Yer: Gangnam, Seul
Tarih: 21.09.2016 23.52
Saçlarımı kuruttuğum havluyu yatağın başına asarken boy aynasının karşısına geçtim ve yarı çıplak bedenimi izlemeye başladım. Hiçbir zaman çekici bir çocuk olduğumu düşünmemiştim ama Bay Edepsiz'in hem bakışları hem sözleri bilinçaltımı öyle etkiliyordu ki ister istemez kendimi başkalarıyla kıyaslar olmuştum. Buğday tenimin, sarı ışık altında parıldayışına bakarken altıma gri bir eşofman geçirdim ve hafif yuvarlak karnıma, sonra da göğsümde bulunan benlere baktım. Seksi sayılmazdım fakat karanlıkta giderim vardı, sanırım.
Bunu düşünmek bile gereksiz gelirken odamın kapısını aralayıp salonda Yüzükler Efendisi maratonu yapan ebeveynlerime seslendim.
''Ben yatıyorum!!''
Karşılık gelmeyince filme daldıklarını tahmin ederek odamın kapısını kapadım ve her ihtimale karşılık -gece yarısı uykumdan uyandıracak bir baskın- kilitleyerek açık pikenin altına girdim. Son zamanlarımın favorisi olan oyunu oynamaya başladım ve uzun parmaklarım sayesinde art arda seviye atlarken oynadığım oyun birden kastı, ardından ise mavi arama ekranı yanıp sönmeye başladı.
Bilmediğim bir numara, oyunumu bozarken sinirle yataktan doğruldum ve yeşil noktayı kaydırarak aramayı cevapladım.
''Merhaba?'' dedim, gecenin bu saatinde aklından zoru olan birine karşılık gayet saygılı davranarak.
''İnek,'' dedi, telaşlı bir ses. Mideme saplanan bulantı, ağrısıyla birlikte beni alnımın ortasından vurdu. ''müsait misin?''
''Duştan yeni çıkmıştım,'' dedim yeni kuruyan saçlarımın uçları kulaklarıma değerken. Bu ayrıntıyı sırf ona inat olsun diye verdiğimde ahizenin karşısından nefesinin kesildiğini hissettim. Belki de sadece öyle hissetmek istiyordum. Yoksa Bay Edepsiz'in her şeyi zaten fesat anlayacağını biliyordum. ''Ayrıca oyun oynuyordum seni züppe. Ne halt etmeye aradın?''
Birden sinirlenirken yatağımda yuvarlanıp dolabımın köşesine doğru uzandım.
''Hemen parlama, İnek.'' dedi Jungkook, ses tonunu fısıltıya çevirirken. ''şu an ateşli olduğunu çoktan fark ettim.''
''Ne istiyorsun?'' dedim, telefon numaramı nereden bulduğunu başka bir zaman sormak için kenara ayırırken.
''Imm, şey...'' Jungkook, lafı ağzında gevelerken ara ara konuşmaya karışan gürültüler ve teker sesleri duyuyordum. Yoksa...
''Kopilotum olur musun?''
Telefonumdaki ekran saatine baktım ve refleks ile çattığım kaşlarla konuştuğumda onun havasına kapılmamaya çalışıyordum.
''Ertesi güne girdiğimizi de göz önüne alırsak Jungkook-sshi,'' dedim yapmacık bir tavırla. Ardından karanlık odamdaki beyaz perdelerin parkeye yansıttığı gölgeleri izlerken devam ettim. ''beni yaklaşık iki gün üç dakikadır tanıyorsun ve bir haritayı emanet edecek kadar güveniyorsun.''
''Üstelik bugün okula bile gelmedin...''
''Çok şüphelisin,'' dedi Jungkook, kulağının dibinden bir ralli arabası frenlerini inleterek geçerken. ''sadece gelsen olmaz mı?''
''Daha sonra ödeşiriz.''
Ödeşmek? Jeon Jungkook ile? Kulağa çok samimi gelmiyordu, bu yüzden sessizliğimi korudum ve onun aceleci nefeslerini dinlemeyi sürdürdüm.
''Taehyung,'' dedi ve sesi yüzünden ciğerlerimde bir çiçek bahçesinin hüküm sürdüğünü düşündüm. Yalnız başıma, yatağım içinde öylece yatarken bir adamın ses tellerinden çıkan ismim, ilk kez kalbimi çarptırıyordu. "sana ihtiyacım var."
Saf ruhuma ve masum düşüncelerime yenilerek yataktan çıktığımda açık penceremden aşağı eğildim ve hâlâ ışığı yanan salona doğru baktım. Evden ilk habersiz çıkışımı gerçekleştirmek için balkonuma uzanan kiraz ağacının kalın dalına baktım ve öfleyerek konuştum.
"Ödeşeceğiz, Bay Edepsiz." dedim ve üstüme uzun kollu bir sweat geçirmek için çamaşır selesine uzandım. "Yoksa benden kurtulamazsın."
Adresi mesaj atacağını anlayıp telefonu kapayacağım sırada duyduğum cümle, hareketlerimi hızlandırmamı sağladı. Çünkü bu duyup duyabileceğim en güzel sesten bir ninni dinlemekten farksızdı.
"Kurtulmak isteyen kim..."
☆
Diğer bölümde sonunda yarışacaklar:")
Yorumlarınızı bekliyorum!
Sizi seviyorum♡
:: düzenlendi :: 11122018 ::
ŞİMDİ OKUDUĞUN
classroom :: vkook
FanfictionGözlerinizi, size yabancı olan birinin gözlerine değdirdiğinizde o kaçamak bakışların kaç saniye sürdüğünü saydığınız oldu mu? Benim, oldu. Tam tamına on dokuz saniye.
