17; yanlış numara

62.9K 5.6K 10.6K
                                        

Bana veya Jungkook'a bol bol söveceğiniz bir bölüm daha 🙈

Umarım, beğenirsiniz! İyi okumalar♡

Yer: Gangnam, Seul

Tarih: 30.09.2016 09.46

Tişörtümü ısıtan güneş ışınları, uyku sersemi halimin daha da mayışmasına sebebiyet verirken deri koltuğun üzerinde kıpraştım ama beklemediğim bir şey oldu. Dudaklarım, soğuk bir tene değdiğinde gözlerim ardına kadar açıldı ve kendimi Jungkook'un boynuna yapışmış bir şekilde buldum. Durumun hayal mi gerçek mi olduğunu ayırt edemediğimden uyumaya devam eden çocuğun bedeninden ayrılmaya çalıştım.

Fakat, belimi saran kolları engel oldu.

"Iımm," dedi, rüya görüyormuş gibi bir hali vardı çünkü kirpikleri birbirine yapışmış, dudakları da milim derecesinde aralıktı. "biraz daha..."

"Jungkook," diye seslendim, uyanması için. Eh, uyanacak gibi bir hali yoktu.

Cebimdeki telefonu çıkarıp saate bakmayı akıl ettiğimde yerimde sıçrayarak telefonu bir kenara bıraktım ve bağırarak uyandırmayı denedim.

"Okula geç kaldık, Jungkook! Uyan çabuk!"

İlk derse çoktan geç kaldığımız için dudaklarımın içindeki etleri kemirmeye başladığımda burnumun ucuna düşen gözlüğümü düzelttim ve koltukta oturur pozisyona gelip Jungkook'un omuzlarını sarstım. Ah, ne zamandır bu kadar uykucuydu bu çocuk? Geçen sefer birlikte uyuduğumuzda -birlikte uyuduğumuz dediğim de bile kalbim, arkasında katili varmış gibi koşturuyordu- o benden önce uyanmıştı. Şimdi de öyle olması gerekmiyor muydu? Ama doğru, başına iş açıp ayık tek bir hücresi kalmayana kadar içerse çabucak akşamdan kalma olabilirdi.

Uyanmak nedir bilmeyen kalbimin katiline veya sahibine (?) hazır zamanım varken uzun uzun bakmaya başladım ve parmaklarımı hafifçe alnına düşmüş yaramaz tutamlarda gezdirdim. Kahretsin, zamanım falan yoktu. Okula gitmemiz gerekiyordu ve henüz ikimiz de hazır değildik fakat hiçbir şeyi düşünmek istemiyordum. Parmak uçlarıma dolanan yumuşak saçları, kalbimi öpüyor ve okşuyordu.

Tanrım, ona çok fena düşüyordum ve tutanacağım tek bir dal bile yoktu.

Ellerim, saçlarından kaşlarını takip ederek yüzüne indiğinde onun kolları hala belimdeydi ve kendimi, dünyanın en mutlu ve en tatmin insanı gibi hissediyordum. Hayvani duygular ile değil, yalnızca onun nokta nokta çıkmış sakallarına değen parmaklarımla dünya avucumdaymış gibi bir minnet duyuyordum. Yavaş yavaş emin olduğum bir doğru vardı ki, Arşimet'in kaldırma kuvveti yasasından bile daha önemli olabilirdi.

O da, gerçekten ait olduğum yerde olduğumdu. O yer; Jungkook'un kollarının tam içi, kalbinin attığı merkezin kulaklarıma rapor verdiği andı.

Parça parça düşmüştüm onun aşkına ve kendimi kollarında bulmuştum. Bu gerçek, Einstein'ın ünlü ışık hızı formülü ile dahi yarışırdı.

Refleks ile yüzlerimizin yaklaştığını hissettiğimde korkudan ve utançtan bir iç çektim. Ne yazık ki nefesim, Jungkook'un burnuna çarptığında dudaklarını araladı ve konuştu.

"Hmm," dedi, uykulu sesi uğruna bir devlet yıkılabilirdi. "çok güzel kokuyorsun..."

Ciddi misin, Jungkook? Uykunda bile yavşama yeteneğine sahipsin, afferin sana.

Kim bilir, beni kim zannediyordu? Belki de bir ihtimal hatırlardı. Dün gece yaşananları... Umarım hatırlardı.

Kendimi daha fazla kandırmanın alemi olmadığını anlayıp aşk sarhoşluğundan -ne var, içki içmemiştim, ne yapalım- süzüldüm ve Jungkook'u son kez sallayarak intikam alırmışçasına koltuğa çarpmasını sağladım.

classroom :: vkook Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin