31

3.6K 242 41
                                        

"Sadece işe yarar bir şeyler söyle." Kahya kapının başında korkudan titreyen adamın omzuna dokunurken bu sözleri etmişti. Peşi sıra yanından ayrılırken adam onun ardından baktı. Otuzlarında olmasına rağmen bir çocuk gibi ağlayabilirdi.

Odanın içinden gelen sesler sakinleşmesine yardımcı olmuyordu. Adam kendini sakinleştirmek için derin bir nefes almaya çalıştı. O solumaya başlarken bir el ateş edildi ve sesler bir anda kesildi, nefesi de bu sessizlikle boğazında kaldı.

"Diğerini getir." Dedi Nazım içeriden. Adam geriye dönüp kaçma isteğini bastırdı. Araştırdıkları çocuğu tanıyordu. Buradan sağ çıkabilirdi.

Kapı açıldığı anda saygıyla başını eğdi. Nazım'ın masadaki şişeye uzandığını görüyordu. Şişeyi kafaya diktikten sonra duvara doğru fırlattı.

"Adı?" Dedi Nazım.

"Bilmiyorum efendim ama görüntüsünü hatırlıyorum." Adam korkuyla derin bir nefes aldı.

"Uzatma, anlat." Nazım hırsından dolayı neredeyse hırlarcasına konuşmuştu.

"Bir doksan kadar vardı, kıvırcık saçlıydı..."

"Belirgin bir şey söyle amına koyayım! Kahin miyim ben? Kömür'deki bütün piçler öyle görünüyordur." Öfkeyle adamın üstüne yürüdü. Eli belindeki silaha giderken adam korkuyla hızla konuştu.

"Gözleri garip bir renkti kahve gibi ama daha parlak." Nazım'ın gözleri öfkeyle yumuldu. "Karanlıktı iyi seçemedim ama elinde bir yara vardı. Sigarayı içerken fark etmiştim. O gün üç kişilerdi ve o kendisini Yusuf Altuk diye tanıtmıştı."

"Yara?" Nazım el hareketi ile odadaki adamlarından birini yolladı. Kendisi de düşünmeye çalıştı. Fazla içkiden kafasını toparlayamıyordu.

Adam odadan çıkmadan elini bir daha kaldırdı. Gözlerinin önüne gelen görüntüydü elini kaldırmasıni sağlayan. Kıvırcık saçları hatırlıyordu. Gazinoda gördüğü oğlandı o.

"Kıvırcık..." Dedi gülümseyerek. Gözlerini kapatarak onu hatırlamaya çalıştı. Sigorta için kapısına dayanan yüzler arasında vardı. Hasan itinin yanında da vardı ve Yusuf'un arkasında da durmuştu. Diğerleri Yusuf'un vurulduğu gün de orada olduğundan bahsetmişlerdi.

Nazım anlına vurdu. Nasıl fark etmemişti? Bir daha vurdu ve bu sefer daha sertti. Yusuf'un Kömür'deki eli oydu. Masadaki her şeyi etrafa saçarken masayı da devirdi. Silahlarını çalan, toy sarıya yardım eden, akıl veren, kart öğreten oydu.

"Şimdi siktim seni." Dedi gülerek. Bulmuştu sonunda. "Gidin bulun onu! Adı, ailesi, ne boku varsa, her şeyi öğrenmeden gelmeyin." Belli ki o Yusuf'un zayıf noktasıydı. Yiğeninden önce onu kaldıracaktı ortadan, böylelikle Yusuf'un Kömür'deki eli kesilecekti.

"Direnirse, selamımı söyleyin ve kafasını patlatın."

*

"Yanılıyorsun." Dedi Ardıç kafasını sallayarak. "Sen adamın şiirlerini okumadın bile."

"Ne fark eder?" Dedi Cebrail. "Yine de en iyi o değil. Haksız mıyım Yusuf?" Arkasını dönerek merdivenlerden inen ikiliye baktılar. Koray işe onu kattıkları için gülüyordu. Yusuf ikisini de kırmak istemeyerek arada kalacaktı.

O kem küm ederken Koray kahkahalara boğulmuştu.

"Sıkıştırmayın, kısa devre yapacak." Kolunu sarıya atarak kendine doğru çekti. Yusuf son anda kafasını çevirerek uzaklaştı ondan.

Koray onun hareketini anlayarak kendini toplamaya çalıştı. Yusuf çevresindeyken fazla dikkatsiz oluyordu. Neyse ki arkadaşları fark etmemiş ve tartışmalarına dönmüşlerdi.

"Nedim..." Diye başladı Cebrail.

"Nedim; zevk ve sefa!" Dedi Ardıç alayla.

"Ne sığ bir bakış acısı! Nedim..." Ardıç yine araya girdi.

"Nasıl öldüğünü biliyorsun."

"Bunlar hep düzmece." Dedi Cebrail. Söylemlere inanmıyordu.

"Koray!" Tartışma uzaktan duyulan bir sesleniş ile kesildi. "Sana telefon var." Dedi gelen öğrenci. Koray kaşlarını çatarak baktı ona. Onu arıyabilecek kimse telefon kullanmasını bilmezdi. Bir önceki çağırılmasının etkisiyle sorgularcasına baktı çocuğa.

"Kim?" Diye sordu.

"Küçük bir çocuktu, kardeşinmiş." Koray aceleyle telefonlara koştu.

"Ne oldu Kerem, İyi misin?" Aklında olan tek kişi annesiydi. Ona bir şey olduğunu ve çocuğun Kömür'dekilerden yardım istediğini düşünüyordu.

"Kardeşin iyi Koray." Dedi başka bir ses. Koray telefonun başında donup kaldı. Bu sesi çok iyi tanıyordu.

"Okulun numarasını bile bilmiyordu ne garip! Onlarla hiç ilgilenmiyor musun? Küçük bir çocuk ve dul bir kadın, başlarına kötü şeyler gelebilirdi." Dedi Nazım.

"Neredeler?" Dişlerini sıkarak konuştu Koray. Bunun olacağını biliyordu.

"Korkma Aslantaş, ailen ailemin eski dostuydu. Ben de onlarla dostlarım gibi ilgileniyorum." Adam küstahça bir kahkaha için böldü konuşmasını. "Ne kadar da dikkatsizim, yerinizi alıp sizi Kömür'e sürdüğümüzü, tüm erkeklerinizi öldürdüğümüzü unutmuşum. Maruz görürsün."

"Neredeler Nazım?" Dedi Koray. Sakin olması gerekiyordu, tek kelimesi onların canına mal olabilirdi. Nazım'ın kimseye acımayacağını biliyordu.

"Tek gelirsen onlara ulaşırsın." Gözleri kapıda duran Yusuf'a kaydı. Sarı endişeyle baktı ona.

"Onlara bir şey olursa..."

"Kurallara uyduğun sürece güvendeler Aslantaş."

Biraz içime sinmedi ama bölümsüz kalmamak için attım. Yeni hikayelere bölüm yazmaktan bunlar birazcık geçe kalıyor.

Onlara bölüm biriksin diye uğraşıyorum. Mazur görün :)))

-Lisa

Bir Küçük Günahkar Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin