Bayılmak için insanın gözlerinin kapalı olmasına gerek olmadığını öğrendiğim dakikalardan birini yaşıyordum. Gözlerim açıktı, yine de kocaman bir karanlığın içine düşmüştüm. Bedenim ayaktaydı ama ben uçsuz bucaksız bir boşlukta öylece savruluyordum.
Karaltı yavaş adımlarla geriye doğru yürüdüğünde gözümün önünde yalnızca siyah bir nokta gibi kalmıştı.
Sürekli dönen siyah beyaz bir sarmalın etkisi altında gibiydim. Beynim hipnozun bir parçası olurken, bu sarmalın ortasında ki siyah nokta odaklandığım tek ayrıntıydı.
Kalbim kulaklarımı bile sağır edecek şeklide göğüs kafesime baskı uyguluyordu. Gözlerim etrafta ne olup bittiğinden habersiz ağır ağır kararmaya başladığında kucağımda ki bebeğin ağlama sesi beni kendime getirdi. Korkuyla yerimden sıçradığımda ağlayan bebeği bana doğru dönderdim ve sıkıca sarıldım.
O sesli bir halde ağlarken ben onun aksine sessiz sessiz ağlıyordum.
Neydi şimdi bu? Kimdi? Hele o camın önüne bıraktığı mavi emzik? Düşündükçe başıma ağrılar giriyordu. Dahası öyle bir korkuyordum ki ne yapacağımı bilmiyordum. Çok sonradan, artık kucağımda ki bebeğin ağlaması şiddetlendiğinde harakete geçebildim.
Neredeyse koşar adımlarla üst kata çıkarak bana ayrılan oda yerine Bartu'nun odasına girdim ve hızla kapıyı kapattım. Bu odayla ilgili aklımda yalnızca büyük kıyafet dolabı kalmıştı. Kendime doğru çektiğim ikili sürgü kapıları açarak daha boş olan taraflardan birine girdim. Saniyeler sonra sürgü kapıları tekrar kapattığımda kucağımda ki bebeğe sarılarak beklemeye başladım.
Minik bebeğim ağlamayı kesmişti ama hâlâ derin derin soluyor huysuzlanıyordu. Eğilerek ıslak yanaklarını öptüm. Kucağımda onu ileri geri hareket ettirdim. Belki uyurdu.
İki büklüm zor sığdığım dolabın içinde korkuyla bekledim. Eve biri girecek diye bekledim. Üst kata çıkacak ve beni saklandığım bu dolabın içinde bulacak diye korkuyla bekledim.
Karanlık alanda gözümü ne zaman kapatsam karların arasında ki o siyah görüntü geliyordu aklıma. Bana doğru yaklaşması, el sallaması ve kısılan gözleri...
Çocukluğumdan beri böyleydim ben. O zamanlarda da mahallede oynadığım arkadaşlarım bile beni korkutsa günlerce etkisi altında kalır, her geceyi büyükannemin yanında geçirirdim. Beni etkileyen ve bilinç altıma işleyen çoğu olayın etkisinden kurtulamazdım.
Şimdi de öyle olacaktı. Ben ne zaman mutfak camından dışarı baksam orada bir karaltı görecektim. Ne zaman salon camlarının önünde dursam bana doğru bir karaltı yaklaşacaktı. Ve ben ne zaman yalnız kalsam hep bir yerlerden değişik sesler duyuyormuşum gibi hissedecektim. Sürekli kilitli kapıları kontrol edecek camları kapatacaktım. Sonuç olarak bu olay beni ruh hastası Maysa'ya çevirecekti. Belki bu davranışlarım Bartu'nun gözünde beni deli yerine bile koyacaktı.
Bartu demişken...panikle salondan ayrıldığım için telefonumu almayı akıl edememiştim. Acaba aramış mıydı? Belki de bana ulaşamadığı için hemen yola çıkmıştı ve geliyordu. Beni merak etmiş miydi? Ya da bana bir şey olduğunu düşünmüş müydü? Bilmiyorum ama umarım bir an önce yanımda olurdu.
Saklandığım dolabın içinde dakikalarca hatta belki de saatlerce öylece durdum. Bu süreç içerisinde bir sürü akıl hastası Maysa senaryosu yazdım. Hâlâ korkuyordum. Bu korkum Bartu'nun gelmeyişi ile daha da şiddetleniyordu.
Derin bir nefes alarak kucağımda hareketlenen bebeğin üzerini açtım. Muhtemelen ortam karanlık olduğu için birazdan korkudan ağlamaya başlayacaktı. Onu hafif hafif sallamaya başladım ama o çoktan ağlamaya başlamıştı. Onu en son sabah doyurduğum aklıma geldiğinde sessiz bir küfür mırıldandım. Acıkmıştı ve kesinlikle şuan bu yüzden böyle şiddetli ağlıyordu, bir de dolan bezi bunu iyice destekliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
Fiksi UmumUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
