14. Bölüm

9.3K 880 96
                                        

Ertesi gün yine erkenden uyanmış büyükannemle güzel bir kahvaltı yapmıştım. Kocası şehir dışından dönen Gökçe dün ben eve gelmeden ayrılmıştı bizden. Tabii bu onunla tüm günü konuşmamıza engel olmamış görüntülü arayarak bir saate yakın sohbet etmiştik. Ah evet, parmağımda ki yüzüğü gördüğünde de çığlık çığlığa duygularını dile getirmişti.

Henüz büyükanneme ondan iki ay ayrı kalacağımı söylememiştim. Bir türlü dilim varıpta konuşamıyordum.

Öğlen olmadan evden ayrıldığımda beni bekleyen Bartu'nun arabasına bindim.

Hava her ne kadar soğuk olsa da bugün şehrin üzerinde cılız bir güneş hakimdi.

"Günaydın."

"Günaydın."

Kısa bir selamlaşmanın ardından yola koyulduğumuzda hastanenin zıt yönüne ilerleyen araç ile kaşlarım çatıldı.

"Hastaneye gitmiyor muyuz?"

Bakışlarını yoldan alan adam "Önce eve gitsek olmaz mı?" diye sordu.

"Olur tabi de-" dedim ama sonradan sustum. Evden büyük bir hevesle bebeği göreceğim umuduyla çıkınca şimdi bir an afallamıştım.

"Ev sahibinin acil bir işi çıktığı için o evden ayrılmadan anahtarları almamız gerekiyor."

Artık nasıl bir surat ifadesine büründüysem Bartu açıklama gereksiniminde bulunmuştu. Usulca kafamı salladığımda kollarımı göğsümde birleştirdim ve yola odaklandım. Arada bir normal konulardan konuşsakta ben içimde ki heyecanı bastıramıyor, kafamı ona ve sorduğu sorulara veremiyordum.

Araç yavaş yavaş şehir dışından uzaklaşırken resmen farklı bir dünyaya gelmişim gibi hissediyordum. Çünkü şu an karşımda duran yere büyülenmiş gibi bakıyordum.

Karların ve çam ağaçlarının arasında en fazla dörtlü kümeler halinde dizilmiş ve toplamı neredeyse on beş-yirmi evden oluşan muazzam bir yerdi.

"İşte geldik."

Bende Bartu'nun sesiyle birlikte anca kendime gelebilmiştim. Işıklı sarmaşık süslerinin kapladığı bir kapının önünde durduk. "Ev sahibi anahtarları buraya bir yere bırakmış olmalı." derken kapının üzerinde bulunan süsün içinden bir anahtar çıkararak kapıyı açtı. Önden geçerek içeri girdiğimde neredeyse ağlayacaktım.

Bebeğim için yaptığım alışveriş çantaları, büyük paketler evin salonuna bırakılmıştı. Yeşilin belki de en güzel tonlarına sahip koltuk takımı ve bu yeşile yakışan kırmızılı-turunculu yastıklar odayı tam bir kış havasına çevirmişti. Çok büyük olmayan bu salon oldukça şık dekorasyonlarla süslenmişti. Kısacası gördüğüm tek bir oda bile çok hoşuma gitmişti.

"Ee nasıl buldun?"

"Harika." dedim düşüncelerimi dile getirerek.

"Gel bir de diğer odaları gezelim."

Bartu'yla birlikte evin geri kalanını da yine aynı hayranlıkla gezmiştim. Ne büyük ne de küçük bir evdi. Tam iki kişilik bir çift içindi. Geri salona döndüğümüzde bu kez bebeğin eşyalarını alarak büyük yatak odasına taşıdık.

Bartu yatağın hemen yanına beşiği kurarken bende aldığımız bütün kıyafetleri dolaba yerleştirdim.

İçimde dolup taşan bir heyecan vardı. En önemlisi mutluydum. Beşiği kurmaya çalışan Bartu... sanki bir rüyaydı şu an yaşadıklarım.

Günün ilerleyen saatlerinde Gökçe arayarak bebeğin son sağlık kontrollerden geçeceğini eğer istersek onu yarın görmeye gideceğimizi söylemişti. İlk başta bunu kabul etmemiştim ama hem neredeyse akşam olmak üzereydi hemde Bartu epey bir yorulmuş görünüyordu. Hoş! Ona kalsa bebeği görmek için benden çok ısrarcı olmuştu ama son ortak kararımızla bunu yarına ertelemiştik. 

MAYSABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin