3 saat önce
Koray odasının kapısına çöktü. Gözleri merdivenlerin trabzanlarının arkasından görünen arkadaşlarındaydı. Silahlarla ilgilenenler, telefonla bilgi alanlar ve Ardıç'ın planını dinleyenler vardı.
Koray onları izlerken sakin değil yorgundu. Garip bir kabulleniş vardı üzerinde. Beklemek istememişti ama karşısında bir düzine kişi varken ve bir şey yapmak için ondan emir beklerken onlardan kurtulamamıştı. Hepsini peşinden sürükleyecek kadar bencil de değildi. Şimdi onların denemeleri için bekliyordu. Karanlık çöktüğü zaman gidecekti Nazım'a. O zamana kadar zaman veriyordu.
Yaslandığı kapının ardında Yusuf vardı. O sırada Sarı'nın da kapıya yaslı durduğunu bilmiyordu ama yapabildiği, yapmayı bildiği şekilde koruyordu onu. Yusuf ona kızabilirdi, bencil diyebilirdi. İşler çözüldüğünde istediğini yapabilirdi ama şimdi Koray biliyordu ki onu bırakırsa tıpkı kendisi gibi ölüme giderdi Sarı.
Kapının ardından bir dal yuvarladı. Kendi sigarasını yaktıktan sonra çakmağı da attı. Birkaç saniyenin ardından çakmağın çakıldığını duydu.
"Özür dilerim Yusuf." Çakmak sesinin yakından gelmesi ile Yusuf'un yakında olduğunu anlamıştı.
"Senden nefret ediyorum." Yusuf'un sözleri ile dudakları yukarı doğru kıvrıldı.
"Ölmemeye çalışacağım." Verebileceği tek söz buydu.
"Yaralanırsan seni ölmeden önce bulur ve son darbeyi kendim indiririm." Cümlesinden sonra kapıya sertçe vurdu.
Koray sigarasından bir nefes alarak yavaşça saldı dumanı.
"Sayımız artıyor ama hiçbir şey bulamıyoruz." Yusuf bu cümleye yanıt vermeden önce bekledi.
"Bana şans verdeydin..." Koray ise bu cümleyi duyduğu anda konuştu.
"Hayır."
"Koray!" Ardıç'ın sesi ile hızla doğruldu Koray. "Bulduk!"
Merdivenleri bir çırpıda inerek ulaştı arkadaşının yanına.
"Görmüşler, malikaneye bir çocuğu girerken görmüşler, Kerem'in resmini gösterdik ve onayladılar." Koray'ın gözleri rahatlama ile kapandı.
"Sen önden gidersin, bizde bulabildiğimiz kadar adam buluruz. Dikkatleri sendeyken içeri girer, alır çıkarız." Koray, Yakup'un bu planını hemen onayladı ama arkadaşları onunla aynı fikirde değildi.
"Koray'ı oradan nasıl çıkaracağız? İçeri girersen gitmene izin vermez." Dedi Cebrail. Haklıydı ama Koray'ın umurunda değildi.
"Bir yolunu bulurum." Dedi geçiştirerek.
"Saçmalama Koray." Bu sefer karşı çıkan Ardıç'tı.
"Tamam Kerem'i ve annemi aldıktan sonra bir şey yapın. Bir kargaşa çıkarın, bilmiyorum işte ilgisini çekin. Ben çıkarım." İkna olmuş gibi durmuyorlardı.
"Biraz daha geç kalırsam ölürler, daha fazla beklemem. Ya bu plana uyarız ya da tek başıma giderim."
1 saat önce
Yusuf bir daha tekme attı kapıya. Bu seferki bir öncekiler gibi olmadı ve sonunda menteşeler gevşedi ve kapı düştü.
Bir saniye bile kaybetmeden çıktı odanın içinden, diğerleri neredeyse yarım saat önce gitmişti. O zamandan beri kapıyı kırmaya çalışıyordu. Diğerleri varken çıkmamıştı çünkü o zaman hiç çıkamayacağı yeni bir yere koyardı Koray onu.
Kimse planlarını anlatma gereği duymamıştı ama Yusuf aptalca olduğuna emindi. Koray kabul ettiğine göre öyle olmalıydı.
Şimdi sevgilisi öldürülmeden ya da birini öldürmeden yetişmeliydi.
Koray çıkarken onun arabasını aldığı için kasabanın Altuk kısmına yürüyerek gitmekten başka şansı yoktu.
Şiddetli sağanak başlarken koşmaya başlamıştı bile.
*
"Yusuf'a cesedini göstereceğim. Böylelikle neye neden olduğunu anlayacak." Nazım bıçağı Koray'ın karnından çıkarıp tekrardan sapladı. Sonunda gücünü kaybederek yeri boyladı kıvırcık.
O yere düştüğünde Nazım yaranın üzerine tekme attı. Bu bile hırsını almasını sağlayamadı.
Onu, Yusuf için saklamayı sarı oğlanı geri çekilmeye zorlamayı düşünmüştü ama artık umurunda değildi. Yusuf'a da tıpkı Koray gibi diz çöktürecek, öldürecekti. Kömür'ün tek hakimi oydu ve son söz onundu.
Yere eğilerek eline bulaşan kanı Koray'ın üzerine sildi. Kıvırcık son enerjisini Nazım'ın yüzüne tükürmeye harcadı. Nazım küstahça güldü ona. Elini atarak Koray'ın saçlarını karıştırdı.
"Yazık oldu sana çocuk." Dudağını bükerek sahte bir şekilde acıdı Koray'a.
Açılan kapıyla birlikte doğruldu.
"Efendim, yeğeniniz." Duyduğu cümle ile Nazım'ın gülüşü genişledi. Beklediği fırsat ayağına gelmişti.
Koray'ın söylenmelerini işitiyordu ama onlar bile keyfini bozamadı. Üstünü düzelterek çıktı odadan.
Malikanenin girişine geldiğinde gördü yeğenini. Beklemediği bir şekilde sırılsıklam olmuştu ve üstü çamura batmıştı.
"Koştun mu sen?" Bu Yusuf'a söylediği en ilgili sözdü.
"Koray nerede?" Yusuf aralarındaki mesafeyi kapatarak Nazım'ın yakalarına yapıştı. Nazım sırıtırken onu durdurmak için çabalamadı bile. Arkasındanki adamlardan biri silahını çıkararak ayağından vurdu Yusuf'u.
Sarışın oğlan acıyla inleyerek yere düştü.
"Nasıl bu kadar aptal olabiliyorsunuz?" Koray da Yusuf da ölüme gözü kapalı gelmişti. Bir planları olmadığı ikisinin de bir köşede ölüyor oluşundan belliydi.
"Gözünüzü kör eden ne?" Dikkatle süzdü Yusuf'u. Koray ailesini umursuyordu ama Yusuf'a bu deli cesaretini veren şeyi çözemedi. Kendini suçlayacak kadar büyük gönüllü (!) Olsa bile bir planı olmalıydı.
Koray'ın, Yusuf'un ismine verdiği tepkiyi düşündüğünde buldu aradığı bilgiyi.
"Bir de ibne misin?" Dedi alayla gülerek. Bunu beklemiyordu işte.
"Sevgilinin cesedi yan odada, dudaklarında senin isminle öldü. Ne kadar da romantik..." Yusuf'a yukarıdan bakarak konuştu. Bakışlarında iğrenme vardı.
Son 2 bölüm diyelim mi?
-Lisa
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Küçük Günahkar
General FictionKavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu. Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
