Ertesi gün üzerime kalın bir kapüşonlu ceket ve siyah kep şapkamı takarak dışarı çıktım. İnanın şapkayı ne için taktım emin değilim. Yağmurdan korunmak için? Gizlenmek için? Belki de.
Hep gördüğüm tabelaları takip ederek yürüme yolu boyunca ağır adımlarla yürüdüm. Hava yine yağmurlu ve kapalıydı. Ellerim cebimde şapkanın izin verdiği kadarıyla görüyordum çevremi. Doğrusu kafamı kaldırıpta etrafımı incelemiyordum.
Sanki her ağacın ardında o varmış gibi hissediyordum. Belki psikolojikti emin değildim ama bana izleniyormuşum gibi geliyordu.
Adımlarım her ne kadar hızlı olsa da bir an duraksadım. Yetişeceğim bir yer yoktu ama hızlı yürüyordum. Nefes nefese kaldığımı fark ettiğimde biraz yolun kenarına çekildim. Oldukça sessiz bir yerdeydim. Ulaşmak istediğim kasabaya ne kadar kalmıştı bilmiyorum ama bir an için geri dönmeyi istedim.
Sabah uyandığımda evde bazı ihtiyaçlarımın eksik olduğunu görmüştüm. Gökçe ya da Banu'yu da arayarak isteyebilirdim ama ben bugün dışarı çıkmayı seçmiştim.
Ve evet arabamla da gidebilirdim.
Niyeyse bugün yürümek istedim. Önümde uzanan dümdüz topraklı yol, çevresini saran kocaman ağaçlar ve hafif çiseleyen yağmur bana ilk başta oldukça çekici gelmişti.
Ama şimdi...birdenbire içimi bir korku kapladı.
Bu korkum onun beni takip ediyor olma ihtimali için değildi. Açıkçası çokta umrumda değildi şu an beni uzaktan izleyen ya da takip eden Arsel. Sebepsiz yere gerilmiştim.
Adımlara kaldığım yerden devam ederek bu kez daha sakin yürüdüm. Ellerimi ceketimi cebine atarak kafamı biraz yukarı kaldırdım ve temiz havayı içime çektim.
Parmak uçlarıma temas eden telefonumla aklımdan hiç çıkmayan kadın bir kez daha kendini hatırlattı. Buraya geldiğim günden beri deli gibi onu aramak konuşmak istiyordum. Ama sonra onunla yaşananlar aklıma geliyor vazgeçiyordum.
Ben bir evlat olarak üzerime düşen görevi yaptığımı düşünüyordum. Onu iknaya etmeye çalıştım, bu bebeğin benim için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştım, onunla sakin ve yapıcı bir konuşma yaptım. Ama o benim tüm bu yaptıklarımın aksine tavrını çok net belli etti ve beni umursamadı bile. Şimdi durum böyle iken tekrar bir adım daha atmaya çekiniyordum.
Derin bir nefes alırken koyu lacivert üç katlı bir ev gördüm. Nihayet kasabaya ulaşmıştım. Şimdi sıralı bir çok ev ve ortalarda bir kaç esnaftan başka kimse yok gibi görünüyordu.
Gözlerimle etrafımı tarayarak işime yarar bir market bakındım.
İnşaat malzemeleri satan ufak bir dükkan hemen yanında yine ufak bir kırtasiye ve onun yanında da bir market gördüm. Adımlarım o yönü bulurken marketin tam karşısındaki yer dikkatimi çekti. Dışı tamamen taş dekore edilmiş içinden gün ışığı renginin dışarı kadar vurduğu bir mekan vardı. Çok mistik bir hava yayıyordu etrafına ve ben çoktan markete girmekten vazgeçip buraya doğru yol almıştım.
Büyük cam kapıyı mekanizmalı zil eşliğinde açarak içeri girdim. Evet kesinlikle çok güzel bir yerdi.
Mekanın tam ortasına oldukça modern bir soba yerleştirilmişti. Yeşil renkteki sobanın etrafı ahşap kombinli masa ve sandalyelerle donatılmış duvarlara bir çok karikatüristik tablolar asılmıştı. Ben etrafı incelemekten kendimi alamazken orta yaşlarda bir kadın belirdi karşımda.
"Merhaba, hoşgeldiniz."
Yüzüme en sahici gülümsememi yerleştirdiğimde bende kadına cevap verdim. "Merhaba. Hoşbuldum."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
Fiksi UmumUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
