Playlist: Lotte Kestner -I Want You
Sağ salim bölümü açanlar için iyi okumalar! *-*
••
49.BÖLÜM. "MOZAİK."
Çatalı sertçe masanın üzerine koydum ve sofradan kalkmak için harekete geçtim. Annem ile gereğinden fazla sessiz ve uzun süren bir yemek yiyorduk. En son beni yemeğe çağırırken konuşmuştu ve şu zamana kadar tek kelime etmemişti. İkimizde sessize sığınıyorduk. Her zamanki gibi.
"Otur," diye emir verdi. İtiraz etmek için kaşlarım çatıldı ve ağzımı açtım ama bana alttan bir bakış atınca, dudağımı dişleyip oturdum. Ellerim bağlı annemi beklerken, ilk defa yalnız hissettim. Zihnimde masanın görüntüsü canlandı; dört kişi, üç kişi, iki kişi... İşin sonu nereye gidecekti?
"Bir şey mi söyleyeceksin?"
"Hayır. Yalnızca sofrada tek yemek istemiyorum. Sen gittiğinde Akra olurdu, unuttun mu? Artık yok."
Havadaki taneciklerin her biri üzerime yapışmış gibi hissediyordum. Üzerime düşen ağırlığı atmanın bir yolu yoktu. Tıpkı Akra'nın geri gelemeyeceği gibi. Annem yemeğini bitirene kadar, tek kelime dahi etmeden bekledim. Ardından annem yemeğini bitirdi ve gitmem için işaret verdi. Bir yanım kalıp ona yardım etmek istedi ama yapmadım. Odama geldim ve kendimi yatağa attım.
Poyraz'da mahvolmuştu...
Poyraz'da mahvolmuştu!
Poyraz neden mahvolmuştu?
Beni sevdiği için mi? diye düşünmeden edemiyordum. Neden o kadar çökmüştü? Bana âşıktı, hem de deliler gibi. Bunu her o kahverengi gözlerine baktığımda zaten görüyordum. Bende onu seviyordum. Ama babamı daha çok seviyordum. Ve beni yıkan şey, buydu. Bana sevgiyi yıllar sonra tattıran kişi, bana sevgiyi ilk tattıran kişiyi öldürmüştü. Peki, ama Poyraz? O neden bu kadar yıkılmıştı, anlam veremiyordum. Bir kere daha ayrı düşmüştük. Sırf beni sevdiği için miydi?
Yoksa bilmediğim başka şeyler mi vardı?
Artık bütün olumsuzlukları ilk önce düşünüyordum. Düşünceler bu kadar ağır mıydı? Artık canım yanmaya başlıyordu.
Telefonumun melodisi odayı doldurduğunda, kimin aradığına bakıp telefonu açtım. "Gökhan?" Bana mesaj atmıştı ama onu aramamıştım. İçime nedensizce büyük bir pişmanlık duygusu çöktü.
"Merhaba..." dedi utana sıkıla. "Rahatsız etmiyorum, umarım?"
"Hayır," dedim yatakta sürünerek belimi yatağın başlığına yaslamak üzere giderken.
"Size gelsem sorun olur mu?"
"Hayır," dedim. Belki O bana yardımcı olabilirdi. "Gelebilirsin. Seninle konuşmam gereken şeyler var." O sırada cam iki kere tıklandı. Yataktan kalkarak cama doğru gittim ve telefon hala kulağımdayken, camı araladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
YIKINTI
Roman pour AdolescentsYayınlama Tarihi:6 Temmuz 2014 [Tamamlandı, düzenlemede.] •Bu ad ile yayınlanan ilk hikayedir. Taklitleri değil, aslını okuyun.• ▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬ Dizlerini karnına çekmiş, boş gözlerle evine girip çıkanları izleyen küçük bir kız çocuğu. Ağlamaktan ko...
