Tek bir gece iki yabancının hayatını birleştirdi.
Gece karası gözlerin büyüsüne kapılmaktan ölesiye korkan masum ve kırılgan bir kadın...
Zümrüt yeşili gözleri gördüğü ilk andan beri aklından silemeyen acımasız ve öfke dolu bir adam...
Geçmiş onları...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Yutkundum. İkisinin de gözleri bana döndü fakat ben kafamı olumsuz anlamda sallayıp gözlerimi kaçırdım. O, o kıza âşıktı. Siya saçlı, kahverengi gözlü kıza gerçekten âşıktı. Onu öperken gözlerini huzurla yummuştu. Muhtemelen kokusunu ciğerlerine çekmişti. Onun yanında mutluydu. Onun yanında mutlu olan biri bana âşık olamazdı.
Karan ve bana âşık olmak? Alay dolu bir kahkaha atmak istedim fakat çenemin kasılması hareket etmemi engelliyordu. Kilitlenmiş gibiydim. Belki gerçek aşktan bir haberdim, hiç tatmamıştım fakat bir şeyden emindim. Karan'ın bana duyduğu duygu aşk değildi. Öfke, nefret ve suçluluktu. Muhtemelen beni bu hale getirdiği için vicdan azabı çekiyordu. Onu sevdiği kadından ayırdığım için nefret ediyordu. Ve ona bir şekilde ihtiyaç duyduğum için öfkeliydi. Belki de kendineydi öfkesi. O gece yaşanmamış olsaydı, bunların hiçbirisi olmazdı.
Onlara neden bana âşık olamayacağı gerçeğinin nedenini söylemek üzereydim, sessiz kaldım. Nedenini bilmesem de söylemek istemedim. Evlendiğim adamın başkasına olan aşkını dile getirmek istemedim gözlerine bakarak.
Çağla bu konuyu kafasına takmıştı. Ona o adamın gözlerindeki ifadeyi tarif etmek isterdim ama bunu bir türlü başaramıyordum. O öfkeyi kelimelere sığdıramıyordum. Karan bana âşık değildi. Ve ben inat ettikçe benden de şüphelendiğini dile getirmişti. Onu bir türlü vazgeçirememiştim. Özellikle de Karan'ın doktorun odasında tüm bu süreçle ilgili bilgi aldığını öğrendiğimden bu yana aklım yerinde değildi.
Çağla konuştukça köşeye sıkıştım ve en sonunda ikisine de her şeyi en başından, en ince ayrıntısına kadar anlatmaya koyuldum. Hikâyenin sonuna geldiğimde ikisi de dehşet içindeydi. Çağla empati kurabilirdi ve bu yüzden belki de ilk kez ona anlatarak düşüncesini sormak istedim. Bana hak vermişti fakat Karan'a da vermişti. Onun bu dengesiz hallerinin kalbindeki duyguyla alakalı olduğunu savunmuşlardı. Bir de başka bir kadına âşık olsaydı bana şefkat göstermeyeceğini söylemişlerdi.
"O bana karşı böyle bir şey hissetseydi canımı yakmaktan zevk almazdı!" diye kendimi anında savundum.
"Onu tahrik ediyorsun belki de? Tamam. Boğazına sarılmasının hiçbir açıklaması olamaz ama onun yaptıklarıyla senin yaptıkların eşdeğerde bana göre."
Şaşkınlıkla Çağla'ya bakmamla Yaprak'ın, "O Lina'ya, karısına, bebeğinin annesine ihanet etti!" diye soluduğunu duydum. "Ve o kadın fotoğraftaki sevgilisi!"
Çağla yüzünü buruşturdu. "Neden hep kırılgan taraf olmak zorundasınız ki? Sizin gibiler yüzünden kadınların güçsüz, zavallı olduklarını düşünen erkekler var. İhanet ettiğini gözlerinle gördün mü? Biz ettiğini var sayalım, sen ne yaptın Lina? Göktuğ meselesi ne demek? Onunla neden hâlâ görüşmeye devam ediyorsun? Siktir et! Karan'ın karşısına geçip ona imalarda bulunuyorsun! Yanlış anladın, demek çok mu zor?"