35

3.2K 255 56
                                        

Nazım'ın parmakları kırmızı koltukta dolandı. Abisinin sevgili koltuğunda...

Gözleri abisinden kalan ikinci şeye kaydı; Yusuf'a. Babası, çocuğu koltuk kadar sevmiyordu.

Neredeyse sürükleyerek getirmişti onu buraya. Yaralı ayağı yüzünden yerde yatıyordu şimdi. Anlının çatından vurabilirdi onu ama evine, gerçek Altuk malikanesine getirmeyi tercih etmişti Nazım. Orada abisinin koltuğuna oturarak, ondan kalan son şeyi avlamak istiyordu.

Şimdi parmaklarını koltukta gezdirirken ve bir türlü oturamazken kendisi bir hayalet tarafından avlanıyormuş gibi hissediyordu.

"Seni hiç sevmedi ama sen onun son arzusunu gerçeklestirmek için onca zahmete girdin." Kendi acısını sözleri ile Yusuf'a yönlendirmeye çalıştı. Sarı sessiz kaldı. Nazım'ın gözleri de bir türlü koltuktan ayrılıp ona kayamadı.

"Babanın istekleri yüzünden belki de seni sevecek tek şeyi de kaybettin. Onun savaşı yüzünden öldü." Koray'dan bahsediyordu.

"Benim savaşım." Nazım duyduğu cümleyle gülümsedi. "Kömür bizi istemez Yusuf. Onların elleri çıkardıkları kömürden karadır ama Kömür'ün asıl kara çocukları biziz. Benim savaşın dediğin savaşta kimse istemiyor seni."

"Sevilmek için yapmadım." Nazım'ın gülüşü sesli kahkahalara döndü.

"Boyundan büyük konuşuyorsun Yusuf ve sözlerin yalan dolu. Sen de hepsi gibi, herkes gibi sevgi için yapıyorsun."

"Senin gibi mi? Bir zamanlar senin de her şeyi sevgi için yaptığın gibi mi? Babamın senden çaldığı sevgiyi Kömür'de mi aradın? Ya da fahişelerde? Kimse vermedi mi sana?" Nazım her kelimeden sonra biraz daha sıktı dişlerini. Bunu bilmesini beklemiyordu. Babası anlatmış olamazdı, bir şeyler bilecek kadar değer görmemişti Yusuf. Tıpkı kendisi kendi ailesinin abisine tapmaktan Nazım'a vakit ayırmadığı gibi.

"Sen ve ben, aynıyız Yusuf." Sesi yavaş ve sakindi ta ki duyduğu patlama sesine kadar. Korkuyla uzaklaştı koltuktan. Sesin oradan gelmediğini biliyordu ama korkacak kadar çok travması vardı bu odada.

Camlara doğru gittiğinde patlamanın kendi malikanesinden geldiğini gördü. Sinirle sesli bir nefes verdi. Birini öldürmüş olsa da Kömür'lü sıçanlar asla ölmüyordu. Bir patlama daha işittiğinde dayanamayarak silahına sarıldı. Bu işi hemen halledecekti. Koltuğa gidecek ve Nedim Altuk'un soyunu silecekti.

Arkaya döndüğünde gözleri yerde olması gereken Yusuf'u aradı.

"Hiçbir zaman bu koltukta oturamayacaksın." Sarışın, babasının koltuğunda korkusuzca oturuyordu. Acısına rağmen omuzları dik, çenesi yukarıdaydı.

"Küçük piç..." Nazım silahı yerine geri koydu. Onu elleri ile boğacaktı.

Nazım öfkeyle gelirken Yusuf da doğruldu. Bu gece burada öleceğini biliyordu ama kendisiyle birlikte Nazım'ı da götürecekti.

Nazım'ın elleri Yusuf'un yakalarına uzanmak için kalktığında sarışın ondan erken davranıp yumruk indirdi suratına. Nazım gerilerken Yusuf acıyan ayağına dayanarak diğer ayağı ile Nazım'ın dizine tekme attı ve onu yere düşürdü. Acısını görmüyordu gözü.

Nazım'ın üstüne çöktüğünde yakalarına yapışarak hafifçe havaya kaldırdı onu.

"Koray..." Öldüğüne inanmak istemiyordu. "Koray nerede?" Dedi onun öncesinde söylediği sözleri ciddiye almayarak. Nazım güldüğünde gülüşünün üzerine bir yumruk daha indirdi ve adamın kafasını vurması için ani bir şekilde bıraktı yakalarını.

"Öldü!" Diye bağırdı Nazım. "Geberdi gitti! Tüm sülalesi gibi!" Yusuf'un anlık boşluğundan faydalanarak yaralı ayağına tekme attı ama sarışın yıkılmadı. Elleri Nazım'ın boğazına sarıldı. Gözleri yaşlarla dolarken nedeni Koray'dı.

"Cehennemde çürüyeceksin!" Ellerini sıkılaştırarak Nazım'ı nefessiz bıraktı. Adam çırpınıyordu ama bir türlü kurtulamadı. Elleri Yusuf'a vurabilmek için bir şey arıyordu. Sonunda masanın ayağını kavradı ve kendine doğru çekti. Tepesindekiler Yusuf'un üstüne düşerken Sarı kendini koruma refleksi ile ellerini Nazım'dan ayırdı. Nazım bunu kullanarak silahını eline aldı ve nereye olduğuna bakmadan sıktı.

Silah Yusuf'un kolunu sıyırırken Nazım'ın tekmesi onu yere düşürdü. Adam bir yandan nefessizlik yüzünden öksürüyor bir yandan da durmadan hedefine bakmadan ateş açıyordu.

Yusuf kendini devrilen masanın arkasına saklarken Nazım'ın durmasını bekledi. Adam tam kendine gelemeden ayaklandı ve Yusuf'a baktı.

"Ölsene lan artık!" Yusuf kendini korumak için masayı siper olarak kullanarak kalktı ve Nazım'a doğru koştu.

Masayı iterek Nazım'ın üzerine doğru atıldı ve Nazım dengesini kaybederek cama doğru düştü. Yusuf'u da peşinden sürüklerken ikisi de balkonun zeminini boyladı. Nazım hızla doğrularak silahın sürgüsünü çekti. Ses gök gürültüsü ile karıştı.

Sağanak yağmur birkaç saniyede ikisini de sırılsıklam etti. Nazım tetiğe bastığında yağmurun sesine eş olarak Yusuf'un acı inlemesi duyuldu. Ayağından aldığı yaraya ek olarak kolundan ve şimdi de gövdesinden almıştı kurşunu.

Tamamen yere yapıştığında nefes alacak gücü bile kalmamıştı. Nazım son kurşununu kullanmak için silahı bir daha kaldırdı ve bu sefer Yusuf'un başını hedef aldı.

Yusuf doğrulmaya çalıştı ama gücünü toparlayamıyordu. Gözleri amcasının kendi gözlerine eş gözlerine gitti. Ölecek olmaktan değil, onun yaşayacak olmasından korkuyordu.

"Pek sevgili babanın yanına gidebilirsin Yusuf Altuk." Silah patladı. Kan beyaz mermer zemine bulaşırken silahın başındaki kişi konuştu.

"Geber!" Nazım'ın ölü bedeni yere düşerken Yusuf korkuyla kapadığı gözlerini araldı. Kanlar içinde duran Koray'ı gördü. Nazım'dan erken davranarak çekmişti tetiği. Yusuf'u son anda kurtarmıştı.

Az önce kırılan cam çerçeveye yaslanmış güçlükle ayakta duruyordu kıvırcık. Çekilen kanı yüzünden rengi atmıştı. Nazım'dan sonra o da dayanamayarak yere düştü.

Yusuf ona ulaşmak için elini uzattı. Koray'ın eliyle arasında birkaç santim vardı ama ulaşamadı. Koray ona doğru hamle yaparak kavradı sarışın sevgilisinin elini.

Son 1 diyelim mi?

-Lisa

Bir Küçük Günahkar Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin