Yazar notu: Yusuf'un babasının koltuğu kırmızıydı. Yusuf'un yaptığı imanın nedeni bu.
Yusuf için plan çok kolaydı; Nazım'ı oyala. Şimdi çalışma odasına gördüğü en güzel mekanmış gibi bakarken yapmaya çalıştığı buydu. Her detayda evrenin sırrını görüyor gibi meraklıydı.
Amcasının derince aldığı nefesi işittiğinde daha fazla uzatamayacağını anladı. İlgisini üzerinde tutması gerekiyordu. Gözleri amcasına kayarken onun ardını da görerek konuştu.
"Koltuğu da kırmızı almanı beklerdim." Adam birkaç saniyelik afallamanın ardından gülümsedi. Gülüşünün altında dişleri sıkılıydı.
"Tabii sen de haklısın, lanetli bir ünvanı devralmak istemedin. Yenisini kurmak daha mantıklı ama keşke ondan esinlenmeseydin. Aynı hataları yapmak seni yeni sonuçlara ulaştırmayacaktır." Elini tıpkı kendi evinde olduğu gibi duvarları süsleyen aile büyüklerinin resminde gezdirdi. Hepsinin altında soy isimlerinden gelen amblem vardı.
"Dilin açılmış." Dedi amcası arkasına doğru yaslanarak. "Böylesi daha iyi, yalan söylerken inandırıcı değildin."
*
Ardıç'ın sözleri üzerine Cebrail para dolu çantayı karşı tarafa uzattı. Onların aksine karşı taraf sigarasını yakacak kadar rahattı. Aylık olarak yaptıkları iş o kadar basitleşmişti ki onlar için, sadece beş kişi gelmişlerdi.
Koray, gelenlerin Nazım'ın tedarikçileri için önemli olmadığını biliyordu. Sıradan taşıyıcılardı onlar ama yine de birazdan olacaklar için onlara üzüldü.
Kamyonun arkasına doğru bir adım attı. İlk adımında duymayı beklediği sesi işitmediği için havaya kalkan ikinci ayağı bir türlü yeri bulmadı. Belki de diğerlerinden önce kendisi ve arkadaşları için üzülmeliydi.
Para çantasını alan adam kilidini açmak için üzerindeki tuşa bastı. Kilit açılırken Koray bir adım daha attı. Elindeki sigarayı dudaklarına götürerek gergin görünmemeye çalıştı.
Sirenleri duyması gerekiyordu. Yusuf böyle demişti.
"İşaretin arkaya doğru gitmek. İlk adımında sirenleri duyacaksın, oluşan karışıklıktan yararlanın, siz sadece saklanacaksınız." Birkaç adım daha attı ama Yusuf'un sözleri bir türlü gerçek olmuyordu.
Normalde yapacağının aksine Ardıç'a doğru döndü. Bunu önceden planlamamışlardı ama Ardıç da bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı. Yalnız kalırlarsa kendilerini korumaları gerekiyordu.
Bakışı yakalayan Ardıç başıyla işaret ederek Cebrail'i Koray'ın peşinden yolladı. Kendisi de arabaya doğru birkaç adım attı.
"Ne oldu aslanlar, aceleniz mi var?" Adamın sorusu Koray'aydı ama Koray rolünü bozmadan yürümeye devam etti.
"Rutin işte sıktı artık." Dedi Ardıç elinden gelen en laubali tavrı takınmıştı. Diğerleri gibi rahat olmalıydı. Kömür'den yasa dışı şeyler yapmaya alışkındı ama karşısındaki adamın dakikalar içinde indirileceğini bilmek onu geriyordu. Birinin sırf Nazım yüzünden öldürülmesi fikrini sevmiyordu zira kendi babası da böyle öldürülmüştü.
Koray kamyonun arkasına geçerek arkada bekleyene baktı. Elini sallayarak kapıyı açmasını işaret etti. Eli oradan sigarasına gitti.
"Derken?" Adam tek kaşını kaldırarak baktı ona. Daha önceden kimse malları görmek istememişti. Birbirlerine güveniyorlardı. Hiçbir zaman olmadığı gibi şimdi de bir yanlış olmazdı. Koray bunu biliyordu ama birazdan patlayacak silahlardan saklanması gerekiyordu ve açık alandaki tek müsait yer kamyondu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Küçük Günahkar
General FictionKavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu. Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
