"Benimle evlenir misin, sevgilim?"
Bakışlarımı kendi bakışlarıma diktim. Hafifçe gülümsedim. Aynadaki yansımam da bana gülümsediğinde başımı iki yana salladım. Titreyen ellerimi lavabonun kenarlarına koydum.
"Hayır, hayır, hayır! Bu şekilde sorarsam bana vereceği cevap koskoca bir hayır olacak!"
Derin bir nefes aldım ve baştan başlamak için gözlerimi tekrar aynaya diktim. Bunu neredeyse 2 saattir tekrarlıyordum. 2 saattir aynaya evlenme teklifi ediyordum. Sanırım en uzun evlilik teklifi olarak rekorlar kitabına adımı yazdırmalıydım.
Dudaklarımı oynatacağım sırada telefonumun melodisi boş evin içinde yankılanmaya başladı. Aynaya kısa bir veda edip salonumda çalan telefonu elime aldım. Hızla açtığımda arkadaşımın her şeyin yolunda olduğunu söylemesi daha çok heyecanlanmama neden olmuştu.
Ben bu akşam Yağmur'dan unutamayacağı bir istekte bulunacaktım.
İlişkimiz 1 yılını dolduracaktı. Bu süre içinde hayatımda hiç olmadığım kadar mutlu ve aşık olmuştum. Bunu artık farklı şeylerle süslemek istiyordum. Yağmur'la bir evi paylaşmak, bir hayatı paylaşmak istiyordum. Bunun çok erken olduğunu biliyordum. Çok yakın bir zamanda onun dilinden de duymuştum. Lakin, artık geceleri bu soğuk evin duvarlarıyla tek başıma kalmak istemiyordum.
Ailemle aramın yavaş yavaş düzeldiği bir döneme girmiştim. Hatta Demir dayanamayıp beni görmek istediğinde ona hayır dememiş, evime davet etmiştim. Sadece birkaç gün içinde onu ne kadar özlediğimi ve onlara acı çektirdiğimi farketmiştim. Bir dönem hayatın ne kadar kısa olduğunu unutmuş, acılarımın beni öldürmesine izin vermiştim. O acılar sadece beni değil, ailemi de öldürmüştü. Belki kısa bir süre Yağmur'a da dokunmuş olmalıydı.
O acılardan arınmamı sağlayan nedenler vardı. Yeniden aşık olmuştum. Yağmur elimden en dibe battığım an tutmuştu. Tüm gücüyle çekmiş, bedenime dolanan yosunları temizlemişti. Kırık kalbime kimsenin dokunmasına izin vermediğim an, o kalbi ellerinin arasına almıştı. Parçaları sabırla yerine yapıştırmıştı. Daha güçlü, daha dayanıklı...
Şimdi elimde tuttuğum küçük kutu geleceğimizi belirleyecekti. Yüzük onun ince, uzun parmaklarına göre tasarlanmıştı. Yağmur her zaman sadeliği sevmişti. Büyük şeylerin peşinden koşmak yerine küçük şeylerle huzur bulmuştu. Yüzüğün üzerinde parlayan küçük taş, sevgimin büyüklüğünü ölçemezdi. Lakin, bu yüzüğe bayılacağını biliyordum.
Saate göz gezdirdiğimde zamanın geldiğini anladım. Hızla evden çıktım ve titreyen ellerimle arabayı çalıştırdım. Yağmur'u evinden alacaktım. O sadece bir akşam yemeği yiyeceğimizi sanıyordu. Fakat, bu basit bir yemek değildi. Şaşırması ve mutlu olması için her şeyi yapacaktım. Güneş yavaşça batarken kızıllığını etrafa yaymıştı. Birazdan akşam olacaktı. Bu daha da sabırsızlanmama neden oluyordu. Belki ona bu kızıllığın altında-
"Saçmalama Deniz! Her şeyi berbat edeceksin."
Kendi sesim boş arabanın içinde yankılandı. Biraz sakinleşmek ve her şeyi akışına bırakmak için arabanın radyosunu kurcaladım. Çok geçmeden uzun zamandır kendi evim gibi olan evin önüne park ettim arabamı. Yağmur'un ailesi beni ilk andan itibaren evin bir bireyi olarak görüyordu. Bu başta beni korkutmuştu. Sanki bir şey olacak ve yaşadığım kötü anlarla dolu tarih tekerrür edecekti. Fakat onlardan uzak durmam mümkün değildi. Aileme olan özlemimi onlarla gidermeye başlamıştım.
Zili çaldım ve beklemeye başladım. Pantalonumun cebinde yüzüğün saklandığı kutunun varlığını hissediyordum. Kapı açıldı ve karşıma güneş gibi parlayan o kız çıktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DENİZ |Texting
Cerita PendekOzan Deniz: Ne kadar aptalım değil mi? (Mesajınız gönderilemedi.) Ozan Deniz: Hâlâ sana tutunmak için bahaneler arıyorum. (Mesajınız gönderilemedi.) YOSUN |Texting adlı hikayenin devamıdır. Konuyu tam olarak anlamanız için ilk önce onu okumanızı ta...
