50. Bölüm

4.5K 324 13
                                        

Her şey o kadar çabuk oldu ki... Benim ona öp deyişim gibi onunda aynı çabuklukta dudaklarıma kapanışı...

Nefes alamıyorum ama umrumda da değil. Dudaklarımın üzerine kapanan dolgun ve ıslak dudakları hareketsiz duruyor olsa da ikimizde bunu bozmuyorduk. Sadece birbirimize temas ediyorduk. Ve bu temasımız onu ne kadar çok özlediğimi bir kez daha hatırlatıyordu bana.

Karşımdaki adam derin bir nefes alırken yavaşça benden ayrıldı. Şimdi alınlarımız birbirine destek oluyorken ikimizin de gözleri kapalıydı.

"Maysa..." fısıltıdan farksız sesiyle konuşan adamın sesi kulaklarımda uğulduyordu. "Çok özledim seni. Çok."

Biraz geri çekilip dolu gözlerimle onun kara gözlerinin içine baktım. "Bende seni çok özledim." dedim nihayet içimdekileri dile getirerek.

Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşurken hiç vakit kaybetmeden bir kez daha dudaklarıma kapandı.

Bu kez hareketsiz değildik.

Tabiri caizse dudaklarımı yiyen adama yetişemiyordum bile. Bir yerden sonra durmuştum.

Hoyratça öpmeleri yavaşladığında yerini sakin öpücüklere bıraktı.

Yanaklarımı avuçları arasına aldığında kısacık bir an geri çekildi.

"Çok seviyorum seni."

Uzanıp uzun bir öpücük daha kondurdu dudaklarıma. Ardından tekrar geri çekildi.

"O kadar çok seviyorum ki seni..."

Ve bir kez daha uzun uzun öptü.

"Seni bir daha asla üzmeyeceğim. Asla."

Bu kez beni kendine çekerek göğsüne bastırdı. Kollarımı hemen ona doladığımda sıkıca sarıldım iri bedenine.

Biz o haldeyken kapı çalmış zorda olsa Arsel'den ayrılarak kapıyı açmıştım. Yaşlı pofuduğum geldiğinde üçümüz birlikte uzun süre oturup konuştuk. Tabii öncelikle ikisi de birbirinden karşılıklı özür dilemişti. Aralarında bir sorun kalmamıştı artık. Büyükannemin beni ne kadar özlediğini görmüştüm o pişmanlıkla bakan gözlerinde.

Bundan sonra kolay kolay zıt düşmezdi artık bu ikili.

Akşam üzerine doğru Arsel'le birlikte evden ayrıldık. Önce uzun uzun yürüdük birlikte. Aslında ikimizde nereye gideceğimizi biliyorduk. Sadece oraya gitmeden önce biraz burada vakit geçirmek istiyorduk.

"Bundan sonra sen nasıl istersen öyle olacak."

Yorulup nefeslenmek için sakin bir yere oturduğumuzda ellerimi avuçları arasına alan ve konuşan adama bakıyorum.

"İstersen büyükannenle birlikte yaşayalım."

Büyükannemle yaşamayı elbette çok isterdim. Ama bunu yaşlı pofuduğum kesinlikle kabul etmezdi. Ona göre henüz bakılacak yaşa gelmemişti.

"Aslında son kaldığım evi çok beğeniyorum." dedim o evi nasıl tuttuğum aklıma gelirken tüylerimin diken diken olmasına engel olamadım.

"İstersen orda da yaşarız."

Arsel'le birlikte yaşama fikri... içten içe hep bunun hayalini kurmuyor muydum zaten?

"Senin içinde bir sakıncası yoksa tabii."

"Sen yanımda olduktan sonra her yerde yaşarım ben."

Mutlulukla gülümsedim bu dediğine. Daha bir kaç hafta öncesine kadar ne çok derdim vardı çözülmesi zor olan. Şimdi ise nerede yaşayacağımızı konuşuyorduk. Hayat gerçekten de çok garipti.

Arsel'le birlikte bu mekanda yaklaşık bir saat kadar oturduk. Ev meselesinden sonra bana bebeğimizle ilgili merak ettiği tüm soruları sordu. Hatta hastaneye bile gitmek istedi. Ultrasyonda görmek istiyordu. Elbette bunu sonraya erteledim. Ne de olsa şunun şurasında cinsiyetimizi öğrenmenize çok az kalmıştı.

Yılbaşı gecesinde yaşadığımız o beraberlikten sonra hemen hamile kaldıysam eğer şu an dördüncü ayımın içindeydim. Bu da bebeğimizin cinsiyetinin belli olmasına yeterli bir zamandı. Yine de bunu biraz daha erteledim.

Arsel bir çok konunun arasında zayıfladığımdan şikayet etmiş içten içe de kendine kızmıştı.

"Seni bundan sonra doğuma kadar ellerimle besleyeceğim."

Çattığım kaşlarımla ona bakarken o cümlesini düzeltti.

"Doğuma kadar da bakacağım doğumdan sonra da bakacağım sana. Söz en çok seninle ilgileneceğim hatta."

"Aynen."

Onu kestirip atarken aynı zamanda da gözlerimi devirdim.

"Yapma şöyle hareketler."

Oturduğu yerden uzanan adam yanaklarımı avuçları arasına alarak kendine doğru çekti ve hızlıca dudaklarımı öptü.

Normalde olsa çevremden utanır geri çekilirdim. Ama öyle yapmadım. O geri çekilene kadar ben sabit kaldım.

"Kalkalım mı?" diye sorduğum da beni onaylayan adam hesabı ödediğinde birlikte serin havaya çıktık. Geldiğimiz yolu geri yürüyerek gittik ve Arsel'in park ettiği arabasına bindik.

Tekrar yola çıktığımızda bu kez ikimizde sessizdik. Büyük bir ihtimalle ikimizde içten içe kendimizle konuşuyorduk. Onun ne düşündüğünü deli gibi merak ediyorum. Çünkü benim tek düşüncem bundan sonrası hayatım içindi.

"Nereye?"

Cadde üzerinde bir yere duran adamın araladığı kapı sesinden sonra merakla ondan tarafa döndüm.

"Hemen geliyorum."

Sakince araçtan inmiş karşı caddeye geçerekte gözden kaybolmuştu. Ben merakla onun arkasından bakarken nereye gitmiş olacağını düşünüyordum. Sabırla ve merakla beklediğim uzun dakikaların ardından nihayet onu gördüm. Daha doğrusu taşıdığı şeylerin arasında zar zor seçtim onu. İyice bana yaklaşan adam aracına ulaştığında kucağındakiler yüzünden kapıyı zor açmış ve yine aynı zorlukla aracına binmişti.

"Bu sana." derken koca bir çiçek buketini kucağıma veren adama baktım. Tam iki koca buket çiçek alıp gelmişti ve şimdi birini benim kucağıma bırakırken diğerini de arka koltuğa koymuştu.

"Teşekkür ederim." dediğimde kalbimin ritmi değişmişti. Ama bu ritim mutluluk ve hüzünle çarpıyordu.

Arsel gülümseyerek bana karşılık verdiğinde tekrar yola koyulduk. Eğilip çiçekleri kocaman koklarken diğer taraftan da kafamı arkaya çevirerek diğer bukete baktım.

O buketin sahibini biliyordum.

Ah! Sanırım ağlayacaktım.

Tuhaf bir gün geçiyordum. Her şey olması gerektiği gibiydi. Normal bir insan nasıl yaşarsa öyle yaşıyordum ve mutluydum. Yanımda ki adam ise bu mutluluğumun en büyük sebebiydi.

Araç sık ağaçların olduğu dar bir yoldan geçtiğinde görmeye alışkın olduğum bu yolu izledim. Zaten çok geçmeden de arabayı bu geniş açıklığa park ettik.
Burnum sızlarken ona döndüm ve dudaklarımı aralayarak teşekkür ettim. Yalnızca bana gülümseyen adam arka koltuğa bıraktığı buketi kucağına alırken ben benimkini arabada bıraktım ve aşağıya indim. Yüksek bir yerdeydik ve hava akşam üzeri olduğu için rüzgar sert esiyordu. Üzerimdeki elbise beni ısıtmaya yetmiyordu ama soğuğu seviyordum.

Ellerime dolanan eliyle birlikte yürümeye başladık. Onunla buraya ilk gelişimdi. Hayatımın hem başladığı hemde bittiği yerdi burası.

Arsel'in biraz önüne geçerek dar merdivenleri indim. Yerini gözüm kapalı bile bulacağımı bildiğim yere doğru adımladım ve gelince durdum. Arsel arkamda kalırken esen rüzgar saçlarımı savuruyor ve önümü görmemi zorlaştırıyordu.

Arkamdaki adam bir adım daha atarak bana iyice yaklaştığında bir elini belime doladı ve çiçeklerin dolu olduğu buketi eğilerek yerine bıraktı. Derin bir nefes alırken kuruyan dudaklarımı araladım.

"Oğlum, bak sana babanı getirdim."








.

MAYSABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin