Bölüm 10 / Aşık

43K 2.7K 347
                                        

Aera, José'nin özenle bileğine sardığı kumaş parçasıyla çıkmıştı odadan. Kapının önündeki kitap yok olmuştu. José'nin kanını içtiği kadında bir anda böyle ortadan kaybolmuştu. Bu kaleden korkmaya başlamıştı doğrusu.

Sendeleyerek kendi odasının önüne kadar geldi. Odası koridorun sonundaydı ve kapının tam karşısında kocaman bir merdiven vardı. Değişik bir yapıydı. Eğer gece uyanıp dışarı çıkarsa kesinlikle merdivenden aşağı düşerdi.

İç çekerek tırabzanlara tutundu ve yavaş adımlarla aşağı inmeye başladı. Kocaman basamakları vardı ve çok uzun gibi görünüyordu. Merdiven nazik bir şekilde kıvrılarak aşağı iniyordu. Uzun dakikalar sonunda nihayet aşağı inmeyi başardı. Ama daha etrafına bakamadan önü devasa bir bedenle kesildi.

"Ortalıkta bu şekilde dolaşmanız uygun değil." Bir erkek sesiydi bu. Hemen ardından bir şeyin sırtından aşağı döküldüğünü, iplerin boynuna bağlandığını hissetti. Biraz geri çekilerek omzunun üzerinden arkasına baktı. Adamın kim olduğunu bilmiyordu ama vücudunun tamamını örten siyah bir pelerin giydirmişti Aera'ya.

"Burada böyle mi dolaşmam lazım?" Kafasını kaldırarak az önceki bedenin yüzünü görmeyi denedi. En az José kadar uzun boyluydu karşısındaki. Kumral saçları ve açık mavi gözleriyle çok yakışıklıydı. Belki José kadar. Ama hayır, José'nin yakışıklılığıyla boy ölçüşebilecek birinin doğduğunu sanmıyordu Aera.

"Yaşamak istiyorsan, evet," dedi William Jones muhteşem gülümsemesiyle. Ardından birkaç adım geri giderek nazikçe Aera'ya reverans yaptı. "Adım William Jones."

Genç kadın bir eliyle pelerinin uçlarını tutarken diğer elini Jones'a doğru salladı. "Ben Aera," dedi askerin gülümsemesine karşılık gülümseyerek. "Sen o gün askerlerin arasındaydın değil mi?"

Yakışıklı asker kafasını salladı. Gülümsemesini koruyordu. "Öyleydim. Doğrusu o sopa parçasıyla oldukça cesur görünüyordun."

José'yi insan sandığı ve onu korumak için kendini yüz vampirin önüne attığı gün geldi aklına. Tam bir aptallık yapmıştı. Kaşları hızla çatıldı. "Ah yaptığım en aptalca şeydi. José gibi birini korumak için kendimi tehlikeye attım. Ama sonuç... Burada esirim."

Sanki ikisi mimikleri konusunda anlaşmışlar gibi William Jones da kaşlarını çattı. "Hayır esir değilsin. Sadece düzenli olarak kanını vermen gerek."

"Beni teselli etmene gerek yok," dedi kadın bu seferde. Esir olduğunu kafasına iyice kazımıştı. "Hayatım boyunca burada tıkılı kalacağımı kabullendim."

En sonunda pes eden asker derin bir iç çekmişti. "Pekala. Daha ilk günden seninle kavga etmeyeceğim. Sana vermek istediğim şeyler vardı." Sözlerinin ardından kendi üstündeki pelerinin içinden küçük ama kalın bir kitapla Aera'nın tarağını çıkarmıştı. Genç adamın pelerin giydiğini Aera ancak o zaman fark etmişti ama asıl dikkatini çeken birkaç gündür görmediği, en değerli eşyası olan tarağıydı.

Küçük bir sevinç çığlığıyla birlikte süslü tarağını hızla William'ın elinden kaptı. "Bunu nereden buldun!" dedi hayretle. Gözleri tarağa odaklanmıştı. "Ah benim zavallı tarağım! Bensiz zor zamanlar geçirmiş olmalı!"

Dudaklarını ısırarak bir tarağına bir karşısındaki askere baktı. Ardından minnettarlığını göstermek amacıyla parmakları ucunda yükselerek genç askerin boynuna sarıldı. "Teşekkür ederim!"

Onun bu atağına karşılık William Jones sırıttı ancak duruşunu bozmadı. "Önemli değil. Bu eski şey çok mu önemli?"

Aera tam tarağın onun tek eşyası olduğunu ve önemini anlatacaktı ki ensesinden tutulup biri tarafından zorla geri çekildiğini hissetti. "Önemliyse bundan sana ne, Jones?"

Arkasındaki kişinin José olduğunu anlayan Aera bıkkınlıkla gözlerini devirdi. "Yine mi sen? Her gittiğim yere gelecek misin gerçekten?" Arkasını dönmeden konuşmuştu ve William Jones'un ne düşündüğünü belli etmeyen yüzüne bakıyordu.

"Senin peşinden gelen kimmiş?" Pis bir şeymiş gibi Aera'yı yan tarafa ittirdi José. "Şehre gidiyordum. Görünüşe göre William da oradan geliyor." Elinde tuttuğu pelerini üstüne geçirdikten sonra William'ın omzunu sıktı. "Aera'ya pelerini sen mi verdin?"

Asker omuz silkti ancak kralının elinden kurtulamamıştı. "Ortalıkta yarı çıplak dolaşıyordu. Şükürler olsun ona bir pelerin almıştım."

"Ona bir daha bir şey alma." Genç adam askerinin diğer omzunuda güçlü parmakları arasına alarak iki omzunu birden sıktı. Gözleri doğrudan William'ın gözlerine bakıyordu. "Aera'nın ne giydiğine ben karar veririm."

"Ne zamandan beri üç kelimeden uzun cümleler kuruyorsun?" Jones gözlerini kısarak kendini geri çekince José onu bırakmak zorunda kaldı. Asker birkaç adım geriye giderek, "İyi. Sevgilin ortada çıplak dolaşsında yarın kurumuş cesedini ormandan bulalım," dedi. 

"Vay canına! Ben senin sevgilin miyim?" Kendi dünyasında kaybolan Aera yüzünde heyecanlı bir sırıtmayla José'nin koluna yapıştı. "Bana aşık mısın?"

"Sana aşığım diyen oldu mu?" İkisi birlikte salona girerlerken yakışıklı kral homurdanıyordu. Jones geride kalmıştı. "Biliyorum nefesini kesecek kadar yakışıklıyım ama seninle yatacak kadar zevksiz değilim."

"Oh anladım," dedi Aera hızla kafasını sallayarak. Sıkı sıkı tutunduğu güçlü kol onu ittirmek için bir hareket yapmamıştı. "O zaman William mı bana aşık?"

"Kimse sana aşık değil. Lanet olsun, benden korkmuyor musun?" 

Onun sözleriyle Aera'nın yüzünde kocaman bir sırıtma oluştu. "Korkuyordum, birkaç dakika önceye kadar. Sonra bana aşık olduğunu öğrendim."

José aniden durunca Aera da durmak zorunda kaldı. Genç adam birkaç saniye boyunca gözlerini kapattı. Ardından aniden açarak periye baktı. Kahverengiliklerin etrafını kırmızı bir ton sarmıştı. "Şimdi benden korkuyor musun?" diye sordu ürkütücü bir sesle.

"Hah! Birkaç dakika öncesine kadar korkuyordum."

Pes ederek kendini geri çekti genç adam. "Yalnızca on dakika önce benden nefret ediyordun."

"Biliyorum." Kafasını hızlı hızlı salladı. "Hâlâ senden nefret ediyorum. Ama bana aşıkmışsın. Sana kötü davranmak acımasızlık olur." Dudaklarını büzerek tutunduğu kolu bıraktı. Birkaç adım geri gitti. Ayağını havaya kaldırarak az önce José'nin bağladığı kumaşı çözdükten sonra adamın eline tutuşturarak sırıttı. "Benim yaralarım birkaç dakika sürer. Teşekkürler."

José bir elindeki bej rengi beze birde Aera'ya baktı. "Yani bana kendi isteğinle kanını vereceksin, öyle mi?"

"Bence sorun yok," diyerek omuz silkti peri. "Bundan kaçamam. İnat etmek aptallık olur."

Gözlerini kısan kral aslında içten içe gülmek istiyordu. "Düşündüğümden akıllıymışsın."

Tabii gülme isteği sadece Aera tekrar konuşana kadar sürdü. Genç kadın son sözlerini gülerek söyledikten sonra sanki ayağına hiçbir şey olmamış gibi koşa koşa merdivenlere geri dönmüştü.

"İlk defa biri bana aşık olduğunu söyledi! Sana José diyebilirim değil mi? Nasılsa sevgilinim!"

Aera'nın çok çabuk değiştiğini düşünenler olacaktır tabii ki ama kendinizi onun yerine koyarsanız inat etmenin gerçekten gereksiz olduğunu görürsünüz :D Yani sonuçta bi vampir krallığında esirsin, nereye kadar kaçabilirsin ki? ^^ Aera böyle yaparak mantıklı davrandı bana göre :D Yorumlarınızı bekliyoruum, iyi gecelerr ^^ :D

AeraBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin