Grace eliyle kaplanın kürküne uzandığında hayvan hırlayarak elini ısırmaya çalıştı. Büyücü elini hızla geri çekerek görünmez koruma kalkanının içinde kalmaya devam etti. Parlak gülümsemesi solmuş, hüzünlü bakışlar yerini almıştı.
"Onun adı Rick," diye seslendi Aera. Sesinde şaşınkınlıkla karışık korku vardı. "Symon da kim?"
"Onun bir kaplan olduğunu düşünüyorsun değil mi?" diye sordu Grace boğuk bir sesle gülerek. Tekrar kaplana döndü. "Bu kız Serenity'nin kızı mı?"
Kaplan acı dolu bir inlemeyle yere uzandı. Kafasını patilerine koymuştu ve mandalina büyüklüğündeki gözleri Aera'ya odaklanmıştı. Özür diler gibi bakıyordu.
"Serenity de kim?" Bu sefer araya giren William'dı.
Grace bir iç çekişten sonra kaplana elini salladı. "Gitmen gerek. Babam seni burada görmesin."
Rick -ya da Grace'in tabiriyle Symon- son kez Aera'ya baktıktan sonra yerden kalktı ve ormanın derinliklerinde kayboldu. Hava kararmıştı. Büyücü tekrar Aera'ya döndü ve üçünün ortasında bir kamp ateşi beliriverdi. "Hava soğudu," dedi utangaç bir gülümsemeyle ama Aera onun gerçekten utandığından emin değildi.
"Kaplanıma neden Symon diyorsun?" derken Aera dizlerinin üstüne, ateşin yanına oturdu. Ellerini ısıtmak için öne uzatırken, "Ve Serenity de kim Tanrı aşkına?" dedi.
"Bunu bende çok merak ediyorum," dedi William neredeyse öfkeli bir sesle. "Burnuma hiç hoş kokular gelmiyor."
"Sanırım bunu senden saklayamam," dedi Grace Aera'ya anlayışlı gözlerle bakarak. "İki yüz yıl yalnız yaşamana sebep olan varlıklar biziz. Daha doğrusu babam."
İki çift göz hâlâ anlamamış bakışlarla onu izleyince Grace gözlerini devirdi. Bir saniye sonra Aera'nın yanında oturuyordu. "Az önceki şey bir kaplan değildi. O Symon." Başını eğdi. Alev yüzüne vuruyor, esmer tenini dahada güzelleştiriyordu. "O bir koruyucu periydi."
Aera'nın ağzı bir karış açılırken William "Ne?" diye haykırdı. "Bir peri daha mı?"
Grace kirpikerinin arasından William'a baktı. "Aslında yüzlerce. Ormanın öbür tarafındaki bütün hayvanlar aslında lanetlenmiş periler."
Aera öylesine şok olmuştu ki tek kelime edemiyordu. Elleri kucağına düştü. Kocaman gözleri Grace'e bakıyordu. "Hayvanlar aslında peri mi?" dedi hayretle. "Yani onların ailem olduğunu mu söylüyorsun?"
Grace gözlerini devirmemek için belirgin bir çaba gösterirken kafasını salladı. "Ormanda hiç bir geyik gördün mü? O Serenity. Senin annendi." Pişmanlıka dolu yüzünü tamamen Aera'ya çevirdi. "Bunu ben yapmadım. Babam yaptı. Lütfen benden nefret etme."
"Onları hatırlayamıyorum," dedi Aera parmakuçlarıyla şakağına dokunarak. Hatırlamaya çalıştı ama ailesini hiç görmemiş gibiydi. "Beni hayvanlar büyüttü." İrileşen gözlerini Grace'e çevirdi. "Annem beni doğurup sakladı ve sonra da hayvana dönüştüler öyle mi?" Parçalar bir bir yerleşiyordu. Onu anladıklarını düşündüğü hayvanlar ailesiydi aslında. Çok çok uzun yıllar önce bir geyik gördüğünü hatırlıyordu ama bir daha hiç görmediğine emindi.
Annesi...
Bir annesi vardı! Onu karnında taşıyan, sevgiyle büyüten ama daha birbirlerine doyamadan çocuğunu bırakmak zorunda kalan bir anne. Gözleri dolarak dizleri üzerine düştü. Hayatta en çok sahip olmak istediği şeydi bir aile. Şimdi onların nerede olduğunu biliyor, ama işleri nasıl düzelteceğini bilmiyordu.
"Onları düzeltmenin bir yolu yok mu?" diye sordu çaresizce. "Ailemmiş meğer," diye fısıldarken kendi kendine konuşuyor gibiydi.
"Bilmiyorum," diyen Grace başını iki yana sallarken oldukça samimi görünüyordu. "Senin için üzüldüm. İlk arkadaşının bu mankafa olması ne acı."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aera
VampirDünyada minimuma inen insan sayısı beş vampir krallığını büyük bir kriz ve kuraklığa sürüklemiştir. Artık krallar daha vahşi ve kontrol edilemez durumdadırlar. Kral José ise diğerlerinin bilmediği gizli bir silaha sahiptir. Ormanda yaşayan güzeller...
