Sırlarla ve yalanlarla dolu geçen bir kaç ayın ardından her şey açıklığa kavuşmuştu kavuşulmasına fakat bazen beklediğimiz doğrular hayal ettiğimiz gibi bir etki bırakmıyordu.
Onu görene kadar aklımda binbir senaryo uydurmuş hangisine inanıp inanmayacağımı bile kafamda kurmuştum.
Çok üzgünüm, kırgınım ve öfkeliyim.
Ortaya dökülen gerçeklerle birlikte belki de ikimizde rahatlamıştık. Belki de ilk defa birbirimizin gözlerinin içine yalansız dolansız bakmıştık.
Bundan sonra ne olacağını bilmiyoruz. İkimizde nasıl bir yol izleyeceğiz ya da o yolu yarıda mı bırakacağız emin değiliz.
Son söylediği cümleden sonra bir daha ikimizde konuşmadık. O yanımdan ayrılarak dışarı çıktı, ben ise üzerinde oturduğum eski koltuğa yarım bir şekilde uzandım.
Onun beni buradan salmaya niyeti yok gibiydi. Ama benimde onun yanında kalmaya niyetim yoktu.
Yorgun ve bitkin görüntüsüne güvenerek bu gece uyuyacağını düşünüyordum. O uyuduktan sonra da arabasının anahtarlarını alarak buradan gidecektim. İzimi kaybettiremeyecektim büyük bir ihtimalle. Böyle donanımlı bir hırsızdan nasıl kaçabilirdim ki?
Sadece yalnız kalmam gerekiyordu. İçimde ki mantıklı konuşan Maysa'yla oturup saatlerce konuşmam gerekiyordu. Bir an önce ne yapacağımıza karar vermeliydik.
O koltukta kaç saat o halde uzandım emin değilim. Sadece üzerine yattığım kolum artık uyuştuğunda yavaşça doğruldum. Bu süreç içerisinde aklımda yine binbir çeşit senaryo dönmüştü. Arsel'den intikam almayı bile düşündüm ama bunu neden yapacağımı bilemedim. Ben neden ondan intikam alacaktım ki? Ya da ne için? Bana yalan söylediği için mi? Ya da canımı yaktığı için mi? Bir ara onun canını yakmayı bile düşündüm. Ama sonra onun canını zaten onu görmezden gelerek yakacağımı hatırladım. O çabaladıkça ki çabalarsa eğer ben ondan bir adım geriye gidecektim. Asla ona karşı bir adım atmayacaktım.
Her şeyi zamana bırakıyorum.
Bu zaman içerisinde aklım ve kalbimin savaşını vereceğim. Ve bu savaşın galibiyetini yine o belirleyecek.
Derin bir nefes verirken bakışlarım mavi cam sehpanın üzerinde duran anahtarlara takıldı. Daha önce kafamı çevirip etrafıma bakmadığım için onları yeni görüyordum. Ben cebinde taşıyacağını düşünmüştüm ama o anahtarları burada benim yanımda bırakmıştı.
Acaba bu bir tuzak mıydı?
Ya da benim gidebileceğime ihtimal bile vermiyor muydu?
Artık beyazdan yoksun siyaha dönen çoraplı ayaklarımı tozlu parkeye bıraktım. Camdan dışarıya bakarken onu görememiştim. Acaba neredeydi?
Yavaş hareketlerle ayağa kalkarak anahtarları elime aldım ve avuç içime sakladım. Yine aynı yavaş hareketlerle yürüyerek açık olan ön kapıya çıktım.
Arkası bana dönük uçsuz bucaksızmış gibi görünen bir manzaraya bakıyordu. Evet kesinlikle sakinleştirici bir etkisi vardı bu görüntünün ama ben buna odaklanmadım bile. Ben yalnızca onun bana uzaklığını hesaplıyordum.
Aramızda taş çatlasın beş yüz metre belki de daha fazla mesafe vardı. Ben ise arabaya oldukça yakındım. Aracı çalıştırdıktan sonra çıkan sesi duyduğunda hemen bana doğru hamle yapacaktı. Ben o süreç içerinde hızlı olup aracı hareket ettirebilir miydim acaba?
Kalbim adrenalin pompalamaya başladı bile. Yüzümde ise çoktan şeytani bir sırıtma oluşmuştu.
Resmen tuttuğum nefesimle birlikte merdivenleri indim ve bir iki adımda aracın yanına vardım. İçimden kapılarının açık olması için dua etmeye başladığımda sürücü tarafının kapısına asıldım. Sakin bir tık sesinden sonra açılan kapıyla derin ve mutlu bir nefes verirken yavaşça aracın içine oturdum. Yine aynı yavaşlıkla kapıyı kapatmam gerekiyordu çünkü ortam o kadar sessizdi ki benim en ufak bir tıkırtım ona ulaşırdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
Ficción GeneralUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
