Hem ağladım hemde çikolatalı pastamı yedim.
Bu adam beni tahmin ettiğimden çok daha iyi tanıyordu.
O kasabaya gideceğimi biliyordu. Mekanı gördüğümde beğeneceğimi düşünmüş daha bir gün öncesinden sevdiğim her şeyi hazırlatmıştı. Yiyeceğim yemeklerden tatlılara kadar. Hatta öyle ki bu durumu idrak ettikten sonra yemeyeceğimi bildiği tatlıyı paket yaptırmıştı.
Arsız hırsızın diyordu bir de utanmadan yazdığı notta.
Büyükannemle konuşmaya gitmesi de bir ayrı meseleydi. Dahası bebeği aldırdığımı düşünmesi de...
O gün geceyi koltukta geçirdim. Uyudum ya da uyumadım onu bile hatırlamıyorum. Aklım düşüncelerle ve karmakarışık fikirlerle doluydu. Bundan sonra ne yapacağımı yine bilmiyorum. Nasıl bir yol izleyeceğim ya da Arsel'e nasıl bir tepki göstereceğimi bilmiyorum.
Tek bildiğim yarın planladığım yere giderek ona karşı -kötü de olsa-bir adım da benim atmak istediğimdi.
Sabaha karşı iki büklüm oturduğum koltuktan kalktım. Saatlerdir hareketsizdim ve her yerim uyuşmuştu.
Mutfağa giderek bir bardak su içtim. Gökyüzü yine güneşsizdi.
Tekrar oturma odasına döndüğümde epey bir ayakta camın önünde dikildim. Uyuşan kollarımı ve bacaklarımı esnettim.
Sanırım bugün hiç bir şey yapmayacaktım. Sadece boş boş oturup yine düşünecektim.
Derin bir iç çekerek camın karşısından uzaklaştım ve koltuğuma tekrar oturdum. İnanılmaz bir halsizlik vardı üzerimde. Kendimi hasta gibi hissediyordum ve dahası...midem bulanıyordu.
Tamda tahmin ettiğim gibi tüm günü lavabo ve oturma odası arasında geçirdim. Aç değildim, canım bir şey istemiyordu. Sadece su içiyordum ve onu da en fazla on dakika midemde tutabiliyordum. Gerçekten iyi değildim.
Akşama doğru iyice halsiz düşen bedenimle bir-iki saat anca uyuyabilmiştim. Sonrasında yine sabaha kadar gözümü kırpmamıştım.
Ertesi güne Gökçe'yle başladım. Uyanır uyanmaz sanki içine doğmuş gibi beni aramıştı. Elbette ona kötü olduğumdan bahsetmemiştim. Ya da bugün nereye gideceğimden.
Bana Arsel'in beni bulup bulmadığını ya da arayıp aramadığını sordu. Doğrusu dün onu beklemiştim. Eğer bebeği aldırdığımı düşünüyorsa kesinlikle yanıma gelip karşıma çıkacağını düşünüyordum. Ya da belki de yine uzaktan uzaktan izlemiş gitmişti.
Gökçe'ye onun hiç gelmediğini söylediğimde ona ulaşıp ulaşmadığını sordum. Ona da ulaşmamıştı.
Eğer şimdi dışarı çıktığımda herhangi bir şey -farklılık- görmezsem hiç gelmediğini düşünürdüm.
İki gün sonra geleceklerini söyledikten sonra biraz daha konuşarak telefonu kapattık.
Saatte bu sırada öğlen olmuştu. Yine canım bir şey istemiyordu. Yolda tuzlu çubuk kraker alırım, diye düşünerek hazırlanmaya geçtim.
Yumuşak bir jean ve beyaz kolsuz bir tişört giydim. Rahat olmak istiyordum. Saçlarımı da yarım toplayarak geriye attım. Yüzüm bembeyaz ve soluk görünüyordu. Normalde olsa yüzümü renklendirmek için makyaj yapardım. Ama bugün içimden gelmiyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
General FictionUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
