Bölüm 53 / Kraliçem

40.3K 2K 124
                                        

Aera dengesini sağlamak için kollarını öne uzattı. Eğer José'nin eli gözlerini kapatmamış olsaydı, görebilirdi ve bu kadar panik yapmasına da gerek kalmazdı. Adam diğer eliyle kadını belinden tutup yönlendirsede, Aera önünü görmeden yürümeyi beceremiyordu.

"Nereye kadar böyle gideceğiz?" diye sordu sesinin sıkkın çıkmasına özen göstererek. José'nin boğuk gülüşünü duyunca midesi kasıldı.

"Hâlâ çok sabırsızsın," diye fısıldadı José. Bunu uzaktan yaptığı için Aera içinden teşekkür etti çünkü adamın sıcak nefesini kulağında falan hissetseydi, şuracıkta yere çöküp eteğini açacağına emindi. Zira o kısacık ama sert öpücükten sonra Aera bir daha kendini toparlayamamıştı. O günün üstünden bir hafta geçmesine rağmen José'yle geçirdiği ateşli geceleri düşünmeden edemiyordu. Dokuz yıl boyunca buna nasıl dayandığını merak etti.

Biraz daha bu şekilde yürüdüler. Aera yaklaşan su sesini duydukça içinde beliren heyecana engel olamadı. Eğer José onu eski mağarasının yakınlarındaki şelaleye götürüyorsa, bu kadar tantanaya gerek yoktu.

Dudaklarını heyecanla yaladıktan sonra, "Beni şelaleye götürüyorsan eğer bu kadar büyütmene gerek yoktu," dedi. José bir şey söylemedi ama Aera nedense onun güldüğünü hissetti.

Nihayet şelalenin yanına geldiklerinde José durdu. O duruncada Aera da durmak zorunda kaldı. Gözlerini kapatmakta olan el hâlâ çekilmemişti.

"Tanrım geldik işte. Artık bir an önce soyunup yüzmek istiyorum." Kendi sözlerine kıkırdarken aslında hiç art niyetli konuşmamıştı. Ta ki José kadının kulağına eğilip, "Emin ol bunu bende çok isterdim," diye fısıldayana dek. 

Evet, az önce Aera José kulağına fısıldarsa yere oturup eteklerini açacağını söylemişti değil mi? Kıpkırmırmızı kesildi ama bunu yapacak cesareti yoktu. Dokuz yıl önce olsaydı, kesinlikle tereddüt etmeden yapardı. Aslında şimdi de yapardı ama önce-

Gözlerinin önündeki iri el yavaşça ortadan kalkar ve Aera güneşe alışmaya çalışırken düşünceleri anında kesildi. Gözlerini kısarak gördüklerini seçmeye çalıştı. Birkaç kere gözlerini kırpıştırdıktan sonra anca kendine gelebildi.

Her yerdeydiler. Ağaçların üstünde, suyun içinde, kayaların üstünde, havada... Aera düşmemek için José'ye tutundu. Adam, kadının beline şefkatle sarıldı ve düşmemesi için kendine yasladı.

"Bu... Mümkün mü?" diye fısıldadı zar zor. Mavi gözleri her bir yüzün üstünde geziniyordu. "José, yanlış görmüyorum değil mi?" Onay almak için dirseğiyle adamı dürttü. José kadının belini daha çok sıkarak, "Görmüyorsun," diye onay verdi.

"Beni özlediğini umuyorum," diye öne çıktı Symon. Yüzünde büyüleyici bir gülümseme vardı. "Kusura bakma tatlım ama erkeğin benden önce davranmış. Seni almaya geldiğimizde ev bomboştu."

Aera bir kez daha gördüklerinin şokuyla sarsıldı. Karşısında ailesini görmek en son beklediği şeydi. Hayır, hayal bile edemezdi. José bununla ilgili bir şeyler söylemişti ama Aera bunun mümkün olabileceğini asla düşünmemişti.

Symon'a cevap veremedi. Sanki aklına kazımak ister gibi her bir perinin yüzüne teker teker baktı. Yaklaşık yirmi kişiydiler. Ve her biri, insanüstü güzellikleriyle parıldıyorlardı. 

Aera'nın gözleri, suyun üstünde havada durmakta olan kadın ve adama takıldı.

Ve sanki aynaya bakar gibi hissetti.

Kocaman mavi gözleri, beyaz teni ve gülümsemesiyle adeta Aera'nın kopyasıydı kadın. Upuzun sarı saçları dümdüz bir şekilde aşağı iniyor, hatta bir kısmı suda yüzüyordu. Teni sağlıklı bir şekilde parlıyor ve havada asılı dururken oldukça asil görünüyordu. Üstünde elbise yoktu. Gül dalları bir elbise gibi kadının vücudunu sarmalamıştı.

AeraHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin