Jane iri gözleriyle annesinin telaşlı hâlini izlerken Jace bir köşede ayakta dikilmiş yere bakıyordu. Aera mümkün olduğunca hızlı bir şekilde Jane'i giydirmeyi bitirdi ve Jace'in yanına giderek önünde diz çöktü. Çocuğun üstündekileri çıkartmaya çalışırken Jace ona hiç yardımcı olmadı. Doğrudan yere bakmaya devam ediyordu.
"Jace, biraz yardımcı ol tatlım," derken Aera'nın sesi bastırmaya çalıştığı duygular yüzünden titremişti. Çocuğun pantolonunu indirip çıkarttıktan sonra hemen temiz olanı giydirmeye başladı. Çocuğun ayaklarını kıpırdatmaması üzerine Aera, "Jace!" diye haykırdı.
"O geldi değil mi?" dedi Jace soğuk bir şekilde. Gözlerini yerden ayırarak annesinin gözlerine dikti. "Babam burada, değil mi?" Sözlerini bitirdikten sonra kendi giyinmeye başladı.
Jane pelerininin iplerini bağlamayı yarıda keserek, "Babam mı?" diye haykırdı. Koşturarak annesiyle kardeşinin yanına gelirken pelerini arkasında havalandı. İri kahverengi gözleri heyecanla parlıyordu. "Anne, babam mı geldi gerçekten? Gitmek için mi hazırlanıyoruz?"
"Carmen'in yanına gidiyorsunuz. Ve ben sizi gelip alana dek, oradan ayrılmayacaksınız." Yerden kalkarak ateşi söndürmeye gitti. Jane ve Jace hazırlanmayı bitirdiklerinde kapının önünde annelerini beklemeye başladılar.
"Siz önden gidin," diye seslendi Aera. "Bende geliyorum."
Jane kafa karışıklığıyla annesinin dediğini yapmak için kapıyı açtı. Aera hâlâ ateşle uğraşmaya devam ederken, "Biri sizi götürmek isterse sakın gitmeyin. Jace, kardeşin sana emanet. Ayrıca Bayan Scott'a görünmemeye çalışın." Bayan Scott, Carmen'in hizmetçilik yaptığı evin hanımıydı. Yaşlı ve huysuz olmasına rağmen küçük zindanını Aera'nın dolunaylarda kullanmasına izin verirdi. Yaptığı tek iyilik buydu ve Jane'le Jace'i pek sevmiyordu.
Çocukların cevap vermediğini fark eden Aera kaşlarını çatarak doğruldu. Kapıya döndüğü an karşılaştığı manzara, belkide dünyada olmasını istediği son şeydi.
Jane ve Jace kafalarını geriye atmış, José'ye bakıyorlardı. José de aynı şekilde eğdiği kafasıyla onlara bakıyordu. Aera elindekileri bir kenara atarak kapıya koştu. Ama çok geçti.
Jane bir süre daha tepkisizce José'yi izledikten sonra kocaman gülümsedi. Ön dişlerinden birinin eksik olması sanki şirinliğine şirinlik katıyordu. Jace ise birkaç saniye boyunca José'ye baktıktan sonra arkasını dönüp Aera'nın yanına gitti ve kadının elini sıkı sıkı tuttu. Sanki annesine destek vermek istiyor gibiydi.
José Jace'in hareketlerini izledi. Sonra ilgisi ayaklarının dibinde duran kıza çevrildi. Sanki Aera'yı görmüştü bu harekette. Aera da daima José'ye kafasını kaldırarak bakar, kocaman gülümserdi.
Tek dizinin üstüne çöktü kapının önünde. Jane'de gerçekten Aera'yı görüyordu. Göz rengi annesinkinden farklı olsa da tamamen Aera'nın kopyasıydı.
Jane gülümsemeye devam ederek sağ elini kaldırdı. José'nin kahveregi saçlarına yavaşça dokunduğunda kıkırdadı. "Annemin bahsettiği kadar yumuşakmış. Neden bu kadar geç geldin baba? Seni beklemekten yorulduk."
José'nin bakışları hızla Aera'ya döndü. Aera kaskatı kesilmiş öylece duruyordu. José bu sefer Aera'nın elini tutmakta olan oğlana çevirdi bakışlarını. Ve bu seferde aynaya bakar gibi hissetti kendini.
Jace, José'nin bakışlarına karşılık verdi. Bu Jane'in bakışlarına benzemiyordu. Jace bir buz kadar soğuk bir şekilde, sanki normal birine bakar gibi bakıyordu.
Aera'nın titreyen fısıltısı rüzgarın uğultusuna karıştı. "Yanıma gel Jane."
José ilk defa konuşarak, "Ona zarar vermem," dedi.
"Yanıma gel Jane," diye aynen konuştu Aera.
José yeniden Jane'e bakıp, "Adın Jane mi?" diye sorunca Jace alaycı bir ses çıkardı.
"Hayır. Adı Betty olduğu için ona Jane diyoruz."
Buna kimse gülmedi. Aera uyarırcasına oğlunun elini sıktığında Jace öfkeyle elini geri çekti. Kafasını kaldırarak annesine, "Sevdiğin adam bu mu yani, anne? Öve öve bitiremediğin muhteşem adam bu adam mı?" Ses tonu öyle alaycıydı ki Aera ne yapacağını bilemedi. Kendini birden baba-oğul tartışmasının içinde bulmuştu.
"Demek annen böyle dedi." José tekrar ayağa kalkarken sesinde zafer tınısı vardı. Jane kardeşiyle annesine doğru döndü. José, elini sahiplenici bir tavırla küçük kızın omzuna yerleştirdi.
"Çek elini kardeşimin üzerinden," diye atıldı Jace. Aera oğlunu omuzlarından tutarak saldırmasını engelledi ama çocuğun çenesini tutabilecek gücü yoktu. Jace saf nefretle babasına bakarak, "Sakın bize dokunayım deme! Bu zamana kadar nerede keyif sürdüysen aynen devam et!" Gözleri kızkardeşine döndüğündeyse yumuşak bir sesle, "Yanıma gel Jane, sizi koruyacağım," diye söz verdi.
José küçük çocuğun sözlerini sindirmeye çalışırken araya Jane girdi. Kocaman kahverengi gözleri sevgiyle bakıyordu. "Sakin ol Jace," dedi tatlı bir sesle. "O bizim babamız. Yıllardır hayalindeki kahraman şimdi karşında işte. Gurur yapma." Sözlerini güzel bir gülümsemeyle bitirdi. Jace daha da öfkeli bir şekilde, "Kim kimin kahramanıymış?" diye bağırdı. "Ailesine bile sahip çıkamayan bir adama nasıl kahraman diyebilirim?"
Sözlerinde sonuna kadar haklıydı aslında. Odadaki herkes bunun bilincindeydi. Özellikle José, sadece sekiz yaşındaki bir çocuktan duyduğu bu laflarla, adeta kaskatı kesilmişti. Bin yıllık hayatında ilk kez biri ona bu kadar doğru şeyler söylüyordu. Ve bunu yapan kişi kendi oğluydu.
Onun oğlu. Aera ve José'nin çocuğu.
Karşısında dimdik durmakta olan bu çocuk, José ve Aera'nın kanını taşıyordu. Aynı şekile elinin altındaki kız çocuğu da. Bu öylesine güzel bir histi ki. İlk defa birileri ondan baba diye bahsediyordu.
Jane'i ikna etmek kolaydı, fakat Aera ve Jace? Jace'i de ikna edebilirse Aera kesinlikle José'yle geri dönmeyi kabul ederdi. Ama bunun için zamanları yoktu. José bir an önce ailesini alıp ülkesine geri dönmek ve hakettikleri hayatı onlara yaşatmak istiyordu. Çocuklarını sevgiye, karısını aşka boğmak istiyordu.
"Benimle bir anlaşma yapmak ister misin?" diye sorarken José korkutucu konuşmamaya özen gösterdi. Aera başını yana çevirerek ıslak yüzünü gizlemeye çalıştı. Bir an önce bu garip durumdan kurtulmak istiyordu. Yalnız kaldığı an hıçkıra hıçkıra ağlayacaktı.
Jace kollarını göğsünün üzerinde kavuşturdu. "Ne anlaşması?"
José bir Jane'e, bir Aera'ya baktı. Kadının ağlıyor gibi görünüyordu. Bununla birazdan ilgilenecekti. Şimdi Jace'ten bir söz almalıydı. "Bana zaman ver," diye bir teklifte bulundu. "Sizi mutlu edebilmem için zaman ver. Başarısız olursam, istediğin gibi sizi rahat bırakacağım." Hadi ama. Tabii ki asla böyle bir şey yapmayacaktı. Ki başarısız olmasınada imkân yoktu.
Jace bir süre teklif üzerinde düşündü. Onay almak için kızkardeşine ve annesine baktı. Aera'nın ıslak yüzü, Jace'in düşüncelerini allak bullak etti. Annesini ne zaman ağlarken görse, çocuğun resmen içi parçalanıyordu. Eğer karşısındaki bu haydut kılıklı adam gerçekten annesini mutlu edebilecekse, denemeye değerdi.
"Anlaştık," dedi uzun düşünceler sonunda. "Ama bilginiz olsun bayım, kılıç kullanabiliyorum ve annem ve Jane'in mutsuz olmasından hiç hoşlanmam."
Multimedia Özgenur'un (@LarissaMoren) eseriii, bu bölüm senin olsuun Özgenur :* Her bölümde yorumunu görmek ayrı bi güzel bu arada :D:D
Hepinizin düşüncelerini, yorumlarını bekliyoruuuum ^^ İyi gecelerrr :D
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aera
VampirDünyada minimuma inen insan sayısı beş vampir krallığını büyük bir kriz ve kuraklığa sürüklemiştir. Artık krallar daha vahşi ve kontrol edilemez durumdadırlar. Kral José ise diğerlerinin bilmediği gizli bir silaha sahiptir. Ormanda yaşayan güzeller...
