Koray derin bir nefes alarak alkol ve küf kokulu salonun mayhoş havasını içine çekti. Gül Bahçesi'nin kokusu ev gibi geliyordu gençlere.
Cebrail ve Ardıç, Koray'ın yanından ayrılarak insanların arasına karıştı. Onlar alt kata kulübün toplanması için ortamı hazırlamaya giderken Koray'ın gözleri masalardan birinde oturan sarışın kıza kaydı. Diğerlerinden çok takıldığı kızın yanına otururduğu anda dudakları buluştu sarışının dudaklarıyla.
*
Koray sandalyelerden birine kurulmuş boş gözlerle dövüşenleri izliyordu. Yusuf'dan haber yoktu. Gelecek diyordu Koray kendi kendine. Küstah bakışlarından belliydi. Tehditti işe yaramış mı diye bakacaktı.
Sonunda kapıda göründüğünde gülümsedi Koray.
"Demiştim." Dedi beyaz dişlerini gözler önüne seren koca gulümsemesi ile. Cebrail'in gözleri etrafta dolansa da bulamadı Yusuf'u. Çocuğu tanımıyordu.
"Şurada." Dedi Koray parmakları içeri yeni giren sarışın oğlanı gösteriyordu. "Bahsettiğim oydu."
"Koray, o Altuk'lardan. Ona bulaşmadığımızı söyle."
Koray'ın gülüşünün yerini çatık kaşları alırken; "Şuna da bakın!" Dedi uzaklardan bir ses. Onun cümlesi ile herkesin gözleri sarışına döndü. "Küçük prens de teşrif etmiş."
Kavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğlu olamazdı. Altuk'ların oğlu yoktu ki. Olsa en önce o bilirdi.
"Lan oğlu yok ki onların?" Madem yoktu neden çocuklardan biri prens demişti ona? Cebrail olacakları merakla izlerken yanıt vermedi Koray'a.
Yusuf, ona dönen gözleri umursamadan sakince çıkardı ceketini. Yanındaki adama uzattıp gömleğinin kollarını katladı. Herkes sessizce izliyordu onu. Diğerleri Koray'dan önce duymuştu Altuk'ların oğlunun söylemini. Adıyla anılan kasabayı bütün günahlardan temizleyecekti beyefendi.
"Ne kadar?" Dedi Yusuf. Yarım kalan dövüş için atılan bahislerden bahsediyordu.
"Çok." Dedi Cebrail. Ayaklanıp Yusuf'a yanaştı. Tam rakamı söylemeyecek kadar para düşkünlüydü ve Yusuf vereceği tüm parayı istiyordu.
Sarı oğlan elini cebine attı ve bir tomar parayı çıkarıp Cebrail'in ayaklarının dibine attı. Sonra gözleri kalabalığa döndü.
"Kulübü kapatmak için her birinizi dövmem gerekiyorsa döverim. Sırtımı yere getiren tüm parayı alır." Sessiz salon yerini önce fısıltılara sonra da kimin karşısına çıkacağının konuşmalarına bırakırken sırıtıyordu Yusuf. Taşralıların gururu parayı görene kadardı.
Koray şaşkınla izliyordu olanları. Yusuf ilk rakibinin hamlesinden kaçıp yumruğunu salladığında gülmeye başladı. Bu gerçekleşiyor muydu? Bu kadar takıntılı mıydı sarı?
"Benim neden haberim yoktu?" Dedi Ardıç'a doğru eğilerek.
"Sen terziden bahsedince ben duydun sandım." Dedi esmer oğlan. "Ben de yeni öğrendim. Birkaç saat önce çocuklar arasında yayıldı. Birinin eline sıkıştırmış parayı herkes duysun demiş."
"Bize racon kesiyor, hem de bizim mekanımız da." Kaşları şaşkınlıkla kalktı ve gözleri Yusuf'a kaydı. Sevmişti cesaretini. Yanında tek kişiyle yüz kişinin arasına girmek her baba yiğidin harcı değildi.
Nasıl dövüştüğünü izlemeye başladı. Koray'dan kısaydı ve daha ince yapılıydı ama yumrukları ile ortaya çıkan kasları gömleğinin altından bile görünüyordu. Sarı saçları hamleleriyle dağılmıştı. Koray'ın oraya bakmasıyla Yusuf da elini saçına attı. Tekrar darbe indirmeden önce geriyile attı sarı tutamları.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Küçük Günahkar
General FictionKavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu. Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
