Yusuf'un kara gözleri Kömür'de dolandı. Arabayla geçerken uzaktan gördüğü sokaklara ilk ayak basışı buydu.
İçindeki insanlar olmasa bile kasaba fakir görünürdü. Kahve ve gri, tüm kasaba bundan ibaretti. Bütün evler eski, binalar çürük, yollar bozuktu.
Koray'ın bakışları Yusuf'un üzerindeydi sarının merakla açılmış gözlerine bakıyordu. Bu kadarını beklemediği belliydi. Koray sigarasından son bir nefes daha aldı
Onun dikkatini çekmek için önüne fırlattı ve; "Kömür'e hoş geldin sarı beyefendi." Dedi göz kırparak.
Onun adımı ile Yusuf da hareketlendi. Koray basit birkaç dükkandan bahsetmeyerek atladı.
"Burası Kömür'ün kalbi." Parmağı kahveyi işaret etti. Bulundukları meydan dört yola ayrılıyordu.
"Burası madenlere gider." Dedi en boş olan yolu gösterek. Koray ona selam verenlere karşılık verirken Yusuf gözlerini kısarak baktı gösterdiği yola.
"Bu yolun sonu tepeye, oradan da kasabalının çoğunun evlerinin bulunduğu mahallelere çıkıyor." Yusuf'un gözleri o yola kaydı. Peşinden onun yanındakine kaydı ama Koray orayı atlayarak sonuncudan bahsetmeye başladı.
"Biz bu tarafa, çarşıya gideceğiz."
"Orayı atladın. Ne var orada?"
"Hiçbir şeyde gözünden kaçmasın." Dedi Koray alayla. "Orayı sevmezsin. Orası Altuk'luların Kömür diyince aklına gelen yer. Terk edilen evlerde yaşayan evsizler, hırsızlar ve bir dolu adam." Hepsini tanıyordu Koray. Onları bu kelimeler ile tanıtıp aşağılamak istemiyordu ama Yusuf'u oraya götürmek istemiyordu.
"Oraya gidelim." Tam da Koray'ın beklediği gibi bir cümleydi bu.
"Hayır." Herkesi tanıyor olabilirdi ama yanında bu kadar zengin görünüşlü biriyle oraya girmek güvenilir değildi. Hem Yusuf için hem de kendi namı için değildi. Altuk olduğunu öğrenirlerse Koray'a da güvenleri kalmazdı.
"Koray, gidiyoruz." Dedi Yusuf inatla.
"Yusuf inatlaşma benimle. Üstünlük kurmaya çalışmıyorum, seni koruyorum."
"Kömür'e geldim ben. Güvende kalmak istesem merkezde gezerdim." Koray derin bir nefes aldı. İnadı tutunca çekilmez oluyordu sarı.
"Gidelim bakalım." Saçlarını karıştırarak hırsını oradan çıkardı.
"Korkma, bir şey olmayacak."
Girdikleri yol sefil görünen meydandan bile daha sefildi. Burada binalar sadece eskimiş görünmüyordu. Aynı zamanda birçok parçası yıkılmıştı. Camlar kırılmıştı ve kapılar çalınmıştı. Sokak aralarında oynayan çocuklar vardı. Çoğunun kıyafeti yamalıydı.
Gördükleri iki genç ile dönüp merakla bakıyorlardı. Koray'ı tanıyorlardı ama farklı simayı gördüklerinde önce uzunca süzüyor sonra da buraya böyle geldiği için aptal olduğunu düşünüyorlardı. Gözlerinden ve gülüşlerinden belliydi.
Başka yerlerde kıyafetleri saygı duyulmasını sağlayabilirdi ama burada saygı parayla satın alınmıyordu. Yemek almaya parası olmayan insanlar için soyut yargılar aptalcaydı.
İçlerinden biri Koray'a selam verdi ve oyunlarına döndüler.
"Burada Kral sensin." Dedi Yusuf. "Baksana tanımadığın kimse yok."
"Aman bu sözünü kahvedekiler duymasın, abilerimize saygısızlık olur." Koray'ın sözlerine rağmen yüzündeki ifade Yusuf'un söylemini beğendiğini gösteriyordu.
"Onlar büyüklerin abileri, çocuklar onların sadece ismini biliyor ama sana bakışlarından tanıdıkları belli.
Sen hepsine ulasmışsın, senin getirdiğin lokmadan yemişler. Bunun için Kral sensin. Ben de bundan seni yanımda istemiştim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Küçük Günahkar
General FictionKavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu. Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
