Bizimkiler hem bana kızgın hem de suratları asıktı. Bu sefer sadece Onur'u değil hepsini üzmüştüm, endişelendirmiştim.
"Tamam artık, bakın sapa sağlamım. Bir şeyim yok. "
"Annenlere haber verdim. " Damla'nın söylediğini bir şaç saniye idrak edemedim ve kaşlarımı çattım.
"Öyle bakma ne kadar korktuk haberin var mı? " Onur hariç herkes odadaydı bense toparlnamya çalışıyordum. Sabaha kadar herkes burada beklemiştim. Benim için. Hiç biri Onur kadar umrumda değildi. O kırılmıştı, kızmıştı, korkmuştu..
"Onur nerede? "
"Hava almaya çıkmıştı. " dedi Cenk. Hiç birine bir şey söylemeden odadan çıktım. Arkamdan Batu,
"Çıkış işlemlerini yaparız biz! " diye bağırdı. Bahçeye çıktım. Telefonla konuşuyordu. Arkası dönüktü. Merakıma yenik düşüp dinledim.
"Bana biraz zaman ver. "
"Onu rahat bırakacağına inanmıyorum. "
"Eğer antlaşmayı bozarsan sonunda zararlı çıkan sen olursun! " deyip kapattı. Telefonu cebine koyup bir banka oturdu. Yüzünü sıvazlayarak, dirseklerini bacağına yasladı. Konuştuğu kişi kimdi, ne istiyordu, kimi rahat bırakacağından bahsediyordu? Tüm bunları Onur neden bana söylemiyordu. Yanına gittim. Gülümsedim. Hiç bir şey yokmuş gibi. Yanına oturdum elimi omuzuna koydum. Aniden kafasını kaldırdı. Bileğimi tutup omuzundan çekti. Yüzüm düştü bir anda.
"Kızgınım, seni de kırarım. " hiçbir şey demeden yutkundum.
"Bayılmak benim suçum değildi. "
"İhmal etmek senin suçundu. Ama asıl problem benim. Ben kendime kızgınım. "
"Neden? "
"Hadi sizi eve bırakayım. " konuyu değiştirmesi hoşuma gitmemişti.
"Kendim giderim. Damlalar da takılcaklarmış zaten. " öyle bir şey yoktu.
"Helen! Saçmalama. Ben bırakıyorum. Nokta. " bizimkiler hastahaneden çıkıp yanımıza geldi. Ben konuşmadan arabaya doğru yürüdüm. Kendimden nefret ediyordum. Herkesin hayatını mahvediyordum. Kendimle birlikte onları da bataklığımda batırıyordum. Belki de herkesten uzak durmalıydım. Onur arabayı açınca kapıyı açıp oturdum. O da biraz bekleyip oturdu. Hiç konuşmuyorduk. Konuşsaydık eğer ben ağlardım o ise pişman olacağı sözler söylerdi. Bu bayılma konusu bence çok abartılmıştı. Ama Onur'da 6 saat baygın olsaydı bende endişelenirdim, öldü sanırdım. Ama Onur'da başka bir şey vardı. Benden gizlediği bir şeyler. Ama sormadım. Şu an için bunu sormaya hakkım yoktu. Sessizce yolun bitmesini bekledim. Evin önüne geldiğimizde sessizce arabadan indim. Hiçbir şey demedi, demedim. Arabanın kapısını kapatıp apartmanın kapısına yöneldim. Bizim zile basıp beklemeye başladım, aradan saniyeler geçmeden kapı açıldı. Yavaşça merdivenlerden çıkıp bizim kata geldim. Çağla kapıda bekliyordu.
"Canım, çok korkuttun beni. " deyip sarıldı. Klasik hasta karşılama cümlesiydi. Hiç bir şey demedim. Ayakkabılarımı çıkardım, üzerimdeki ceketi de askıya asıp odama geçtim. Çağla durmadı tabii ki,
"Ne oldu? Halsiz mi hissediyorsun yoksa bir sorun mu var? " yalan söylemek istemedim.
"Bir sorun var ama bunun hakkında konuşmak istemiyorum. "
"Ne zaman anlatmak istersen "
"Biliyorum, yanına gelebilirim. " gülümsedi bense ifadesizce baktım. Hiçbir şey demeden odadan çıktı. Bense üzerimdeki iğrenç hastahane kokusundan kurtulmak için duşa girmeye karar verdim. Kıyafetlerimi ve iç çamaşırlarımı yatağımın üzerine koydum havlumu da yanıma alıp banyoya girmek için odamdan çıktım. Öğrenci evi sonuçta ayrı banyoların olmasını bekleyemeyiz. Üzerimdekileri çıkarıp kirli sepetine attım. Suyun altına girdim ve suyu ayarladım. O kadar sessizdim ki konuşmayı unutmuştum sanki. Sessizlik çoğu zaman bana huzur verirdi. Sessiz bir ortam arardım ama bu gün o günlerden birinde değildim. Bu gün sessizlik beni boğuyordu. Sessizlik bu gün bana iyi gelmiyordu. Sadece benim değil Onur'un sessizliği de beni boğuyordu. Belkide fırtına öncesi bir sessizlikti bu. Bilemezdim. Ama onun sessizliğinde kayboluyordum adete. Beni sev,yordu. Bunu adım gibi biliyordum ama benim için her şeyi yapması.. Bu beni korkutuyordu. Bir gün benim için kendinden bile vazgeçeceği düşüncesi belki saçmaydı ama o yapardı. Yapmasındı. İstemiyordum çünkü ben genel olarak insanların gözünde değersizdim. Bu güne kadar bir çok arkadaş edinmiştim ve sonunda hep terk edilmiştim. Bu hep böyleydi. Şimdi ise onun bu soğuk sessizliği gideceğine işaret olabilirdi. Ben ona bu kadar alışmışken onun gidişini izleyebilir miydim emin değilim.
Derin bir nefes aldım. Küçücük bir bayılma olayı beni hangi düşüncelere sürüklemişti. Üzerimdeki etkisi cidden bu kadar büyük müydü? Dayanamazdım, dayanamadım da telefonu elime alıp en son arananlardan onu buldum. Hiç vakit kaybetmeden aradım. Çaldı, çaldı, çaldı... Ama cevap vermedi tekrar denedim. Tekrar ve tekrar... Açmadı, belkide uyuyordu. Gece beni beklemek için uyumamış olmalıydı. En sonunda sormak için Çağtay'ı aradım.
"Alo? "
"Çağtay, benim Helen. Onur evde mi? "
"Hayır dün geceden beri eve hiç gelmedi. "
"Nerede onu biliyor musun peki? "
"Hayır. "
"Peki. Eğer haber alırsan beni arasın. "
"Peki. " Neredeydi bu çocuk. Hangi cehennemdeydi. Batuhan'ı aradım.
"Helen? "
"Batu Onur yanında mı? "
"Hayır seni bıraktıktan sonra yanımıza hiç gelmedi. "
"Nerede biliyor musun? "
"Hayır, bir şey mi oldu? "
"Yo, hayır sadece telefonlarımı duymuyor bir şey demem gerekiyor da endişelenmeyin. Ama eğer haber alırsanız beni aramasını söyleyin. "
"Tamam. " diyerek o da kapattı telefonu. Kafeyi aradım orada da değildi. Arayabileceğim her yeri aradım ama yoktu. Kimse yerini bilmiyordu. Ne halt ediyordu bu çocuk. Açıkçası endişeleniyordum. Telefonumun mesaj sesiyle irkildim hemen mesajı açtım. Bilmediğim bir numaraydı.
Sıra Onur'a geldi. Seni çok seviyor ama yine de benim olacak -K
Kardelen! Hızla odamdan çıktım. Kapıda not vardı. Çağla'dandı.
Ben biraz hava almaya çıkıyorum, karnın acıkırsa dolapta bir şeyler var.
Tam Kardelen'i arayacaktım ki kapı çaldı. Ya Çağla'ydı ya da Damla. Koşarak kapıyı açtım.
"Utku?! "
Biliyorum yine geç ve kısa oldu ama sağlık sorunlarım var. Onlardan dolayı yazamıyorum.
Ramazanımız mübarek olsun!
Sizi seviyoruz.. ♥
