Hiç kimse kendi cenazesinin ardından ağıt yakamaz, der eskiler. Üzülemez ve ağlayamaz... o halde benim bu haykırışlarım neydi? Göz yaşlarım dahası içimi dağlayan ve nefes almamı zorlaştıran neydi?
Bir ölü olsam gerimde sadece bir avuç kuru toprak bırakırdım. Şimdi ise koca bir ağırlıkta et yığını bırakmıştım.
'Yaşayan ölü' kavramı beden bulmuştu ölü benliğimde. Görüyordum, duyuyordum dahası hissediyordum ama sanki ben değildim. Başka bir Maysa'nın gözünden izliyordum tüm olup biteni.
Buzul göllerinin üzerinde yaşayan bir kadındım ben. Elime verdikleri ufak bir kibriti yakmaya çalışan yakar yakmazda altında ki buz tutan göleti eriten ve o suda boğulan çaresiz bir kadındım ben.
Hayatı mucizeler üzerine kurulmuş, her yanı sırlarla dolu ufak bir kutunun içine hapsedilmiş kadındım.
Hayat bana güzel günlerinde var olabileceğini göstermişti göstermesine ama bu ufak bir çocuğun eline ağlamaması için yalandan verilen şekere benziyordu.
Mutluydum, bir zamanlar.
Sevdiğim adam, bebeğim, ben...
Oysa şimdi geriye bunlardan hiç biri kalmamıştı.
Sevdiğim adam yalandı. Kim olduğunu bilmediğim dahası hırsız bir adamdı. Bunca ay bana kendini inandıran, daha fazla rol yapamayıp bir anda ortadan kaybolan adamdı. Zamanla alıştığım, varlığını kabul ettiğim ve kendimi yanında güvende hissettiğim yalancı bir adamdı o.
Eğer o gün kapı çalmasa ve karşıma gerçek Bartu Kara çıkmasa belki de ben hâlâ o yalancıya inanıyor ve onu seviyor olacaktım. Hoş şimdi bile daha onu unutacak, bunca ayın sevgisini çöpe atacak değildim ama kalbim kararmıştı ona karşı bir kere. Zamanla o karaltı Bartu Kara'yı öldürecekti.
'O gece davete gelirken arabam yolda arızalandı ve gelemedim. Ama sizi bulmak için her yerde aradım. Çalıştığınız hastaneye bile gittim size notlar bıraktım. Hatta son zamanlarda sizi her gün aradım. Sonunda buldum.' demişti asıl uygun eş adayım.
Hastaneye gelip bana bıraktığı notları izlediğim güvenlik kameraları sonucunda bulmuştum. Doğruları söylüyordu. Siyah kapüşonlu bir adam danışmadan bana bırakılan notları alıyordu dahası belki de çalıyordu ama kim olduğunu bilmiyordum. Ya da bunun sahte Bartu olduğunu inkar ediyordum. Ve evet son zamanlarda farklı bir numara beni sürekli arıyordu. Ama ben bakmamıştım. Beni bulmuştu bulmasına ama ben kimdim ve bulduğu kişiyle eski Maysa'nın alakası var mıydı, emin değilim. Çünkü artık hiç bir şey eskisi gibi değildi. Her şey değişmişti. Hayatım, hayatıma dahil olanlar...
Ben sahtede olsa onu sevmiştim. Ona güvenmiştim dahası neredeyse ona yıllarca sakladığım sırrımı açmak üzereydim. Ona bedenimi hediye etmiştim. Kalbimi, ruhumu teslim etmiştim. O bir hırsızdı. Hem mecazen hemde gerçekten hırsızdı. Bunca ay yaşadığımız ev onun değildi. Bunu da eve gelen ve benim yabancı birileri sanarak korktuğum iki insandan anlamıştım. Havalar ısınıyordu. Artık ilkbahara giriş yapıyorduk. Evin asıl sahipleri de yazları kullandıkları bu eve gelmişlerdi. İlk başta onlarda çok korkmuştu hatta ikimizde aynı anda polisi aramıştık ve şuan hâlâ daha devam eden bir davamız vardı.
Parmaklarıma taktığı yüzüklerinde asıl sahibi çıkıp gelecek diye bekliyordum şimdi. Ne kadarda ironi bir durumdu bu böyle. Sahi o yüzükleri çıkaralı çok olmuştu ama...boynumda ki kolye hâlâ duruyordu. Belki çalıntıydı bilmiyorum bir türlü elim gitmiyordu onu çıkarmaya.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
General FictionUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
