Bölümü yine ikiye böldüm -neden yapıyorsun vicdansız demeyin- o yüzden 13.bölüm de bugün gelecek;)
İyi okumalar♡
Yer: Seul Sanat Lisesi, Çıkış Kapısı
Tarih: 27.09.2016 16.24
"Artık kaçışın yok," dedi Jiminie, bana dolu gözleriyle baktığında. "ne olursa olsun bugün öğrenecek."
"Öğrensin zaten," dedim arkadaşımın morarmaya başlayan boynuna bakarken. Hayvan herif öyle sert sıkmıştı ki parmak boğumlarının izleri, Jimin'in sıska boynundan iki üç güne geçecek gibi değildi. "bu halde kendimi daha ezik hissediyorum."
"Sen hep eziktin, TaeTae." dedi Jimin, gözlerini benden kaçırıp okulun çıkışındaki duvarlara yaslanırken.
"Baya güzel moral verdin ya, sağol." diye mırıldandım Jimin'e. Aslında onun benim yüzümden bu halde olduğunu hatırlayınca buna hakkımın olmadığını düşündüm. Yine de yarış motorunu okulun çıkışına park etmekte olan Yoongi Hyung, siyah kaskını koltuğunun altına alıp bize doğru ilerlerken moral bulmam gerektiğini hissetmiştim.
O sırada kafamı sol tarafa çevirdim ve Jungkook'un arabasının kaputuna yaslanmış şekilde bizi izlediğini gördüm. Ah, bir onun karşısında azar işitmediğim kalmıştı. O da olacaktı birazdan.
Tanrım, birkaç dakikalığına görünmez olsam ne olurdu? Yemin ederim, kötü bir şey yapmayacağım. Belki Jungkook'un banyosunu falan karıştırırdım ama fazlası... asla! Sadece şu durumdan kurtulsam yeter.
"Jimin," dedi Yoongi, ciddi sesiyle ve birden dikildiğim yerde kurşun askere dönüştüm. "boynuna ne oldu?"
"Şey..." diye fısıldadı Jimin, bana bir bakış atıp yerinde ileri geri giderken. Ah, ah, ona hep söylüyordum; ipleri sürekli Yoongi'nin eline verdiğinden shih tzu köpeğinden farkı kalmamıştı. O ne derse evet diyor, beni deliyordu.
Şimdi diyeceksiniz, sen kul köle oldun Jungkook'a diye. Demeyin, Jeon Jungkook adındaki ultra yakışıklı, beyni başka bir tarafında ama gülerken solmuş çiçekleri bile açtıran bir güzelliğe sahip çocuk... Kim kulu kölesi olmazdı ki?
Neyse, dövülmem gereken bir konu var ona dönelim.
"Boynundakileri..." dedi Yoongi, sinirlendiğini fark ettirmek istercesine dişlerini sıktığında. "kim yaptı?"
Jimin ile birbirimize baktık ve aramızda beş metre kadar uzaklık olan okulun en popüler çocuğuna doğru kafamızı çevirdik. İlk önce benim tüm hikayeyi anlatmam gerekiyordu, bu yüzden Jungkook'u inceleyen Yoongi'nin bileğinden tutup çocuğun üzerine atlamasını engelledim.
"Bekle, hyung!" dedim, sesimin yüksek çıkmamasına özen göstererek. "Şu an kesmekte olduğun çocuk, müdürün oğlu ve okulda epey bir sükseye sahip-"
"Başlarım onun süksesine, kısa kes."
Kızdığını anladığımda daha çok stres oldum ama tırnaklarımı yiyebilme imkanım olmadığından dilimi dişleyip zavallı hikayemi özetlemeye çalıştım.
"Okul başladığından beri beni çok rahatsız ediyordu, ben de onu başımdan savmak için Jimin ile sevgili olduğumu ve onunla ilgilenmediğimi söyledi--"
"Ne dedin?" dedi, kaşlarını kaldırıp solgun suratını kırıştırırken.
"Jimin ile sev--"
"Ben ona dokunmaya kıyamıyorum, piç kurusu. Sen gidip bu züppeye, benim sevgilimi seninmiş gibi mi gösterdin? Üstüne bir de zarar vermesine sebep oldun?"
"Hyung, böyle olmasını cidden istemedi--"
"Kapa çeneni, gerizekalı. Ben kapatmadan önce sen kapat ki, dişlerini yerinden sökmeyeyim. Seninle sonra görüşeceğiz ve ben izin verene kadar Jimin'in yanına dahi yaklaşmayacaksın."
"Ama hyung--"
Asıldığım kolunu çekiştirerek beni ittirdi ve Jimin'e motora gitmesini söylerken kendisi, hâlâ bizi seyreden Jungkook'a doğru ilerledi. Yediğim lafları tek tek sindirirken daha fazla olay çıkmasını istemediğim için ben de onların yanına ışınlandım.
"Selam, yağcı. Hoşgeldin okulumuza." dedi Jungkook ve elimle yüzümü kapatıp her şey daha çok nasıl karışabilir diye hesap yapmaya çalıştım.
"Yağını balını siktirtme bana," dedi Yoongi, derin sesiyle ve kahkahamı soluk boruma çapraz çapraz dikti. "Taehyung sana yalan söylemiş, Jimin benim sevgilim. Ona bir kez daha bakarsan okulu da, seni de, o yalak müdür babanı da doğduğunuza pişman ederim."
"Çok emin konuşuyorsun," dedi Jungkook, korktuğunu gerilen kaslarından anlamıştım ama yanında arkadaşları ve karşısında ben olduğum için havalı çocuk ayakları yapıyordu. "İstersen kapışalım."
"Başıboş serseriler gibi okul kapısında kavga etmem." dedi Yoongi de boynunu kütletip ardından motorda kendisini bekleyen Jimin'e baktı. "Saat yedi, korsan sokağındaki gri kapılı bar. Gelirsen istediğin gibi kapışırız."
"Elbette," dedi Jungkook, gömleğinin kollarını dirseğine kadar çekip kalçasını yasladığı arabasından kalktığında. "geleceğim."
"Güzel." dedi Yoongi ve bana bir omuz atıp motoruna ilerledi.
Ben, üç çocuğu ile Almanya'da ortada kalmış bir kadın edasıyla okulun çıkışında beklerken Jungkook'un etrafındaki arkadaşlarıyla vedalaştığını duydum ve çaktırmadan ona baktım.
Ve... tabii ki, yakalandım.
"Sen gelme," dedi Jungkook, sağ elini ensesine atıp boynunu kaşıdığında ne kadar çekici gözüktüğünü bilseydi eminim, gelme demezdi. "kan görünce bayılırsın falan."
"İşim olmaz," dedim omuz silkip ve bakışları altında farkında olmadan dudaklarımı yaladım. "evde oturup ders tekrarı yapacağım."
"Senin için daha iyi." dedi Jungkook ama bir an için gözlerinin dudaklarıma kaydığını görmüştüm. "Eh, anladığıma göre erkek arkadaşın yok?"
"Erkek arkadaş mı?" diye sordum, yarım yamalak gülerken. "O ne? Yemek mi?"
Boylarımız yakın olduğu için fazla eğilmesine gerek kalmadan yine kalbimi depara sokarken dudaklarından çıkan sözcükler fısıltı eşliğinde kulağıma konuk oldu.
"Bunu duyduğum iyi oldu," dedi ve sıcak nefesi boynumdaki yağ bezelerine ait oldu. "çünkü en sevdiğin yemek olmak için yarışabilirim, Taehyungie."
☆
Barda olacak olaylar için fikri olan varsa duymak isterim^_^
Ayrıca classroom'u paylaşalı daha 10 gün olmuş ama çoktan 3K oldu bile! Okumak için zaman ayıran, oy veren ve yorum yapan herkese çok teşekkürler!
Sizi seviyorum♡
Akşama görüşürüz👋
::düzenlendi:: 190127 ::
ŞİMDİ OKUDUĞUN
classroom :: vkook
FanfictionGözlerinizi, size yabancı olan birinin gözlerine değdirdiğinizde o kaçamak bakışların kaç saniye sürdüğünü saydığınız oldu mu? Benim, oldu. Tam tamına on dokuz saniye.
