Derin bir sessizlik kapladı sokakları, bindiği arabayı ve en sonda girip ardından kapattığı kapıyla susturduğu odayı. Önce birkaç saniye yine sessizlik içinde dikildi oracıkta. Daha sonrasında seslice verdiği nefes, süregelen bir saattir çıkardığı ve duyduğu ilk ses oldu.
Düşünceleri öyle yoğundu ki, önce aklında başlamıştı, bütün varlığını ele geçirene kadar da durmamıştı. Kendine öyle kapılmıştı ki duyuları kapanmıştı. Bunlar olurken oradaydı. Çevresini görüyordu; nefes alıyor ve sonra veriyor, etrafa bakıyor, yürüyor, arabaya binip evine kadar ulaşıyordu. Gözleri yaptığı her şeyi görüyordu fakat beyni bir türlü kavrayamıyordu. Zamanda takılıp kalmıştı sanki.
Parmakları, diğer elinin bileğine yöneldi ve kol düğmesini açmaya çalıştı. Ciğerlerini tekrardan şişirdiğinde iç çekermişçesine sesliydi nefes alışı. Bileğindeki parmaklar önce sakindi fakat düğme direndikçe daha da sertleşti hareketleri. Sonunda düğmeyi çekerek kopardı.
Nefesinin ardından tahta zemine çarpan düğmenin sesi, uğuldayan kulaklarının ardına geçip ona ulaşan ikinci ses oldu. Koray fark etmese de çevresi oldukça sesliydi. Yola anice atlayan çocuklara küfür etmişti şoförü, evinde vereceği yemek için hazırlanan hizmetlilerin konuşmaları ve en önemlisi o çekip giderken hala ardından seslenen Yusuf'un sesi fakat Koray hiçbir şey duymuyordu. Dünya devam ederken Kalbinde, kıvılcımdan yakıcı alevlere dönüşen gerçeklerle savaşıyordu.
Yusuf'a güvenmediğini söylemişti. Geldiğinden beri bulduğu her fırsatta bunu ona hatırlatmış, yaptıklarını yüzüne vurmuştu. Peki öyleyse nasıl tek bir kelime ile bu kadar çok dağılabilmişti?
"Salih..." Demişti Yusuf. Gözlerindeki ifadeydi Koray'ın duyularını kaybetmesini, ona kilitlenmesini, zamanda donup kalmasını sağlayan. Yalan söylemiyordu. Bildikleri gerçek miydi emin değildi Koray fakat Yusuf, ona kendi inandıklarından başka bir şey söylemiyordu. Gözleri özür diliyordu Koray'a bakarken, böyle olmasını istemiyordu. Koray'ın aynı yarayı ikinci kez alacağının ve tekrar yıkılacağının farkındaydı fakat düşüncelerini gizlemek de kurtarmayacaktı onu.
"Hayır." Demişti Koray. Yusuf'un en başından beri Salih'e güvenmediğini biliyordu ama kendisi güveniyordu. Salih onu korurken, yardım ederken Yusuf orada değildi. Düşüncelerini buna yormak istiyordu.
Yusuf'un kelimesi, verimli bir toprağa tohum atmak gibiydi. Bir tırnak kadar bile değildi tohum fakat boyutunun ardında sakladığı kocaman bir ağaç vardı. Kalbine düşen tohum o an tehlikesizdi fakat Yusuf durmamış; sözleriyle, Koray'a uzattığı eliyle sulamıştı tohumu.
Önce Salih'i nereden tanıdıklarını hatırlatmıştı ona. Sözde yardım ettiği geceyi, ilk hedefinin Koray değil, kendisi olduğunu söylemişti. Haklıydı, Koray o zamanları ve ona karşı olan şüphelerini hatırlıyordu.
"O gece yanında değildim. Sana benim adımla seslendiğini hatırlıyorsun değil mi? Aynı hamleyi iki defa yaptı Koray. Ben yokken sana yine benmişsin gibi baktı." Yanıt vermeden sessizce dinledi Koray onu. Konuşsa diyecek şeyleri vardı, belki eskiden olsa Yusuf'un konuşmasına bile izin vermez kendi düşüncesini savunurdu ama yıllar içinde dinlemenin, konuşmaktan daha önemli olduğunu öğrenmişti.
"Bize neden ihtiyacı vardı bilmiyorum ama o gece başlattığı görevini hala bitirmedi. Önce benim ile gerçekleştirmek istemişti fakat ben gittim, yerimde sen kaldın. O da benim yerime seni aldı." Uzun konuşmasına bu kelimelerle başlamıştı. Konunun devamında tek bir defa daha reddetmek istedi Koray, onu fakat orada bile konuşmamıştı. Daha sonrasında Yusuf'un yanından ayrılarak duyma yetisini bile kaybedeceği kadar yoğun olan sessizliğin kollarına bırakmıştı kendisini.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Küçük Günahkar
General FictionKavgalı olduğu oğlan şehrin en köklü ailesinin oğluydu. Babasının mirası olan kasabayı günahlarından arındırmak isteyen beyefendi ile günahın kendisi olan suçlunun hikayesi.
