ikisini de içine aldığında Kuzey dalgın bir şekilde yemeğini yiyen karısını inceleme fırsatı buldu. Bütün bunları yapmak için çok çabaladığı belliydi ve dokunsa ağlayacakmış gibi bir hali vardı. İçinden ona söylemek istediği şeyleri yutmak zorunda kaldı. Ona uzanıp her şey yoluna girecek diyebilmeyi istedi. Bir süre sonra yemekleri bittiğinde Asya ayağa kalkıp tabakları toplamaya başlarken kendisi de doğruldu.
"Sen otur, ben halledebilirim." dedi Asya.
"Birlikte de halledebiliriz."
"Kahve mi içersin yoksa başka bir şey mi? İstersen her zamanki içtiklerinden birini getirebilirim."
"Hayır, kahve iyi olur." diye mırıldandı genç adam gözlerini kaçırarak. Birlikte mutfağa gittiklerinde Asya kahve suyu koymak için tezgâha arkasını döndüğünde, Kuzey'in elindeki tabağı bırakmak için arkasından uzanması sırasında yüzünü döndü. Birbirlerine dokunacak kadar yakındılar şimdi. Genç adamın sıcak nefesi yüzünde dalgalanırken Asya heyecandan nefesini tuttu. Kuzey hiç hareket etmeden ona bakıyordu. İkisi de sanki donup kalmışlardı. Asya şimdi kendisi hareket etmezse Kuzey'in geri çekileceğini bildiğinden bütün cesaretini toplayarak fısıldadı. Kalbi göğüs kafesini zorluyordu, yutkundu.
"Benim için bir şey yapar mısın?"
"Yapabileceğim bir şey mi?"
"İstersen, eğer gerçekten istiyorsan evet."
Kuzey boğuk bir sesle cevap verdi.
"İstediğin ne?"
Asya elini onun kalbinin olduğu yere koydu. Kendi kalbiyle neredeyse aynı coşkulu ritmi yakalayan güçlü kalp atışlarını hissetti.
"Beni öp." diye mırıldandı. "Beni şimdi öpmezsen öleceğim."
Kuzey hiçbir şey söylemedi. Çenesini yukarı kaldırıp kısacık bir an ona baktı. Dudaklarına eğilirken aynı fısıltıyla cevap verdi.
"Kimin öleceğini bilemezsin, asla bilemezsin."
Asya dudaklarındaki sıcaklığın etkisiyle gözlerini kapadı. Kollarını onun boynuna dolarken hiçbir şeyin şu andan daha önemli olmadığını biliyordu. Bu geceyi kazanmıştı. Bu gece sevdiği adama ulaşabileceği bütün kapıları aralamayı başarmıştı. Bir süre sonra Kuzey onu bıraktığında nefes nefese ve şaşkınlıkla ona baktı. Titreyen bacakları üzerinde durabilmek için kollarına tutundu sıkıca.
"Kahve..." diye mırıldandı genç adam onun saçlarını geriye iterken.
"Kahve mi?" diye fısıldadı Asya.
"Evet."
"Tamam. Evet, tabii. Kahve yapacaktım. Sen istersen masaya geç, ben şimdi hazırlayıp getiririm."
"Pekâlâ..."
Kuzey'in mutfaktan çıkmasıyla sandalyeye çöktü. Mutluluktan çarpan kalbinin dinlenmesini sağladı, nefeslerini düzene soktu. Kalkıp kahve tepsisini hazırlarken dudaklarındaki gülümsemeye yanağından süzülen bir damla yaş eşlik ediyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sen Giderken...
RomanceSanki ben camdan bir vazoyum da birileri üzerimden tüm örtülerimi sıyırmış...açıkta kalmışımda ufacık bir sarsıntıda düşüp kırılacakmış gibi. Benim bıraktığım her şey bir başkasına yuva olmak için hazır artık.