Kavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu.
Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
Yusuf, yere düştüğünde vurulmanın verdiği şokla ne kolundaki kurşun yarasını ne de bedeninin yere çarpmasının acısını hissetti. Koray hızlı davranarak kafasını yere düşmeden yakalamıştı.
Yusuf, onun endişeyle kocaman açılmış gözlerini ve hareket eden dudaklarını görüyordu ama etrafında ne olduğunu anlayamayacak kadar sarsılmıştı.
Koray kolundaki yaraya bastırdığında Yusuf ilk tepkisini verebildi. Sızlayan yara ile yüzünü buruşturdu.
Şu an çoktan öldüğünü tahmin ettiği kurşunun sahibi özellikle kolunu seçmişti.
Yusuf bunun anlamını okuyabiliyordu. Maskenin altındaki gözleri tanımıyordu ama diğerleri çıkarken içeride kalan üç kişinin sırf Yusuf'u kolundan vurabilmek için kendini feda ettiğini biliyordu. İsteseler şu an nefes almıyor olurdu ama onlar özellikle kolunu hedef almıştı.
Nazım uyarı olarak yapmıştı bunu. Yusuf'un uzayan koluna karşı bir uyarıydı bu. Vuruş yeri de manidarken sırf bir uyarı için üç adamı öldürtmesine şaşırıyordu Yusuf. Kendi kanından olan Yusuf'u direk öldürttebilirdi ama düşmanlarının arasında kendi soyadını taşıyan birini öldürtmemişti.
*
"Onları benim getirdiğimi düşünmezler değil mi?" Yusuf başını koyduğu koltuktan kaldırmadan sormuştu sorsunu. Gözleri arabayı süren Koray'daydı. Bastırdığı kolu sızlarken onun aklında olan tek şey diğerlerinin ne düşündüğüydü.
"Bilmiyorum, şu an bunu düşünmek istemiyorum." Koray direksiyonu kırarak şehrin Altuk bölgesine doğru döndü. Yusuf'u hastaneye götüremeyeceğini bildiği için pansumanını evde yapacaktı. Kendisi ve arkadaşları için bir çok defa pansuman yapmıştı. Yaralarının nedenlerinin sorulmasını istemeyen gençlerin çok iyi bildiği bir şeydi bu.
"Ölmüyorum Koray, sakin ol." Koray ateş saçan gözlerini Yusuf'a döndürdü ama bundan başka bir yanıt vermedi ona. Yusuf, onun sinirli olduğunu biliyordu.
Onu köşeye iterek kendini merminin açık hedefi yaptığını düşünüyor ve bunun için sinirleniyordu ama göremediği bir şey vardı. Gelenler Yusuf'u öldürmeye gelmemişti ama hedefleri ile aralarına giren kişiyi öldürmekten çekinmezlerdi.
Yusuf, Koray'ın konuşmayacağını bildiği için gözlerini kapatarak uzanmaya devam etti. Araba durup kapı açılma sesini işittiğinde tekrardan açtı gözlerini. Kendi kapısını açıp inmek için doğruldu ama Koray ondan erken davranarak açtı kapıyı.
Yusuf'a doğru uzanarak elini belinin altından geçirdi ve sıkıca tuttu.
"Ne yapıyorsun?" Dedi Yusuf ama buna da yanıt alamadı. Koray bacaklarından da tuttuğu gibi kucağına aldı sarışını.
"Koray kolumdan vuruldum, ayaklarım çalışıyor." Koray arabanın kapısını ayağı ile iterek kapattı ve eve doğru yürümeye başladı.
"Kapa çeneni sarı." Yusuf ne derse desin Koray'ın geri adım atmayacağı belliydi. Yusuf teslim olarak başını Koray'ın göğsüne yasladı. Kendini boşuna yormasına gerek yoktu.
Koray anca içeri girdiklerinde aşağı doğru baktı. Onun nedeni de nereye götürmesi gerektiğini bilmemesiydi.
"Aşağıya in, malzemeler orada."
Odaya girdiklerinde Yusuf'u yatağa bırakarak çekmecelere yöneldi. Aynı anda hem sinirli hem de şefkatli olması çok garip görünüyordu. Hem Yusuf için uğraşıyor hem de Yusuf bir kelime etse onu kendi elleriyle kesecekmiş gibi bakıyordu.
"Orada değil, bu tarafta." Eliyle camlı dolabı gösterdi.
"Baştan söylesene." Dedi Koray. Gerçekten de bir kelime ettiği için öldürebilirdi.
O malzemeleri bulana kadar Yusuf da üstündekileri çıkarmaya çalıştı. Her bir hamlesi ile acıdan inliyordu.
"İnliyip durma amına koyayım!"
"Acıyor lan! Bağırma bana!" Yusuf dayanamayarak karşı çıktı. Zaten kurşunu yiyen kendisiydi. Bir de laf işitiyordu.
"Sana müstehak bu, öyle kahramanlık yaparsan olacağı budur." Tentürdiyotu beze dökerken konuştu.
"Kahramanlık yapmadım, beynini dağıtmasınlar diye yaptım. Ben de seni önemsiyorum, geberip gitmeni istemedim." Sinirle söylediği sözler Koray'ı susturmayı başardı. Yusuf'a doğru gelerek gömleğini açtı ve yarayı tamamen açıkta bıraktı.
Kurşun sıyırdığı için yarası çok büyük değildi. Koray tendürdiyotlu spancı yarasına bastırdı.
Yusuf acı ile yüzünü buruşturdu ama Koray'ın inadına ufacık bir ses bile çıkarmadı.
"Bir daha beni korumaya çalışma Yusuf." Kirlenen spancı atarak yenisi ıslattı.
"Koray..."
"Silahların hedefi ben değilim. Her zaman sensin, bugün kolundan vurmuş olmaları yarın başından vurmayacakları anlamına gelmez." Pansumana odaklandığı için biraz daha sakinleşmişti. Yusuf'un kolunu kaldırdı. Koyduğu spançları düşmemeleri için eliyle tuttu ve sargı beziyle sarmaya başladı. Yusuf bu halini kullanarak kendini açıklama şansı buldu.
"Beni öldürtemez Koray ama canımı yakmak için sana zarar verebilir. Bunun olmasını engellemeye çalışıyorum ama sen de onunla anlaşmış gibi silahla arama giriyorsun."
"Ne yapayım, ölmeni mi izleyeyim?" Seni seviyorum lan, öyle köşede durup izleyemem!
Silahın sesini duyduğumda ne hissettim biliyor musun? Nasıl korktum biliyor musun?" Yusuf'un bakışları yumuşarken Koray ne dediğinin daha yeni farkına vardı.
Kendisine bile sesli söylemediği duygularını Yusuf'a döküyordu. Gözlerini kahve gözlerden kaçırmak istese de yapmadı. Daha fazla saklamasının bir manası yoktu.
Bugün ilk defa Yusuf'u kaybetme ihtimalini fark etmişti. Kaybederse hissedeceklerini hissetmişti ve bir daha asla böyle hissetmek istemiyordu. Onu kaybetmemek için gururunu hiçe sayarak bütün duygularını söylerdi.
"Seni seviyorum." Dedi tekrardan. "Ne yaptın, nasıl yaptın? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey deli gibi aşık..." Yusuf, Koray'ın cümlesini dudakları ile böldü.
Koray onun dudaklarına karşılık verirken Yusuf elini Koray'ın kıvırcık saçlarına attı. Esmer oğlanı kendisine doğru çekerek öpüşünü derinleştirdi.
Başka fikirleri ya da aklında farklı tipleme oluşan varsa istediği gibi takılabilir :) bana model de atabilirsiniz. Daha iyisini bulana kadar Yusuf'umuz bu bey.