Derin bir nefes alırken ona arkamı döndüm. Bir şeyler mırıldanıyor olsa da ben çoktan odama girmiştim bile.
Mavi beşiğinin içinde mışıl mışıl uyuyan bebeğin üzerini düzelttim. Üzerime tarifsiz bir halsizlik çökmüştü. Kendimi yorgun ve bitkin hissediyordum. Eğildiğim beşikten doğrularak ellerimle yanaklarımı kontrol ettim. Ellerim sıcak olduğu için olsa gerek yanaklarımda sıcak gelmişti.
Beşiğin içinden duyulan kısık sesle birlikte tekrar eğildim ve uyanan bebeğin mavi gözlerine baktım. Uzanıp kucağıma aldığımda onu yavaşça yatağın üzerine bıraktım. Onu kısa süreliğine orada bıraktığımda pamuk ve bez alarak tekrar yatağın üzerine oturdum. Göbek bağı hastanede kaldığı sürede düşmüştü ve hemşireler göbek bağını bana vermişti. Onu nereye saklayacağımı çok iyi biliyordum, annesinin yanına.
Altını değiştirdiğim bebeğin üzerini tekrar giydirdim. Hazırda bulunan sütünden de içirerek karnını doyurdum. Şu iki günde fark ettiğim bir şey vardı, o da bebeğin çok ağlamadığıydı. Hatta çokta durgun olduğuydu...
Odada biraz vakit geçirdiğim bebek daha fazla ayık kalamadı ve yine uykuya daldı. Bende sessiz adımlarla odadan çıktım. Doğruca Bartu'nun kaldığı odaya girdim ve 'ona ait' herhangi bir eşyayı ortalıktan kaldırdım. Son olarak yatağına temiz çarşafları da geçirdiğimde odayı Seher hanım için hazırladım.
Bu kez de mutfağa giderek akşam yemeği için bir şeyler hazırlamaya başladım. Başımda şiddetli bir ağrı vardı ve ben nedense yavaş yavaş gözlerimin kapanmaya başladığını hissediyordum.
Yemek yapmak belki de benim için ilk defa bu kadar zor olurken ara ara yardıma gelen Bartu halimi görmüş olacak ki sürekli neyim olduğunu soruyordu. Elbette onu yoruldum diye geçiştiriyordum ama farkındaydım, hasta oluyordum.
"Ben izninizi istesem olur mu? Gerçekten yorucu bir gün geçirdim."
Yemekten sonra izin isteyen kadını Bartu'yla birlikte onayladığımızda "Sorun değil, beni takip edin lütfen." diyerek kalacağı odaya götürdüm. Bu sırada Bartu'da mutfağı topluyordu.
"Size biraz büyük olabilir belki..." derken odamdan getirdiğim bir pijama takımını Seher hanıma uzattım. Benden daha zayıf olduğu için öyle demiştim. Şimdi daha yakından inceliyordum da...evet kesinlikle benden zayıftı bu kadın.
"Düşünmeniz yeter çok teşekkür ederim."
"Banyo burada, temiz havlular da hemen ilk dolapta ve ihtiyacınız olan başka bir şey varsa bana söylemeniz yeterli."
"Peki teşekkür ederim." dedikten sonra çantasını yatağın üzerine bıraktı ve yönünü bana döndü.
"İyi geceler." dedim yalnızca.
"İyi geceler." diyerek karşılık verdiğinde arkamı dönerek odadan dışarı çıktım.
Hemen karşıda bulunan odanın kapısını araladığımda gece lambasının ışığının yettiği kadar görünen beşiğin başında ki karanlık Bartu'nun çoktan geldiğinin belirtisiydi. Kapıyı yavaşça kapattığımda karanlıkta ilerleyerek kendimi yatağın üzerine bıraktım ve gözlerimi kapatarak beynimin içinde ki uğultunun susmasını bekledim.
Uyku ile uyanıklık arasında bir takım sesler duyuyorum ama gözlerimi açmak ve sesin sahibine bakmak yerine ben üzerimi örtecek bir şeyler arıyorum.
Elimle arayarak bulduğum örtüyü ben üzerime çekmeye çalıştıkça başka bir el buna karşı çıkıyordu. Alnımda ve yanaklarımda hissettiğim soğuk parmaklar ile hoşnutsuzca mırıldandım.
"Maysa..."
Adımı seslenen Bartu'nun sesi çok anlamasam da endişeli geliyordu. Kendimi zorlayarak adeta ateş püsküren gözlerimi yavaşça araladım. Üzerime eğilmiş bir eli yanağımda diğer eli yataktan destek alan Bartu doğrudan bana bakıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
General FictionUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
