Gözlerinizi, size yabancı olan birinin gözlerine değdirdiğinizde o kaçamak bakışların kaç saniye sürdüğünü saydığınız oldu mu?
Benim, oldu.
Tam tamına on dokuz saniye.
Dudakları benim zavallı parçalarımı döverken yalnızca on sekiz yaşında olan bir çocuğun bu kadar sert öpüşmeyi nereden öğrendiğini merak ediyordum. Boynundan yükselen erkeksi kokusu, onunla öpüşürken burnuma dolduğunda nefessiz kaldım ve kendimi toparlayamadan öksürmeye başladım.
Ateşli suratı bana şaşkınca bakarken öksürük krizine girdiğimi anladı ve sağ eliyle sırtıma vurup hava akışının düzgün sağlanmasına yardımcı oldu. Az önce yaptığımız hata veya yanlış -ne demek isterseniz onu diyin- çok... seksi hissettiriyordu. Ona daha fazla yaklaşmak, keşfedilmemiş her noktasını daha ince ayrıntılarla öğrenmek, dokunuşlarımla mest etmek istiyordum.
İlk defa böyle hissediyordum.
Ben, hem öpüşmenin getirisi olan şapşallık ile hem de karşımda Jeon Jungkook ismindeki sonradan görme yunan tanrısının varlığı nedeniyle amansız adrenalin yüzünden ona tıkanmış boğazımla bakarken sırtını koltuğuna yaslamış, bir kolunu da ensesine yerleştirerek kendisine yastık yapmıştı. Gerçek ile hayali ayırt etmeye başladığımda sesini duydum.
"Bay İnek?" diye duyumlar aldı, kulağım. "İyi misin?"
"Yoksa..." dedi ve gözlerinde o dalga geçmeye hazır, bilmiş ve ukala bakışı gördüm. "ilk öpüşmen miydi?"
"Anlamadın mı?" diye geçiştirdim konuyu ama Jungkook, bu konu hakkında benimle uğraşacağa benziyordu. "Senin gibi 'Kanada' lisanslı bir insan sarrafı nasıl olur da anlamaz?"
Gülümseyişini arabasına ve aynı anda bana sunduğunda koskoca adam olmaya aday biri olarak arabayı kıskandım. Onun gülüşünü sadece ben görmek istiyordum. Gülümsemesi kıkırdamaya dönüşürken koltuğundan bana doğru eğilerek az önce -öpüştüğümüz bir konu var, hadi ama!!- malum meseleyi gerçekleştirdiğimiz anki kadar yaklaştı ve baş parmağı çeneme yerleşti.
"Dudaklarının tadına dalmışım, güzellik."
Cümlesinin sonundaki sıfat ile ondan iğrenerek geri çekildiğimde kaşlarımı inanamıyormuşum gibi havaya kaldırdım.
"Herkesi böyle seviyesiz laflar ile mi tavlıyorsun?"
"Hayır," dedi, benden hızla uzaklaşıp omuz silktiğinde. "ben tavlamıyorum, onlar hazır geliyor."
"Bilirsin, kız veya erkek fark etmez benim için. Hepsi dilimin yetenekleri ile Hong Kong'u ziyaret ediyor.*"
Sonuna kadar açtığım gözlerimi patlamaması için daha fazla açamazken ağzımı araladım ve kelimelerin dökülüvermesine izin verdim.
"Sen... tam bir pisliksin."
"Bunu duyduğum iyi oldu, Bay İnek." dedikten sonra damarlı elleriyle direksiyonu kavrayan Jungkook hafifçe yutkunmuş ve göz temasımızı kesmişti. "Şimdi sevgilinin akıl sağlığı için seni evine bırakmalıyım."
"Sevgilimi umursadığını sanmıyorum."
Bana dönen kirpikleri birkaç kez kırpıştı ve bana bir şeyler söylemeye çalıştı. Belki uykum gelmişti belki de gerçekten anlatmak istediklerini havaya karıştırmak istemiyordu.
"Onun beni umursaması gerek," dedi yine o bilindik -artık ezberlediniz, hayalinizde canlanıyorsa betimleme yaptırmayın bana, yaptıkça acı çekiyorum, teşekkürler, konu neydi- gülüşünü gamzelerine sallandırdığında sesi derinliğe inerek çekici bir hal aldı.
"Çünkü çok yakında senin de Hong Kong'u ziyaret edeceğine eminim."
☆
*: yoongi baba'ya ithaf♡
Aslında uzatıp iki bölümü tek bölümde yayınlayacaktım ama biraz daha merak edin istedim kk
Büyük ihtimalle yarın ben... home party'den sızan gifleri, videoları ve fotoğrafları indiriyor olacağım:)
neyse sinirlenmeden gidip gelecek bölümü yazayım, iyi geceler herkese♡
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
bu arada, hepsini izleyemedim (çünkü bi ara ingilizce altyazının saçmalığından dolayı tırnak namına bir şey bırakmıyordum elimde nys) ama jungkook bildiğin uyumuyor muydu hdjdkdhd
hep bu overwatch yüzünden:)
bekleyin arkadaşlar, bu ikisi overwatch oynadığını bize söyler ve gerisini hayal dünyamıza bırakırsa...