Elden ele gezen paralar, daha çoğu Cebrail'in beline bağladığı torbada duruyordu. Bir kuruşu bile yanlış hesaplamıyordu. Sözleri bir yılan gibi sinsi ve tatlıydı. Yeni gelenleri iddia oynamaları için cesaretlendiriyordu. İlk elini atan herkesin kazanmasını sağlıyordu. Böylelikle bağlanıyor ve devam ediyorlardı.
En büyük bahis Koray'a idi. O kaçıyordu, kimsenin karşı çıkmaya sözü de yoktu ama gözleri onun üzerindeydi. Belki aslen Kömür'den olduğunu bilmiyorlardı ama yine de kulaklarına çalınan birkaç kelime olmuştu. Hepsi dedikoduların ne kadarının gerçek olduğunu merak ediyordu.
"Çok bakıyorlar." Dedi Yusuf. Parmaklarına sıkıştırdığı sigarayı dudaklarına götürdü. Koray'ın kendisine yamuk bir gülüşle baktığının farkındaydı ama ona dönmek için acele etmedi. Sigarasından derin bir nefes aldıktan sonra başını geriye doğru yatırarak dumanı havaya üfledi.
Sonunda gözleri kehribar gözler ile buluştuğunda konuşmasına devam etti.
"Neyse ki benim gibi bakan yok." Koray'ın gözlerinin dudaklarına kaydığının farkındaydı ama yine de kendi gözlerini indirmedi. Geriye doğru iyice yaslanarak bedenini aşağı kaydırdı. Koray ile aynı şekli alarak aynı boya inmişti. Etrafta alkol ve ortam yüzünden kendinden geçen birçok kişi olduğu için sandalyede birbirlerine dönerek oturmuş iki kişi dikkat çekmiyordu.
"Söylemiştim, konu kim oldukları değil, sen olmadıkları." Yusuf gülümserken Koray dudaklarını birbirine bastırdı. Sarışının dudaklarına uzanmamak için zor tutuyordu kendisini.
"Öyle olsun bakalım." Yusuf, ilgisini Koray'dan alarak diğer gençlere yöneltti. Diğerlerini tanımak istiyordu. "Anlatmaya başlayabilirsin." Dedi.
Koray kalabalığa doğru dönüp gördüğü ilk kişi ile başladı. Diğerlerini tanıması konusunda imayı yapan Koray olmuştu. Asıl nedeni, onları buna yönelten gerçekleri görmesini istiyordu. Mücadele etmeden iyilikle ilgili nutuk çekmek kolaydı. Bu çocukların gerçek durumlarını duymasını istiyordu.
"Şurada duran, kısa boylu, kısa saçlı olan Semih, babası hastaydı. Geçen sene öldü. Daha on altısında... Babasını madenler hasta etti. Diğer herkes gibi ciğerleri...
Annesi madenlerde çalışmasını istemiyor. Kimse yanına çırak olarak almıyor. O da böyle işlerde. Şansına merkezdeymiş, yoksa Kömür'den tanıyoruz.
Normalde Altuk'a giden yağma işlerinde bir numaralı adamım olurdu. Annesi oradan alınanları aş evinde pişirip dağıtıyor.
Şu köşede onun yanında olan uzun boylu, iri yapılı olan Çetin. Kasabın çırağı buralarda en iyi iş onun, buraya para kazanmaya değil gerçekten dövüşmeye gelen nadir kişilerden ama bazen bilerek kaybediyor. Paraya sıkışmış olanlar için yapıypr bunu.
Sahada olan uzun saçlı Kamil, kimsesi yok, aş evinden yer içer onun dışında iki kuruş için ayak işine bakar. Genelde merkezde olur çünkü iş yaptıracak kadar parası oln herkes burada.
Aydın, Kerim, Necati, Ali, Hakan..." parmakları ismini söylediği çocukları gösterdi. "Hepsi para için burada, ya kendilerine ya ailelerine. Aş evinde yer içer orayada para verirler. Kız kardeşlerini zenginlere temizliğe yollar; babalarını, abilerini madenlerde ciğer kanserine verir, kaybederler. Hepsinin hikayesi farklı, elim hepsine yetmiyor. Açıkta kalacak kadar kötü durumda olanlar geliyor bana. Açlıktan, soğuktan ölmeden gelmiyorlar çünkü daha kötü durumda olanlar vardır diye düşünüyorlar. Elinde çok bir şey yoktur bari lazım olana gitsin." Koray sustuğunda Yusuf da sessizliğe gömüldü. Yumrukların ve kalabalığın sesleri aralarına girerken Yusuf'un kahve gözleri düşüncelere daldı.
Dakikalar birbirini kovalarken o gençlere Koray da Yusuf'a baktı durdu. Sonunda konuşmaya karar verdiğinde kararlı bir ifade vardı yüzünde.
"Kar kalktığında Hasan Usta gibi Kömür'de eli aşağı inen, beni dinleyecek herkesi bul getir Koray." Koray merakla baktı sarışına.
"Hayat kurtaracağız." Dedi Yusuf. Gözlerinde pırıltı vardı. "Devrim, baş kaldırı ya da sapkınlık her ne derse desinler, biz yapacağız." Elini avuç içi içeri doğru bakacak şekilde Koray'a uzattı.
"İddialısın." Dedi Koray eli tutarken. Uzaktan bakıldığında bir şey üstünde anlaşmışlar gibi görünen bu el sıkışmasında daha fazlası vardı.
"Her zaman." Dedi Yusuf. Koray'ın tutuşundan eline geçen sıcaklıkla gülümsedi.
"Kar kalkana kadar, bolca zamanımız var sarı." Koray'ın parmakları elini aşarak yukarı çıkmaya başladı. İlerlediği mesafe diğerlerinin fark etmeyeceği kadar azdı ama yine de Yusuf anlamıştı onu.
Sarı bir şey demese de gülümseyişi Koray'a ayak uyduracağını gösteriyordu.
Bu bölüm biraz kısa oldu ama nedeni akşama bir bölüm daha atacak olmam.
Truht or dare? Diyerek akşama gelecek bölümün spoilerını veriyorum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Küçük Günahkar
General FictionKavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu. Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
