"Bu orospu çocuğunun Fransa'da ne işi var?"Diye sordu Taeyong,birkaç saniye önce yanımıza gelen Jaehyun'a."Hani korkuyorlardı oğlum,yakalanırlar diye?Bu geldiyse diğerleri de gelir."
"Diğerlerinin gelebileceğini sanmıyorum ama sadece Mark ve Jennie'yi göndererek nabız ölçmeye çalışıyor olabilirler."Dedi Jaehyun.Bakışlarımı ,bana bakmadan arkamıza doğru yürüyen Mark ve Jennie'den ayırıp önüme döndüğümde başımın döndüğünü hissedip Taeyong'un hemen yanından korkuluklara tutundum ve o anda Taeyong,Irene'a dönerek:
"Irene,Yura'ya sahip çık.Buradan ayrılmayın,birkaç dakikaya geliyoruz."Diyerek,saniyeler içinde Jaehyun'u alıp yanımızdan ayrıldı.
Irene,bir eliyle kolumu tutarak bana destek olduğunda bende kolumu korkuluklarla yaslayıp derin nefesler almaya başladım.
"Şu anda yapman gereken tek şey dimdik durmak."Diye mırıldandı Irene,bakışlarımı yavaşça ona çevirdim."Hemde dimdik.Güçlü olduğun yüz metre öteden anlaşılacak kadar dik durman lazım Jennie'nin karşısında.Gülümsemen,bir şeyler içip insanlarla konuşman lazım.Onunla göz göze geldiğinizde bile umursamıyormuş gibi yaparak başka biriyle konuşmaya başlaman lazım.Onu ancak böyle alt edebilirsin.Ağlayacaksan tuvalete gidelim orada ağla veya eve kadar kendini tut,eve gittiğimizde sabaha kadar ağla ama şimdi değil Yura,sakın.Anladın mı beni?Sakın.Sakın,gözlerin bile dolmasın."
Dudaklarımı ısırarak başımı salladığımda denize doğru dönüktü yüzüm.Dalgaların sesi ve ferah koku eşliğinde derin birkaç nefes alıp verdim.O anda solist değişti,güzel sesli bir erkek geçti mikrofonum başına,Paper Hearts şarkısını söylemeye başladı.Bakışlarımı yavaşça ona çevirdiğimde Koreli olduğunu anladım ve onun rahatlatıcı sesini dinlemeye devam ettim.Irene ise o esnada hala kolumu tutuyor ve hemen dibimde dikilip yüzüme bakıyordu.
"Beyaz mı kırmızı mı?"Diye sordu,hafifçe gülümseyerek.
"Ne?"Diye sorduğumda ise garsonu eliyle yanına çağırdı.
"Diyorum ki,beyaz şarap mı kırmızı şarap mı?"Dediğinde ise garson elinde ,içinde bir sürü kadeh olan tepsiyle yanımıza geldi.
"Hangisi daha hafif?"Diye sorduğumda ise kıkırdayarak bir beyaz,bir de kırmızı şarap kadehi alarak garsonu yolladı ve beyaz olanı bana uzattı.
İnce kadehi parmaklarımla kavrayıp ,önüme dönüp sırtımı korkuluklara yasladığımda şarkıyı dinlemeye başladım.
I hate this part,paper hearts.
"Taeyong nereye gitti?"Diye sorduğumda,Ten karşıdan bize doğru gelmeye başladı..
"Muhtemelen korumalarla konuşmaya gitti."Dedi Irene bana yanıt olarak ve tam o sırada da Ten yanımızda bitmişti.
"Sahilden korumalar tekneyle buraya geliyor,Mark tek başına gelmemiş olabilir."Dedi Ten sıkıntılı bir nefes verip ensesini sıvazlayarak.
"Yanınıza silah aldınız mı?"Diye sorduğunda Irene,Ten başını olumsuz anlamda sallayarak cevap verdi:
"Hayır,Fransa'ya geldiğimizden beri yanımızda silah taşımıyoruz çoğunlukla."Dedikten sonra da hemen yanıma geçip benim gibi sırtını korkuluklara yasladı.
Ortam çok kalabalıktı.Herkes genellikle gruplar halinde muhabbet edip ,içiyorlardı.
Aradan sıkıcı birkaç dakika geçtiğinde ve ben ilk defa alkol alarak şarabı yudumlamaya devam ettiğimde omzuma aslı çantamın içindeki telefonun titremeye başlamasıyla bardağı Ten'e verip telefonu çıkarttım ve arayanın Taeyong olduğunu görmemle yeşil simgeye tıkladım.
"Efendim?"
"Yura,sadece sen,tarif ettiğim yere doğru gel."
Görmese bile başımı sallayarak yaslandığım yerden ayrıldım ve bir adım iler attım."Tarif et."
"Hemen önünde,yatın orta kısmındaki sahnenin sol tarafına doğru ilerle..."Dediğini yaparak ilerlemeye başladığımda sahnedeki erkek solistle göz göze geldik ve o bana göz kırptığında dudaklarıma sahte bir gülücük kondurup ilerlemeye devam ettim.Sahnenin sol tarafına gelmiştim ama burada küçük koridor tarzı bir yer vardı ve bu koridor yatın uç kısmına açılıyordu."Şimdi kenardaki ilk kapıdan içeri gir."Tekrardan dediğini yapıp kapıdan içeriye girdiğimde karşılaştığım şey minik bir yatak odasıydı,içerinin havası oldukça boğuktu ve çok az ışık olduğu için önümü görmekte zorlanıyordum."Şimdi odadaki gardrobun sağ kapağını aç,üst kısmında küçük bir düğme var,ona bas ve gardrobun yanında açılacak olan merdivenlerden aşağı in."
"Taeyong ne oluyor?"
"Dediğimi yap,anlatacağım."
Gardrobun sağ kapağını açarak parmak uçlarımda biraz yükseldim ve siyah düğmeye bastım.Anında gardrobun yanındaki duvarın bir kapı büyüklüğünde parçası kenara doğru otomatik olarak kayıp,siyah ve oldukça korkutucu olan merdivenleri gözlerimin önüne serdi.Merdiven betondandı,her yer örümcek ağı doluydu ve içeride çok ağır bir rutubet kokusu vardı."Çok karanlık."Diye fısıldadığımda,
"Yavaş yavaş inmeye başla,sakin ol bir şey olmayacak."
"Taeyong,çok karanlık."
"Telefonunun flaşını aç Yura."
Dediğine uyup flaşı açmaya çalıştığımda pil düşük uyarısı vermişti ve ben içimden şansıma küfürler yağdırırken,"Pil düşük uyarısı veriyor,açılmıyor."Diye mırıldandım.
"Yura korkma,hiçbir şey olmayacak,hadi."
Korkudan titreyerek merdivene ilk adımı attım ve bu birkaç adımı da peşinden getirdi,ben içeri girer girmez de kapı arkamdan kapanmış ve beni kocaman bir karnalığa gömülü bırakmıştı.
Merdiven basamaklarını yavaş yavaş ardımda bırakırken ayağımın altındaki kaygan zeminle kaşlarımı çatarak,"Yerler çok kaygan Taeyong."Dedim yavaşça ve aynı yavaşlıkla aşağı inörye devam ettim.Burnuma iğrenç bir koku geliyordu.
"Yerlere bakma,doğrudan önüne bakarak gel Yura."
"Neden?"
Cevap vermedi,yanındaki Jaehyun'la bir şeyler konuşmaya başlamıştı.Merdivenin son basamağından da indiğimde olduğum yerde kalıp telefonu kulağıma bastırdım,"Merdivenler bitti."
"Tam 48 adım ilerle ve 48.ye geldiğinde olduğun yerde kal."
Ama bu sefer ses telefondan değil ,bulunduğum alandan geldiğinde yerimden sıçradım istemsizce.
"T-Taeyong,ne oluyor?"
"Sakin ol ve sadece yürü Yura."
Derin bir nefes alıp rahatlamaya çalıştığımda aldığım nefesle beraber içime dolan metalik kokuyla yüzümü buruşturarak bir elimi mideme bastırdım ve ilerlemeye başladım.
45...
46...
47...
48...
Durdum.
Ama 48.adımımı attım yerde sert bir cisim vardı ve istemeden ona basmıştım,sanırım bu da ışıkların anında yanmasına sebep olmuştu.
Benden birkaç adım ötede duran Taeyong ve Jaehyun önce etrafa ardından birbirlerine bakmaya başladıklarında yüzlerinde süzülen şaşkınlık ve korku ifadesiyle tereddütle bende çevirdim başımı.
Yerde 2 kişi.Biri kız biri erkek ve ikisi de kanlar içinde.
Ölüler.
Betondan duvardan ise kanlar akıyor ve o kanlarla çizilmiş kocaman bir J harfi.
Hemen altında ise üstteki harfe göre daha küçük olacak şekilde;
Protect yourself.
yazıyordu.
Erkek olana çok dikkatli bakamadım ama kız olan...O Jihyo'ydu.
"Ben böyle işin içine sıçayım !"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
mister j ❦ lee taeyong
Fanfiction❝ Han Nehri kıyılarında cansız bedeni bulunan Kang Seojun'un ,sırtında büyük bir J harfi bulunduğu adli tıptan gelen raporla onaylandı. ❞ ©callmrakiva
