NAMUS

137 18 54
                                        




"Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin çünkü Allah gözyaşlarını görür ve sayar. Kadın, erkeğin kaburgasından yaratıldı. Ayaklarından yaratılmadı; ezilmesin diye, başından da yaratılmadı; üstün olmasın diye ama göğsünden yaratıldı; eşit olsun diye, kolun biraz altında yaratıldı; korunsun diye, kalp hizasında yaratıldı; sevilsin diye...

Ey Ademoğlu! Namus sadece kadına özgü bir şeyse, Hz. Yusuf'un sakındığı neydi?"

******************************

Sahara mavilerini kapatmış ölmeyi bekliyordu. Sürekli çevresinden görüp duyduğu namus cinayeti denilen bu iğrenç şeye, şimdi kendisi de kurban gitmek üzereydi.

"Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü "

Ancak genç kız hala nefes aldığını hissediyordu. Ebubekir'in hıçkırıklarıyla mavilerini açtı. Duvarın dibine çökmüş, başını ellerinin arasına almış, bir elinde biraz önce kendisine doğrulttuğu silahla, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu genç adam. Öldürememişti, yapamamıştı ama vurabilmişti. Yüzüne bakmaya kıyamadığı sevdiğini kanatırken gözünü bile kırpmamıştı. Sahara dayak yemekten sızlayan bedenini zorlukla kaldırarak ayağa kalktı. Yerde duran şalını alıp dağılan saçının üstüne koydu. Ebubekir'e arkasını dönerek usul usul kapıya yöneldi. Hala hıçkırık seslerini duyabiliyordu ama arkasına bile bakmadan önce evin kapısından, sonra apartman kapısından çıkıp gitti.

***

Sahara Adana'nın bomboş sokaklarında nereye gittiğini bilmeden, yaklaşık yarım saattir usul usul ilerliyordu

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Sahara Adana'nın bomboş sokaklarında nereye gittiğini bilmeden, yaklaşık yarım saattir usul usul ilerliyordu. Bir yandan gözünden akan yaşları, bir yandan da ağzından, burnundan ve başından akan kanları siliyordu. Başına aldığı darbelerle sersemlemiş, hiçbir şey düşünemez hale gelmişti. Nerede olduğunu ve nereye gideceğini bilmiyordu. Sokaklarda kimsecikler yoktu. Hafif rüzgarda uçuşan yapraklar gözyaşlarına eşlik ediyordu. Yanından tek tük geçen arabalar da dönüp Sahara'ya bakmıyordu bile. Nihayet yürümekten de takati kesilince bulduğu alçak bir duvarın üstüne sızlayan bedenini bıraktı. Bir müddet boş gözlerle etrafa bakındıktan sonra sokağın sonunun bir caddeye çıktığını gördü. Tekrar ağır adımlarla caddeye doğru ilerlerken elini koluna, bacaklarına, boynuna götürüp oflamaya, acı çekmeye devam ediyordu. Eli, elbisesinin cebinde duran şeye takıldı. Nihan'ın kendisine verdiği telefon... Elbisesinin iç cebinden telefonu çıkararak Nihan'ın gösterdiği gibi rehber kısmına girdi. Karşısına "annem" diye kayıtlı bir numara çıktı ve Sahara hemen bu numarayı aradı. Telefon üç kez çaldıktan sonra Sultan hanım telefonu açtı;

"Alo"

Sahara'nın Sultan hanımın sesini duyunca hıçkırıklara boğulması Sultan hanımı telaşlandırmıştı. Heyecanlı bir ses tonuyla sordu;

"Sahra kızım, sensin değil mi? Neden ağlıyorsun?"

Sahara ağlamaktan konuşamıyordu. Biraz sonra telefonda Sultan hanımın değil Bilal'in sesini duydu;

BAD-I SABAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin