29.Bölüm/Umut

813 67 20
                                        


Kartal'dan

Yoktu...Tam yirmi gündür onu hiç bir yerde bulamamıştık,beş mekân basmıştık.İki mekâna timi beklemeden tek başıma gitmiş ve onlar da yetişip sakin olmamı söylemişlerdi.

Ama olamazdım ki,ya şuan canı acıyorsa?Ya şuan hayatta bile değilse?

Hiç bir şey bilmiyoruz,en azından küçük bir bilgi bile yeterdi ama yoktu.Ona dair küçücük bir iz lazımdı bana, sadece bir iz.

İyi yada kötü bir şeyler olsun, çünkü türlü türlü olaylar üretip beynimi kemirmekten sıkıldım,ona ulaşamamaktan sıkıldım.Ulan naaşına bile razıyım be.

Ama hayır,bu her defasında aklıma geliyor ve hemen siliyordum şimdi olduğu gibi.

Hissederdim değil mi?O artık bu hayata ve bize veda ettiğinde, hiç umudum kalmazdı değil mi?

Fakat umudum var,onu bulup eskisi gibi birlikte yemek yemeye, operasyonlarda birbirimizi kollamaya.Ne kadar onun hakkında bütün korku, endişe, üzüntü ve diğer bütün duygu kotamı doldursam da;o bu mesleği çok seviyordu ve ben onu sevdiğinden ayıramazdım.

Ayrıca böyle bir şeyi yapmaya hiç de hakkım yoktu ama sürekli bu duyguları yaşamakta yoruyordu insanı.O yeter ki iyi olsun,yorulmak hiç sorun değil.Hatta...hatta beni kırmasını da hemen unuturum, sonuçta onun mutlu olması benim için daha değerli.

Hem şuan ki duruma göre, haklı aslında.Bizim bir geleceğimiz yok ki,bizim zamanımız yok ki geleceğimiz de olsun.Her gün tehlikeye koşan adamsın işte,ne çabalıyorsun ki?

"Koparacaksın parmaklarını."Fatih'in sesiyle kendime gelip parmaklarımın arasında gezdirdiğim bıçağı kapatıp arkama yaslandım.

Sırayla doluşup,koltuklara oturdular.Onların da pek neşesi yoktu ama umutları vardı."Al abiciğim."önümde ki sehpaya uzatılan tosta ve uzatan Efe'ye baktım.Oğlum işte gencecik fidan gibi bir adamsın,ne işin var burada?

Evet mesleğime hâlâ aşıktım ama bıkmıştım artık hayatlarının baharında şehit düşmelerinden."Niye buradasın aslanım sen?"bir anda afallamış ve tuhaf bakışlarından göndermişti bana.Hemen çaprazımda ki Küçük Ağa'ya döndüm.

"Peki sen?"o da aynı Porselen gibi olmuştu ve bütün tim olarak bana şaşırarak bakmaya başlamışlardı.Sonuçta,benden böyle bir soru duymayı beklemiyorlardı.

"Nasıl yani komutanım?"tedirgin bir şekilde soran Efe'me göz ucuyla bakıp bıçağı açıp kapatmaya başladım.

"Yirmi üç yaşında değil misiniz?Akranlarınızla kulüpte eğlenmek yerine neden burayı seçtiniz?Neden dağın başında tehlike içinde konserve yemeyi tercih ettiniz,neden ayaklarınızın yürümekten nasır tutmasını tercih ettiniz?"Ortamda bir sessizlik oluşmuştu,bunu benden hiç beklemiyorlardı.

"Bunu sen mi söylüyorsun?"bana hayalet görmüş gibi bakan Bulut'u başımla onayladım."Evet,ben söylüyorum.Hâla aşığım mesleğime, üniformama ama bir baksanıza aynaya.Ölmek için çok genç değil misiniz?"Turan ağabeyin derin bir iç çekişi ilişti kulaklarıma.Kardeşi de çok gençti ve ben onun da yarasını deşmiştim.

Herkesi düşünceli bir hâl almıştı,doğru söylediğimi çok iyi biliyorlardı.Yalan değil,bu insanlar göz göre göre ölüyordu."Yok,sana düşünmek yaramamış,"dedi Bulut ortamı soğutmak için.

"Komutanım,"ciddi bir hâl ile doğrulup derin bir nefes verdi Porselen."Mustafa Kemal Paşa'nın emaneti için buradayım."gülümsedim,gururla söyleyip herkesin yüzünde bir tebessüm oluşturmuştu.

"Emanete sadece asker olarak sahip çıkılmayacağını sende çok iyi biliyorsun aslanım,yeme beni."ona döndüm."Sen değil miydin?Sevdiğine özel kuvvet olduğunu söylemekten korkan?Sırf seni terk eder diye?"yüzü düşmüştü,huzursuzca başını eğdi.

TÜRKHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin