Esor serin akşam esintisinin karşısında bahçedeki çimlere oturmuş gün batımını izliyordu. Yüzündeki donuk ifade kalbindeki boşlukla eş değerken Jack yanına gelip oturmuştu. Hiç konuşmadılar. Henüz bu durumu ifade edebilecek bir kelime hiçbir dilde kullanılmamıştı... Jack çaresizce onun gün batımına bakan gözlerine baktı. Kehribar rengi gözleri batan güneşle aynı renkti ve bu durum onun içinde bir burukluk oluşturuyordu çünkü bu gözler aynı zamanda onunla arkadaşlığının battığının da bir işaretiydi. Derin bir iç çekerek onunla konuşmayı denedi.
"Söylediklerim için lütfen kusura bakma..."
Esor bu sözlerden sonra gözlerini yavaşça yumup sonrasında göz ucuyla Jack'e baktı. Donuk olan suratında ise hafif bir umursamazlık belirmişti. Jack yine de konuşmaya devam ederek kendini açıklamak istemiş ve konuşmaya devam etmişti.
"Benden bir şeyler saklaman hoşuma gitmiyor... Bana güvenmiyor musun? Yıllardır beni kendinden uzaklaştırmak için elinden ne geliyorsa yaptın ve şu anda da istediğin oldu. Şu anda yanımda oturuyorsun ve ben senin kim olduğunu bile bilmiyorum... Kapını tüm dünyaya kapatırken beni dışarıda bıraktın ve bunun benim için ne kadar acı olduğunu biliyor musun? Beni bu şekilde dışlaman bana acı veriyor... Esor... Rose... Doksan Dokuz ya da her kimsen..."
Jack bunları söylerken Esor yüzündeki umursamaz ifadeyi korudu. Jack ise bu duruma iyice sinirlenerek ayağa kalktı ve sinirle:
"Boşuna uğraşıyorum..."
dedi. Bunun üzerine Esor aniden ayağa kalktı. Jack, onun bir şey söyleyeceği umuduyla ona bakmıştı ki Esor'un attığı yumrukla yere çakıldı. Ne olduğunu anlayamamış, sersemlemiş ve boş gözlerle etrafa bakınmaya başlamıştı ki Esor'un sinirle parlayan gözlerini gördü. Şaşkın gözlerle ona bakarken Esor dizlerinin üstünde durarak ona eğildi ve iki eliyle Jack'in yakasından sıkıca kavradı. Sonrasında ise ciddi bir tonla konuştu.
"İşte şimdi canını yaktım Jack... Basit bir DNA analizi yapmaktan fazlasını biliyorsun ve elinin altında her zaman en iyi ekipmanlar oldu... Hasta olduğumu her zaman biliyordun... Sorun ne demektense sorunu neden hiç araştırmadın Jack? Belki senin dediğin gibi dünyaya kapımı kapattım ama o kapı hiçbir zaman kilitli değildi. Kapıyı kapatmak benim seçimimdi. Dışarıda durmak ise senin seçimin. Ve bu yüzden sen ne o kişiyi tanımama gerçeğini değiştirebilirsin ne de ben ölüyorum gerçeğini..."
Esor cümlesini bitirdiği sırada Profesör ve Eric HOUSE onlara doğru koşuyordu. Yanlarına geldiklerin de Esor sıkılan yumruklarını gevşetip Jack'in yakasını serbest bıraktı. Eric nefes nefese kalarak sertçe onları ayırdı. Profesör ise durumunun şaşkınlığını hazmetmekten bir şey diyememiş, olanları seyretmekle yetinmişti. Eric House ikisine sertçe baktıktan sonra Profesöre Jack'i uzaklaştırması için işaret etti. Profesör, Jack'i odasına götürürken Eric, Esor'a döndü. Yüzünde ciddi bir ifade vardı ama gözleri Esor'un gözleriyle karşılaşınca yumuşadı ve ona sarıldı. Esor ise bir karşılık vermedi adeta bir direk gibi sadece dikildi. Eric birkaç saniye boş bir direğe sarılır gibi kaldıktan sonra yavaşça kollarını indirdi ve Esor'a bakarak nazik ve sıcak bir tonla:
"Seni özledim..."
dedi. Esor ise bir şey dememeyi sürürken o devam etti.
"Beni affetmeni beklemiyorum. Sadece içindeki öfkenin sana zarar vermesinden endişe duyuyorum..."
"Beni öldüren şey kendi öfkem değil..."
Eric derin bir iç çekti ve tekrardan onun gözlerine baktı. Çaresizlik içinde bir umut arar gibi devam etti.
"Ezra'ya git. Bu süreci iyi atlatabilmen için elinde bir ilaç olduğunu duydum."
"Kimden duydun?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
99
Mystère / ThrillerProfesör Doktor Robert GREEN bir fizik mühendisidir. Kan kanseri olan sevgilisi Penny'nin hastane masraflarını karşılaya bilmek için bir görevi kabul eder. Basit gibi görünen bu görev bir öğrenciyi izlemektir ama işler hiç de sandığı gibi gitmeme...
