"Bir bardak çay daha ister misin?"
Başımda ilgiyle bekleyen kadına koca bir tebessüm ederken bu teklifini başımla onayladım. Önümüzde ki ince belli bardaklarımız tekrar kırmızı sıvı ile dolduğunda ben uzanıp çayımın yanında yiyecek bir şeyler alıyordum.
Çaylarımızı dolduran Gökçe mutfak masasında az önceki yerini -tam karşımı- aldığında ikimizde sırıtıyorduk.
"Ne iyi oldu da geldin." dedi sessizliğe daha fazla dayanamayan arkadaşım. "Benim de canım sıkılıyordu."
Ona yalnızca gülümsemekle kaldığımda derince soludum. Elbette bir şeyler olduğunu biliyordu. Hatta ona her şeyi anlatmıştım. Bundan bir hafta önce onlarla konuştuğumuz gibi Arsel'e bir şans verdiğimi ama büyükannemin yine tavrından sonra buna hemen pişman olduğumu biliyordu. Nerdeyse bir haftadır görmüyordum onu. O gün beni ağlaya ağlaya eve bıraktığında yanımda gelmemişti.
"Bende biraz hatta biraz değil baya mide bulantısı var. Sende durumlar nasıl?" diye sorduğum arkadaşımla ona odaklandım.
"Bondo modo bolontoso olmodo hoç!"
Ağzı dolu dolu cevap verdiğinde dayanamayarak güldüm.
"Mide bulantısı olmuyor belki ama çok yiyorum. İştahım açıldı resmen." derken hâlâ daha önünde ki atıştırmalıklara büyük bir açlıkla bakıyordu.
"İnan hiç belli olmuyor." derken yine gülüyordum.
Gökçe'yle birlikte uzun saatler oturduk. Belki de ilk defa ne büyükannemden ne de Arsel'den bahsetmedik. Sadece ikimize odaklandık.
Saat ilerlemeye başladığında da artık gitmem gerektiğini söyleyerek ayaklandım. Tam bu sırada kapı çaldığında ikimizde Mert'in gelmiş olabileceğini düşünüp kapıya doğru yürüdük. Ama kapıyı açtığımızda büyükannemi görmeyi ikimizde beklemiyorduk.
Ben sessizce bir köşede beklerken Gökçe büyükannemi içeri davet etti. Yanımdan geçen kadın durup kısa bir anlığına bana baktığında başıyla benimde içeri gelmemi işaret etti.
Açıkçası kalbim çoktan endişeyle çarpmaya başlamıştı. Kesin bu kez beni evlatlıktan reddettiğini söyleyecekti!
"Çok düşündüm." dediğinde şimdi hepimiz bir odada oturmuş endişeyle bekliyorduk. Neyse ki büyükannem cümlesini tamamladı.
"Sana hakkısızlık yaptığıma karar verdim Maysa. Sen haklıydın. Anne olmak, sevilmek senin de hakkın. Kiminle istersen onunla olmak senin de hakkın. Ben bunu biraz abarttım."
Duyduklarım doğru mu diye Gökçe'ye baktım. Yüzünde ki gülümsemesiyle beni onaylayan arkadaşımın mutluluğu gözle görülürdü. Tabii benim de öyle.
"Ah büyükanne...!"
Oturduğum yerden hızla kalkarak onun yanına gittim ve göğsüne yüzümü bastırdım. Sanırım hepimiz ağlıyorduk.
"Ben bilemedim kızım. Seni o adamdan korurum sandım. Sanki o hayatında olmazsa daha mutlu olursun sandım."
Sessiz kaldım. O kadar çok konuşmuştuk ki bu konuları tekrar etmekten yorulmuştum.
"O artık yok büyükanne." dedim göz yaşlarımın arasından. "Sırf seninle aram düzelsin diye o hayatımdan çıktı."
Oysa büyükannem onu kabul bile etmişti. Ama her zaman olduğu gibi yine bir şeylere geç kalmıştık. Mutluydum. Ama bu mutluluğum yarımdı, onsuzdu.
Bunun üzerine kimseden ses çıkmazken büyükannem bana eve dönmemi söyledi. O evi, onun yanını çok özlemiştim. Bu teklifini kabul ettim.
Gökçe'yle tekrar vedalaşıp oradan ayrıldığımızda bir hafta önce ağlayarak çıktığım eve yine ağlayarak girdim. Tek fark o zaman yanımda Arsel karşımda büyükannem vardı. Şimdi ise yanımda büyükannem vardı ama o yoktu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
Ficción GeneralUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
