"Evet her şey yolunda."
"Kahvaltı yaptın mı?"
"Şimdi hazırlıyorum." derken dilimlediğim sebze tabağını hazırladığım ufak tepsinin içine yerleştirdim.
"Dünden beri burada inanılmaz bir yağmur yağıyor. Orada da hava durumu aynı mı?"
Gökçe'nin sorusuyla birlikte mutfak penceresinden dışarı baktım. Vakit öğleden önce olmasına rağmen dışarısı çok koyu bir griydi. Yağmur yağmıyordu ama dün yağan yağmur ancak sabaha karşı durmuştu.
"Dün çok yağdı ama şimdi yağmıyor gibi."
Anladığına dair homurtular çıkaran arkadaşımın ne için aradığını çok iyi biliyorum. Ama cesaret edipte bir türlü soramadığı sorularla sessizliğimiz uzadı.
"Ben...nasıl olduğunu merak ettim."
"Gelmedi." dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. "Beni burada da bulmadı."
"Zaten istediğin bu değil miydi?"
Evet buydu. Beni bulmamasını istiyordum. Ama yine de...
"Mert uyandı. Ben bir ona bakayım, yine ararım seni."
"Çok öpüyorum."
"Bende canım. Dikkat et kendine."
Kapattığım telefonu koltuk altıma sıkıştırıp hazırladığım tepsiyle birlikte oturma odasına geçtim. Kapalı perdeler odayı daha da karanlık yaparken ışığı açtım. İçimden perdeleri açmak gelmiyordu.
Dün yağmurda epey bir ıslandım. Bahçede adımladım ve biraz çevreyi gezdim. Bulunduğum yere yirmi dakikalık yürüme mesafesinde küçük bir yerleşim alanı var. Araştırmayı hiç düşünmediğim ilçe olduğunu tahmin ettiğim bir yerdi. Elbette dün oraya gitmedim ama oraya giden bir çok tabela gördüm. Şimdilik bir eksiğim yoktu. Olursa gitmeyi düşünüyordum.
Erken uyumama ve uykumu almama rağmen hiç uyumamış gibiyim.
Zor güç yaptığım kahvaltıyla birlikte bulaşığımı topladım ve ortalığı yalandan biraz düzelttim. Belki ayılırım umuduyla kendime yumuşak bir kahve yaptım. Salona tekrar geldiğimde bu kez ışıkları kapattım ve perdeleri açmak için yeltendim. Kalın güneşlikleri çektiğimde pek bir şey değişmemişti ama bahçe...
Elimdeki fincanı sehpanın üzerine bırakarak cama yaklaştım.
Gördüklerim...gerçek miydi?
Kalbim boğazımda atmaya başlamıştı bile. İçimi bir ürperti kapladı ve ben o an çoktan geçmişe doğru yol aldım.
Bundan aylar önce Umut'la birlikte evde yalnızken korkutmuşlardı beni. Aynı böyle büyük bahçeye bakan camın önünde durmuş bana el bile sallamıştı bir karaltı. Gitmeden önce mavi bir emziği camın önüne bırakmıştı. O an ki korkum...Umut'uma zarar gelecek endişesi ve yalnız oluşum...ta o zamanlarda başlamıştı Arsel bana zarar vermeye.
Evet belki de siz şimdi de korktuğumu ya da beni korkutacak bir görüntüyle karşı karşıya kaldığımı düşünüyorsunuz. Ama hayır. Bu öyle bir şey değildi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
General FictionUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
