Motor durduğunda sandığından daha heyecanlıydı Yusuf. Oluşan sessizlikte hızla aldığı nefesleri işitebiliyordu. Gözleri dikiz aynasında, kendi yansımasına bakıyordu. Sarı saçları zaten düzgün olmasına rağmen tekrardan kulağının arkasına sıkıştırdı. Kendini bu halde görmeyi özlemişti. Eskisi gibi giyiminde detaylara bile dikkat etmiş, yeni uzun saçlarını düzgünce geriye yatırmıştı. Tekrardan Kömür'ün Yusuf Altuk'u gibi görünüyordu. Bugün eski kişiliğine ihtiyacı olduğu için özenmişti bu kadar.
Arabadan inip kapıyı kapattığında ceketini uçlarından tutarak düzeltti ve sessizliğe doğru adımladı. Ormanın girişine park etmişti arabasını. Cebrail'den zar zor öğrendiği adrese doğru yürüyordu.
"Gelme!" Demişti Cebrail. "Koray delirdi Yusuf, gelirsen seni de indirir." Uyarılarına rağmen yüzünde gülümseme ile gidiyordu Yusuf.
Koray'ın sinirinin özellikle kendisine olduğunu da biliyordu. Altuk'lar geri döndüğü anda Kömür yeniden hareketlenmişti. Bunun için öfkeliydi Koray. Kendi şehrine tanımadığı alıcılar girip çıkıyordu. Bugün onlardan birinin yolunu kesecekti. İşin arkasında Yusuf'un olduğunu düşünüyordu. Onun yokluğunda, iki yıl sorunsuz geçmişti.
Cebrail; "İki yıl sonra ilk defa eline silah aldı." Demişti. Yusuf da gidiyordu çünkü orada olarak kanıtlayacaktı kendisini. Geldiğinden beri Koray dışında hiç kimseyle uğraşmamıştı. Planının ilk adımı onun güvenini geri kazanmaktı. Bunun için sakin adımlarla ilerledi ona doğru.
Sesleri işitip, araba farlarını gördüğünde de yavaşlamadı. Cebrail dışında bir kişi daha biliyordu burada olacağını; Salih Ok. Adam, en başta Yusuf için yanaşmıştı onlara. Yusuf'un yokluğunda Koray'ın yanında olmuştu. Şimdi Yusuf, ona ulaşıp gelmek istediğini söylediğinde adam da kabul etti onu.
Bunun için açıklığa çıkarken cesurdu. Ormanlık alandan çıktığı anda bütün silahlar ona doğru çevrilse de aynı sakin adımlarla ilerledi.
Koray, arkası dönük olduğu için Yusuf'u en son gören kişi oldu fakat ilk harekete geçen de oydu. Sarışını gördüğü anda çatıldı kaşları. Ona doğru adımlarken elindeki silahını daha da sıkı tuttu. Soğuk havadan dolayı giydiği uzun siyah kaşmir mont ve hızlı adımları onu daha da korkunç gösteriyordu.
Göz dağı verebilmek için yavaşlamadan ilerledi. Yusuf'tan uzun olduğu birkaç santimi bile kullanıp üstten bakmak istiyordu ona. Yusuf ise inatla uzaklaşmadı oradan. Önündeki soğuk hava kesilene kadar yaklaştı Koray. Yusuf silahın namlusunu karnında hissedebiliyordu.
"Ne işin var burada?" Hafifçe kalkmış çenesinden, yukarı doğru çekilmiş dudağına kadar, her zerresi ile iğrendiğini gösteriyordu Koray. Yüzü öyleydi, bakışları da öfkeliydi ama silahı tutan eli titriyordu. Yusuf, onun hedefi bir santim bile şaşmayan atışlarını hatırlıyordu. Kusursuz bir nefretle duygularını gösteriyordu ama yine de ipucu veriyordu Yusuf'a. Ya da belki de Yusuf anlamak istediği gibi anlıyordu her şeyi.
"Ne işin var dedim amına koyayım?" Salih gelip ellerini ikisinin göğsüne koyana kadar kimse ayırmadı onları. Koray, geçen her saniyede öfkelenirken; Yusuf, sessizliğini korudu.
"Koray oğlum..." Dedi yaşlı adam araya girerken. Onun sesindeki sakinlik Koray'ın ilgisini Yusuf'tan çekti. Adamın, onun geleceğini bildiğini anladı.
"Neye gelmiş, alıcılarının geçmesi için yalvarmaya mı? Yoksa işini üstlenince bizi durdurabileceğini mi sanmış?" Şimdi Salih'e bakarak konuşuyordu.
"Kömür'de ticaret yapmıyorum Koray." Yanıtı Yusuf verince kehribar gözler tekrardan onu buldu.
"Onun için mi bu itler buraya dadanalı bir hafta oluyor? Rüzgarını da peşinde getirmişsin ama..." Git gide ağırlaşan kelimeleri yine Salih tarafından bölündü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Küçük Günahkar
Ficción GeneralKavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu. Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
