Hani bu sabah demiştim ya, Bartu'nun bana hissettirdiği duygular pamuklarla kaplı kelebek ormanında beni yürüyüşe çıkarıyor, diye... Ben o ormanın içinde çoktan kaybolmuştum. Tuhaf olan kaybolmam değildi. Asıl tuhaf olan benim bu ormanı evim olarak sahiplenmemdi.
Onun kara gözleri dudaklarımla olan temasını kesmeden bana doğru yaklaşmaya devam ediyordu. Ben ise sadece onun bana yaklaşmasını kalbimde ki büyük bir gürültüyle bekliyordum.
Kara gözleri bana iyice yaklaştığında gözlerim yavaşça kapandı. Her saniyesi hatta salisesiyle bile bu anı zihnime kazımak istiyordum. Yavaşça yutkundum, bu sırada burnumun ucuna temas eden tenle birlikte yavaşça gözlerim aralandı. Bartu'nun burnuma temas küçük burnu ileri geri hareket ederken ağzından verdiği nefesi yüzümü okşuyordu.
Sanki günlerdir bu anı bekliyormuşum gibiydi. Sanki yıllardır onu bekliyordum.
Burnundan derin bir nefesi ciğerlerine çektiğinde kafasını biraz daha aşağıya indirdi. Çenemde olan elini sıkılaştırdığında kafamı biraz daha yukarıya kaldırdı. İşte şimdi dudaklarımızın arasında bir nefes boşluk kalmıştı. Bu boşluğu uzanarak kapattığında dudaklarımın üzerine kapanan dudakların varlığı sadece bir saniye sürmüştü.
Odada yankılanan ağlama sesi ile birlikte Bartu kendini geri çektiğinde ben öylece kalbimin gürültülü sesiyle birlikte ona bakıyordum.
"Eh be oğlum, eh be! Şimdi mi uyanılır!?"
O söylenerek ayağa kalktığında ben hâlâ daha az önceki yaşananların şokundaydım. Kalbim resmen boğazımda atıyordu. Nihayet oturduğum yerden kalkabildiğimde kucağında Umut'u ileri geri sallayan Bartu'nun yanına gittim.
"Hadi babacım, uyu paşam."
Mavi gözlerini kocaman açarak Bartu'ya bakan Umut hiçte uyuyacak gibi durmuyordu. Tam tersine uzun bir süre bizimle birlikte uyanık kalacağa benziyordu. Ayrıca cümle içinde Umut'a karşı kullandığı babacım kelimesi ile yüzümde derin bir gülümseme oluştu.
"Uykusu yok işte zorlama çocuğu." dedim yalandan kaşlarımı çatarak. Oysa sırıtmamak için kendimi zor tutuyordum.
Bartu'da bunu anlamış olmalı ki kucağında ki bebeğe eğilip bir öpücük kondurdu ve benim almam için bebeği bana uzattı. İlerleyip koltuğun üzerine oturdum.
"Umut'un uyumasına gerek yok bence." diyen Bartu tepemde durarak bana bakıyordu. Ben ise ne diyeceğimi bilmeden kızardığıma emin bir halde öylece oturuyordum.
Boğazımı temizledim yavaşça ve bakışlarımı Bartu'dan alarak kucağımda hareket eden bebeğe çevirdim. Bu sırada Bartu'nun kısık kahkahasını duyabiliyordum. En iyisi aldırış etmemekti, doğrusu o yokmuş gibi davrandım ve kucağımda ki bebeği sevdim.
Zaten Bartu'da tepemde dikilmeye bir son vererek koltuklardan birine oturmuş eline de uzaktan kumandayı almıştı. O rastgele bir kanal açtığında bende arkama yaslanarak Umut'u göğsümün üzerine yatırdım.
Uzun bir süre ikimizde televizyon izledik. Arada bir bacağıma sürtünen Azman'ı sevmek istedim ama huysuz kedi uzak durarak çok sevgili sahibinin (!) göğsüne yatmıştı.
Bartu'ya tekrar dün geceyi sormak için can atıyordum. Ama belki de adam anlatmadan hemen önce onu öpmek için yeltendiğimden bunu sormaya tekrar cesaret edemiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
General FictionUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
