Koray gözlerini silahın parçalarında gezdirirken Yusuf'un gözleri Koray'ın üzerindeydi.
Önlerindeki masada parçaları ayrı bir silah vardı. Yusuf bir benzerini elinde tutuyordu. Karşılarında ise hedef tahtası vardı. Açık alanda sadece ikisi duruyordu.
"Bu kadar sıfırdan başlayacağımızı düşünmemiştim." Dedi Koray. Silah kullanmayı biliyordu ama Yusuf'u bir türlü inandıramıyordu buna.
Hasan Usta sayesinde Yusuf'a iletilmesini istedikleri sözleri duymuştu. Nazım'ın bir sonraki işini, Kömür'den çıkarmaya çalıştıkları silahları ele geçirmeleri gerekiyordu.
Her ihtimale karşı ikisi de silah alacaklardı ve Yusuf öncesinden çalışmalarını istiyordu.
Yusuf cep saatini çıkararak saniyeye baktı. O görmese de Koray gözlerini devirdi. Bir de zaman tutarak ölçecekti onu.
"Başla." Yusuf konuştuğu anda Koray'ın elleri parçalara kaydı ve birleştirmeye başladı.
Silahı tamamen birleştiğinde eline aldı, sürgüyü çekti ve hedefe nişan aldı.
Yusuf saati durdururken konuştu; "Daha sıkı kavra."
"Bana benim işimi öğretme Yusuf. Ben köşklerde büyümedim." Koray'ın sözlerinin ardındandan Yusuf kendi silahının sürgüsünü kendine doğru çekerek silahı hazırladı ve karşısındaki hedefe doğru sıktı. Hedef on ikiden vurulurken küstah bakışları Koray'daydı.
"Köşkte büyüyenler kadar iyi misin Aslantaş?" Koray onun misillemesine karşı kendi silahının sürgüsünü çekti ve nişan aldı Yusuf'un vurduğu yerin yanına ateş etti. Vuruşu çok iyiydi ama Yusuf kadar iyi değildi.
"İyisin ama görerek öğrenmişsin. Teknikte hataların var."
Koray'ın omuzlarını tutarak dikleştirdi ve kolunun duruşunu düzeltti. Bacaklarını ayarlamak için arkasına geçti. Elleri Koray'ın bacaklarına yeni değmişti ki Koray yaptığı bütün düzenlemeleri bozarak arkasına, Yusuf'a döndü. Yusuf, Koray'a karşı çıkamadan Koray silahı köşeye koymuştu bile.
"Böyle yaparsan..." Dedi Yusuf'a uzanarak. "Aklım çok farklı yerlere kayar." Dudaklarını Yusuf'un dudakları ile birleştirdi ama Yusuf geri kaçtı.
"Yarından sonra da öpeceğim dudaklar olsun istiyorum. Öpmeyi bırak da çalışalım."
Koray, Yusuf'u ceketinden tutup gerisin geri çekti ve belinden kavradı. Yusuf'un açılan boynu ile sırıttı. Morlukların nedeni kendisiydi.
"Yenilerini eklemek istiyorum." Dedi boynuna doğru uzanarak.
Yusuf, Koray'ın kendi boynuna doğru inen dudaklarını yakalayarak ısırdı. Koray geriye kaçarken sendeledi ve peşine belinden tuttuğu Yusuf'u da katarak yere düştü.
"Koray!" Yusuf bağırırken Koray bu hallerine kahkaha attı ve Yusuf ile yerini değiştirerek üste çıktı.
"Bir tane öpeyim söz devam edeceğim talime." Elleri çoktan Yusuf'un gömleğinin içine girmişti.
"Sana inanı siksinler." Dedi Yusuf ama Koray'ın kendisine uzanan dudaklarına yanıt vermeye hazırlanıyordu.
"Ben sikerim." Koray ısırılan alt dudağına rağmen kelimesini sakınmadı.
*
Yusuf eline aldığı bıçağı, etin kemiksiz kısımına yönelterek yavaşça kesmeye başladı.
Kehribar gözleri üzerinde hissediyordu ama eti kesipte ağzına götürene kadar ona bakmadı.
Yusuf ona döndüğü anda Koray, bıçak ile Yusuf'un yaptığı hareketi alayla taklit etti.
"Eti harcıyorsun." Dedi bıçağı bırakarak. "Adab-ı muaşeret kurallarına uyduğun belli ama Londra'da değiliz bebeğim." Pirzolayı kemikli kısmından tutarak havaya kaldırdı koca bir ısırık aldı.
"Dene böyle daha lezzetli." Ağzı doluyken konuşması oldukça kabaydı ama Yusuf onun bu halini şirin buldu.
Karşı çıkmadan çatal ve bıçağı bıraktı. Yüzlerce defa kibarca yemişti. Şimdi kocaman masada ikisinden başkası yokken nasıl yediğinin bir önemi yoktu.
Eti, kemiğinden tıpkı Koray gibi tuttu. Koray, onu izlerken gülümsüyordu.
"Serçe parmağını kaldırırsın sanmıştım." Dedi kemiği iki parmağının ucuyla tutan Yusuf'a. "Sen de ışık var başaracaksın."
Yusuf etli kısmından tıpkı onun gibi koca bir ısırık aldı. Suyu yanağına akarken ağzından hem lezzetten memnuniyet hem de akan sudan dolayı telaş dolu bir ses çıktı.
Yusuf, eti indirerek pençeteye uzanmaya çalıştı ama Koray ondan hızlı davranıp Yusuf'un çenesine uzandı ve akan suyu dudağına gelene kadar yaladı. Yusuf yüzünü buruşturarak yanıt verdi ona. Koray dudaklarına kısa bir öpücük kondurarak geri çekildi.
"Bana masa fantezin olmadığını söyleme." Dedi Koray, Yusuf'un buruşturduğu yüzüne karşı.
Beyefendi ağzındaki bitene kadar yanıt vermedi.
"Dünden sonra sadece bir tane fantezim var, onda da masa yok. Sen varsın, ben varım, kelepçeler var..."
"Bayıldım." Koray, Yusuf'un sözü bitmeden koca sırıtışı ile araya girdi.
"Ellerin bağlı, alttasın..." Koray'ın yüzü anında düştü. "Ne oldu bebeğim, sevmedin mi?" Diye devam etti Yusuf.
"Öyle bir şeyin olma ihtimali..." Şimdi Koray'ın cümlesini koca sırıtışı ile Yusuf böldü.
"Var, var."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Küçük Günahkar
Ficção GeralKavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu. Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
