Aera ertesi gün öğlene doğru uyandı. Odasından giren güneş ışığı olmasa daha çok bile uyuyabilirdi ama o kadar terlemişti ki en sonunda pes edip uyanmıştı. Yatağının karşısına, şöminenin biraz uzağına bir dolap yerleştirilmişti ve altın rengi bir elbise zarifçe asılmıştı. Kafasını kaşıyarak yerinden kalktı ve dolabın yanına gitti. Önce elbiseyi inceledi bir süre. Ardından dolabın kapaklarını açtı. Onlarca elbise gözleri önünde ışıl ışıl parlıyordu. Bu, bir kadın için nefes kesici bir görüntüydü ama Aera sadece somurtmakla yetindi. Onun elbiseye veya böyle parıltılı şeylere ihtiyacı yoktu. Şu an tek ihtiyacı olan şey biraz yemekti. Çünkü karnı kaleyi sallayabilecek kadar şiddetli bir şekilde gurulduyordu.
Bozulmuş örgülü saçları, çıplak ayakları ve yırtık pırtık kısacık elbisesiyle çıktı odadan. Koridor boştu. Hemen sağ tarafına dönünce beş tane kapı gördü. En yakınındaki kapıya gitmesi bile birkaç dakikasını aldı çünkü çok uyuşuktu. Esneyerek kapıyı araladı. Yerden tavana kadar uzanan, sadece kitaplarla dolu bir odaydı. Kitabın ne demek olduğunu biliyordu. Uyuşuk adımlarla içeri girerek raflar arasında dolaşmaya başladı. Yüzlerce, belkide binlerce kitap... Demek José bu şeyleri okumayı seviyordu. Gözleri, odanın en uzağındaki rafa takıldı. Diğer kitaplardan daha büyük, daha kalın ve daha gösterişli bir kitap görmüştü. İçinde ne olduğunu merak etti. Resimler varsa anlayabilirdi.
Çıplak ayaklarıyla koşa koşa kitabı almaya gitti. Zar zor raftan çıkartarak kucakladı ancak kitabın kapağı bir tür kilitle kapatılmıştı. Anahtar gerekiyordu. İçinde bu kadar önemli ne olduğunu merak etti.
En az birkaç kilo olan kitabı zorla koridora kadar taşıdı. Etrafına baktı. Birine kitabı açtırmak ve içindekilere bakmak istiyordu. Aklına ilk gelen isim José oldu. Büyük ihtimalle anahtar onda olmalıydı. Koridorun sonundaki çift kanatlı devasa kapı muhtemelen José'nin odasına çıkıyordu.
Şansını denemek üzere paytak adımlarla kapıya gitti. Alnından bir ter damlası damlayarak boynuna kadar geldi. Kitabı kolunun altına sıkıştırarak kapıyı açtı. Hafifçe araladığında içerden gelen sesleri duymaya başlamıştı.
Bir kadın sesi duyuyordu. Sanki acı çekiyormuş gibi inliyordu ama tuhaf bir şeyler vardı. Acı çeken bir insanın iniltisine benzemiyordu. Nedenini bilmeden yanakları kızardı. Neden aniden sıcaklamıştı ki?
Kitabı tekrar kucağına alarak içeriye gizlice göz attı. Bir kadın şu devasa sandalyelere benzeyen yere uzanmıştı ve üzerinde José vardı! Tanrı aşkına, kadının kanını içiyordu! Genç adam kadının üzerine uzanmış ve yüzünü boynuna gömmüştü!
Gördüğü manzarayla ne hissedeceğini bilemedi Aera. Çünkü düşündüğü kadar kötü görünmüyordu. Sarışın kadının kapalı gözleri ve José'nin sırtında dolaşan ellerine bakılırsa belkide güzel bir şeydi.
Kendini onları izlemeye öyle kaptırmıştı ki kitap kucağından düşerek sağ ayağının tam üstüne geldi. Genç kadın acı dolu bir haykırışla kapıya tutunmak istedi ama kapı açık olduğu için dokunduğu anda içeri açıldı. Aera ayağının acısının üstüne birde odanın içine dizleri üstüne düştü!
Acıya dayanıklı biri olmadığı için ağzından bir hıçkırık kaçtı önce. Ardından gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Zar zor doğrulup poposunun üstüne oturmak istedi ama bir çift güçlü kol onu kucaklayarak bir yere oturttu. Hıçkırıklarının arasından, "Çok acıyor," diyebildi.
Soğuk bir şeyin ayağına değdiğini hissetti. Birkaç dakika sonra daha sakindi artık. Koluyla gözlerini silip burnunu çekti. José sehpaya oturmuştu ve birkaç buz parçasını genç kadının ayağına tutmakla meşguldü. Aera'nın ayağıysa... José'nin kucağındaydı!
İç güdüsel olarak bacağını çekti ama José onu bileğinden tutarak gitmesini engelledi. Kadına bakmıyordu. Tamamen işine odaklanmıştı. Aera odaya bir bakış attığında az önceki kadının yok olduğunu gördü. Acaba hayal mi görmüştü? Hayır, yoğun kan kokusuna göre az önce gördükleri gerçekti.
"Daha ilk günden başına bela aldın, Aera," diye konuştu sessizce José. Fazla sakindi. Sesi varla yok arası gibiydi. "Bizi dikizlerken hâlinden memnun muydun bari?"
"Sadece bir şey soracaktım," dedi Aera tekrar burnunu çekerek. José'nin başını kaldırıp ona bakmasını bekledi ama olmadı. José başını eğmişti, alnı bile saçları tarafından kapatılmıştı.
"Ne soracaktın?" dedi José yine aynı ses tonuyla. Buzu genç kadının ayağında gezdirmeye devam ediyordu. Aera acıdan mı yoksa başka bir şey yüzünden mi bilemeyerek inledi.
Eliyle kapıyı işaret ederek, "Bir kitap buldum ama kilitliydi. Onu soracaktım," dedi. "Kilidini açar mısın? İçinde ne olduğunu merak ediyorum."
"Kütüphaneye mi girdin?" Genç adam başını hızla kaldırıp bakmıştı aniden. Aera onun gözlerini görünce oturduğu yerde geriye kaçarak nefesini tuttu. Çok sevdiği kahverengi gözlerini artık kırmızı bir renk çevreliyordu. Ayrıca José'nin dudağının kenarındada minik bir kan lekesi vardı.
Bileğini çekmeye çalıştı ama bu sefer José onu daha sert tuttu. "Benden izinsiz hiçbir yere giremezsin," dedi aniden sertleşerek. "Özellikle kütüphane. Girer girmez o kitabı bulmayı nasıl başardın?"
Gözlerini kırpıştırarak başını çevirdi. José'nin gözlerine bakamıyordu. "Sadece... Çok dikkat çekiciydi."
Aera'nın gözlerine bakamadığını fark eden José tarihte bir ilki yaşayarak anlayışla karşıladı ve başını eğdi. Elinin altındaki yumuşacık beyaz ten, az önce beslenmesine rağmen onu yine acıktırmıştı. Her açıdan.
Farkında olmayarak şişliğin üzerini başparmağıyla okşadı ancak bu sadece iki saniye sürdü. Genç kadın bunu fark etmişe benzemiyordu. Kendini koltuğa yapıştırmış, nefes nefese etrafına bakıyordu.
"Az önceki kadın kimdi?" diye sordu güzel peri yutkunarak. José dudaklarını büzdü.
"Vergisini ödemeye gelen bir vatandaş," dedi. "İnsanlar düzenli olarak buraya gelir ve bize kan verirler."
"Ya vermek istemezlerse?"
Genç adam başını kaldırmadan gözlerini Aera'nın gözlerine çevirdi. "Daha önce hiç öyle biriyle karşılaşmadım."
José'nin sözleri birkaç dakika boyunca havada asılı kaldı çünkü Aera'nın kendini toparlayabilmesi için zamana ihtiyacı vardı. Sözcükleri kafasında tarttıktan sonra yavaşça, "Az önceki kadın... Değişik görünüyordu," dedi.
"Neden?"
José buzu biraz bastırınca Aera inledi. "Birçok acı çeken insan gördüm ama o öyle değildi."
"Nasıl hissettin?"
Bu sefer konudan konuya atlayan José'ydi ama yaptığını fark etmedi. Aera onu yavaş yavaş değiştirmeye başlamıştı bile...
Genç kadının yanakları yine yanmaya başladı. Neden böyle olduğu konusunda en ufak bir fikri yoktu. Umutsuz bir ses çıkararak avuçlarını yanaklarına dayadı. "Tanrı aşkına neden bir anda sıcak oldu?"
Genç adam tekrar ayak bileğine dönerken gülümsüyordu. "Ben cevabımı aldım."
Yorumlarınızı bekliyoruum :D
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aera
VampirosDünyada minimuma inen insan sayısı beş vampir krallığını büyük bir kriz ve kuraklığa sürüklemiştir. Artık krallar daha vahşi ve kontrol edilemez durumdadırlar. Kral José ise diğerlerinin bilmediği gizli bir silaha sahiptir. Ormanda yaşayan güzeller...
