45

2K 180 126
                                        

Ani frenle Zümra ve Kerem öne doğru savruldu. Kızın korkuyla aldığı nefesi birkaç saniye için duyulan tek ses oldu. "İnin." Dedi Koray. Evinin önüne gelmişti. Altuk malikanesi değildi burası. Ailesinin yaşadığı evdi. Arkadaşlarının annesinin yanında olduğunu biliyordu. Burası güvende olacakları tek yerdi.

"Hayır!" Dedi Zümra inatla. Koray'ı bu haldeyken tek bırakmak istemiyordu. Sinir ve öfke güçlüydü ama onu yöneten hayal kırıklığı idi. Tüm duygulardan daha tehlikeli ve daha karanlıktı.

"İn Zümra." Sesi netti. Hayır cevabına yer yoktu.

Koray'ın dikiz aynasına diktiği gözlerine ulaşamıyordu Zümra. Nişanlısı birkaç metre ötelerinde durmuş olan arabaya ve içindeki sarışına bakıyordu. Zümra onu durdurmak istese de Koray'a engel olamayacağının bilinci ile indi arabadan. Peşinden Kerem de indikten sonra bir saniye bile durmadan bastı gaza Koray.

Kızın gözleri kapıda beliren Ardıç'ı buldu ama o da araba ile Koray'ı takip eden Yusuf'a bakıyordu.

Koray, ayağını gaz pedalından çekmezken Yusuf da onun gibi hızlanarak ilerliyordu. O, Koray'ın nereye gittiğini bilmese de pes etmeden takip etmeye devam etti. Koray, Yusuf'tan kalan eski malikânenin önüne gelene kadar sürdü arabayı. Orayı sadece önemli günlerde kullandığı için içinde kimsenin olmadığını biliyordu.

El frenini çekerek bir hışımla çıktı arabanın içinden. Kapıyı kapatmaya tenezzül etmeden öfke ile yürüdü. Ne aldığı yol ne geçen zaman ne de düşünceleri sakinleştirememişti onu. Sakin olmak istemiyordu da. Aldığı hedefi vurmak istiyordu. Bunu yapacak kadar güçlü olmadığı için kendisinden nefret ediyordu. Yusuf, İnci için karşısında durabilmişti, Koray ise onu tehdit bile edememişti.

Ağır kapıları tüm gücü ile iterek açtı ve yıllardır kullanmadığı çalışma odasına doğru yürüdü.

Yusuf, peşinden malikaneye varıp arabasından indiğinde kendisi için açılmış kapıları bulacaktı. Koray; bunu istiyordu, peşinden gelmesini istiyordu çünkü görmeleri gereken bir hesapları vardı. Ya Yusuf gözünü karartıp bitirecekti bu işi ya da o.

Odaya girdiği gibi hırsa karıştırdı kıvırcık tutamları. Avuçlarının kaşındığını, parmaklarının karıncalandığını hissedebiliyordu. Bütün duygularını elleriyle çıkarmak; vurup, kırmak istiyordu.

Yusuf, ardından gelirken adımları hızlıydı ama iki yıldır görmediği odaya girdiğinde duraksadı. Arkası dönük, sinirle soluyan Koray'ı görmek bile odaya olan mesafesini bir anda silmesini sağlayamadı. Babasının eski odasıydı burası.

Koray, onun adımlarını işittiğinde hızla arkasını döndü. Tüm sinirlerini uyaran öfkesini kontrol edemeyerek yürüdü Yusuf'un üzerine.

Sıkılı olan yumruğu havalandı ama Yusuf'u bulmadan tekrardan indi. Hemen dibindeydi ama o kadar kapanmıştı ki içine. Sadece aklındaki savaşa odaklıydı. Tek kelime çıkmıyordu dudaklarından ama Yusuf, onun içinde kopan fırtınayı görebiliyordu. Zarar vermek isteyecek kadar kırılmış, öfkelenmiş ve nefret dolmuştu ama artık zarar veremiyordu. Kafası o kadar karışıktı ki birkaç hafta önce Yusuf'u elleri ile kanatan o değildi artık. Ne nefret edebiliyor ne de affedebiliyordu. Gözlerinden okunuyordu çaresizliği. Kendi duygularına gömülmüştü.

"Manyak ettin lan beni!" Daha fazla dayanamayarak yapıştı Yusuf'un yakalarına. Birkaç adım onunla ilerledikten sonra geriye doğru itti sarışını. "Ne diye geliyorsun amına koyayım? Başladığın işi mi bitireceksin, öldürecek misin lan beni? Ya da ellerimde ölmeye mi geldin?" Yusuf'tan ayırdığı elleri belindeki silaha gitti.

O kadar yoğundu ki duyguları bunları çıkarmak için her fırsatı kullanıyordu. Silaha uzandığı anda sürgüyü çekti ve ateş etti. Kurşun Yusuf'u bulmadığı sürece nereye gittiğini umursamıyordu.

Bir Küçük Günahkar Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin